Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Metin Karabaşoğlu

İKİ HAFTA ÖNCE, MÂLÛM GAZETELERİN sayfaları arasında yer alan Cannes Film Festivaliyle ilgili haberler arasında, gerçekte festivalin konusu ile hiç mi hiç ilgisi olmayan bir haber ve fotoğraf vardı. Habere bakılırsa, bu tür organizasyonların âdeta bir seküler ayine dönüştürülmüş bulunan ‘kırmızı halı’ seremonisinde, gözler Doğudan, üstelik İslâm diyarından, üstelik İran’dan bir ismin üzerindeydi. Bu isim, bu yılın Avrupa Güzellik Yarışması’na Almanya adına katılmış ve birinci seçilmişti. Büyük resimlere eklenen küçücük haber metni, bu İran asıllı hatunun dekolteli kıyafeti üzerine övgülerden ibaretti.

Bir hafta sonra ise, bu kez Türkiye menşe’li bir haber yer aldı mâlûm gazete sayfalarında. Antalya’da düzenlenen ve kart zamparaların jüri üyeliği yaptığı başka bir güzellik yarışmasıyla ilgili haberde, yine bir İranlı hanımın ismi ve bu kez iki resmi vardı: tesettürlü ve bikinili!

Bu haberler, birer ‘magazin’ haberi olarak ‘ciddiye alınmaya değmez’ bulunup geçilebilir. Fakat, tecrübelerim, magazin haberlerinin en ziyade dikkate alınması gereken haberler arasında yer aldığı şeklindedir; çünkü bu haberlerde, hem ilgili medyanın temsil ettiği zihniyetin arkaplanını ve duygusal röntgenini ele verir, hem de gelecekte toplumun gelmesini istedikleri noktayı dışa vurur. Dünün magazin sayfaları ile bugünün sokak manzaraları arasındaki mutabakat, bu tezimizin şahididir.

Bu iki haberi hatırımızda tutarak, hafızamızı kullanalım. 2002’de yapılan Dünya Güzellik Yarışmasında kim birinci seçilmiştir? İlk kez güzellik yarışmasına ‘aday’ gönderen bir ülke olarak ‘Afganistan güzeli.’

Peki, 1930’ların başında Türkiye ilk kez ‘güzellik yarışması’na katıldığında birinci kim olmuştur? ‘Türkiye güzeli’ Keriman Halis.

Bu aya dair iki haberi ve geçmişe dair bu iki bilgiyi bu yoldaki başka nice haber ve bilgiye birleştirince, insan, Katherine Bullock’un Rethinking Muslim Women and the Veil’in “Birinci Bölüm”üne rengini veren analizin hakkaniyetini bir kez daha anlıyor.

Katherine Bullock, Avustralyalı bir isim. Kanada’da Toronto Üniversitesi’nde lisansüstü öğrenim görürken, kendi ifadesiyle, bir ‘manevî yolculuk’ da yaşar: “Bu yolculuk, sırasıyla, İslâm’dan nefret etmeyi, ona saygı duymaya başlamayı, sonra ona ilgi duymayı ve en sonunda onu kabul etmeyi içeriyordu.” Sonuçta, 1991’de televizyonda Türkiye’deki tesettür yasağına ilişkin haberleri gördüğünde mesture hanımlar için ‘zavallılar’ diye düşünen Bullock, İslâm’ı kabul sürecinde yaşadığı iç muhasebeler hengâmında, önce tesettürü kabullenmekte zorlanır, ama ilgili Kur’ân âyetlerinin gerçekten tesettürü emrettiği düşüncesi; İslâm’ı seçtiğinde tesettürü de benimsemesi gerektiği düşüncesine onu götürür ve 1994 yılında İslâm’a girer ve tesettüre bürünür. Mesture bir muhtedi olarak yaşadıkları ve gözlemledikleri ise, onu tez konusu olarak ‘tesettür’ü, özellikle de Batı dünyasındaki tesettür-karşıtı önyargıları çalışmaya sevkeder.

Bullock’un bu doktora tezine dayanan, ama daha sonra geliştirilmiş adı geçen kitabı, Tesettürü Yeniden Düşünmek başlığıyla inşaallah Haziran ayı sonuna doğru Karakalem Yayınları arasında yayınlanacak. Burada, yukarıda belirttiğimiz olaylar ışığında kitabın ilk bölümünün analizine değinecek olursak; Bullock, Batı dünyasının ve Batılılaşmış Doğuluların İslâm’a yönelik hücumlarında ‘kadın’ ve özellikle de ‘tesettür’ konusunun merkezî bir yer işgal etmesinin ardında, ‘psikolojik’ bir boyut olduğunu belirtiyor. Ve bu tezini, son yüzelli yıl boyunca İslâm dünyasına gelmiş oryantalistlerin, seyyahların, elçilerin yazdıklarından yaptığı dikkatli alıntılarla delillendiriyor. Özetle, şöyle diyor Bullock: Batı insanı, kendisini ‘üstün’ görmekte ve diğer uluslara tepeden bakmaktadır. Batılı, ‘fetihçi’dir; dünyanın kalan kısmını gözlemlemek, hükmetmek ve kuşatmak ister. Batılı erkeğin kendi coğrafyasının kadınlarını soyunuk surette resmetmesinin ötesinde, dünyanın kalan kısımlarına olan seyahatlerinden hep çıplak resimler devşirmesi, meselâ Afrika, Karayipler, Latin Amerika veya Okyanusya kabilelerinden çıplak kabile kadını fotoğraflarının Batılı coğrafya dergilerinde hatırı sayılır bir yekûn tutması bir tesadüf değildir. Aynı Batılı, İslâm dünyasına geldiğinde ise, bu temayülü dumura uğrar; çünkü karşısında mesture hanımlar vardır. Hep gözlemleyen ve fetheden Batılı, bu kez ‘gözlemlenen’ ama tesettür yüzünden ‘gözetleyemeyen’ durumdadır. Mağlup düşmüştür. Bu mağlubiyeti aşmak için, tesettür-karşıtı bir söylem geliştirdiği gibi, fiilin yapamadığını hayalen gerçekleştirmeye çalışır. Binbir Gece Masalları’nın Batıya taşınma biçiminin, harem üzerine yazılanların ve yapılan filmlerin arka planında hep bu vardır.

Ve elbette, yukarıda zikrettiğimiz geçmişten iki olay ve bu ayın içinden iki haberin ardında da...

Bullock’un bu analizi, Abdülhakim Murad’ın şu sözüyle nasıl da örtüşüyor: “Tesettür erkeklerin gözlerini örter, kadınların gözlerini değil!"




Yeni Asya Gazetesi, 29.05.2005

  29.5.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu