Abdülhakim Murad’ı okurken

Metin Karabaşoğlu

‘MUHTEDİ’ KELİMESİ, BİZİM İKLİMİMİZDE, ‘BİZİM dinimize’ gelen bir ‘öteki’yi çağrıştırır genellikle. Hakikat-ı halde, bir muhtedi, ihtida ettiği andan itibaren eşitimiz; “Mü’minler ancak kardeştir” sırrınca, bizim can kardeşimizdir. Gelin görün ki, teorik düzeyde bu kavransa bile, duygular düzeyinde bir ‘dışarıdan biri’ ve ‘öteki’ çağrışımı yakamızı bırakmaz.

O yüzden, ‘muhtedi’ bir mü’mine karşı içimizde belli belirsiz bir gerilim, bir tereddüt halet-i ruhiyesi. Velev ki, ihtidasının üzerinden çok uzun yıllar geçmiş olsun.

Muhtedi, bir yandan, birilerine “Bakın, falan ülke filan ırktan falan bile hakkâniyetini teslim ederek bizim dinimize girdi” diye ‘vitrin’e çıkardığımız bir figürdür. Ama öte yandan, bir türlü bizimle aynı safa koyamadığımız, zihin ve duygu iklimimizin bir yerlerinde ona ‘ikinci dereceden’ bir pâye biçtiğimiz bir figür. Muhtedi, İslâm sözkonusu olduğunda, öğrenir, ama öğretemez bizce; bizden istifade eder, ama bizim ondan istifade etmemiz sözkonusu değildir.

İç dünyamızda ‘muhtedi’ deyince beliren çağrışımları ve dış dünyada ‘muhtedi’lere bakış ve davranış biçimimizi irdeleyip, açık yüreklilikle itiraf edelim: Durum gerçekten budur.

Bunun bariz bir yansıması, İslâm coğrafyasında doğup büyümüş, Müslüman bir aileden gelmiş bir mü’mine gösterdiği bilgi ve birikim itibarıyla ‘âlim’ pâyesi vermekte zorlanırken, gerçekte aynı sıfatı en az onun kadar hak eden bir muhtedi mü’mine bu vasfı yakıştıramayışımızdır. ‘Pakistanlı İslâm âlimi,’ ‘Mısırlı Müslüman âlim’ gibi ifadelere dilimiz alışıktır; peki, şimdiye kadar bir kere olsun “İngiltereli Müslüman âlim,’ ‘Amerikalı İslâm âlimi’ gibi ifadeler kullandık mı? Yahut, kullanıldığını duyduk mu, gördük mü?

Oysa, son yüzyıla baktığımızda, İslâm dünyasının ilim ve fikir hayatında muhtedi mü’minlerin ciddî bir etkisinin ve ağırlığının olduğunu görüyoruz. Şu ülkedeki Réne Guénon’dan Muhammed (Marmaduke) Pickthall’e, Charles Le Gai Eaton’dan Martin Lings’e nice ismi bu minvalde bir çırpıda sıralamak mümkün. Ancak, bir ‘Müslüman entellektüel’ sıfatı yakıştırabildiğimiz muhtedi mü’minler olmakla birlikte, ‘Müslüman âlim’ sıfatı yakıştırmakta yine de cimriyiz, zorlanıyoruz.

Oysa, ‘küreselleşme’nin konuşulduğu bir çağda artık dünyanın hemen her yerinde ve her ırktan Müslümanlar varolduğuna göre gerçekte artık bütün dünyayı içerir hale gelmiş olan ‘İslâm dünyası’nda, ‘Müslüman âlim’ sıfatını hak eden muhtedi mü’minler de var.

Meselâ Abdülhakim Murad, bu ünvanı sonuna kadar hak ediyor.

Abdülhakim Murad, nâm-ı diğer Tim J. Winters, çeyrek asır önce, Kahire’de Arapça ve İslâm ilimleri tahsil ederken ihtida etmiş bir İngiliz. 1960 doğumlu. Cambridge Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm üzerine dersler veri

yor. Arapça’ya ve İslâmî ilimlere nüfuzu yazılarında açıkça gözüktüğü gibi, Türkçe’ye ve klasik Türkçe/Osmanlıca kaynaklara nüfuzu da insanı şaşırtıyor; dahası, utandırıyor! Yine yazılarında, Batı düşüncesine ve bu düşünce çizgisinde nüanslara dair müthiş bir açılımlar görüyor insan. Merak eden, Gelenek Yayınları arasında çıkan, Postmodern Bir Dünyada Kıbleyi Bulmak adlı eserine bakabilir. Dili ve üslubu biraz ağır olmakla birlikte, sabırlı bir okuyucunun, onda bulacağı çok şey var. Sabırlı bir okuyucu, ona bir ‘Müslüman âlim’ olarak tavsifte cömert değil, hakperest davrandığımı da kitabı okuduğunda açıkça görecektir. (Yeri gelmişken; Abdülhakim Murad’ın yazılarından bir kısmının, kendisinin özel izniyle, www.karakalem.net’in “entelektüel bakış” bölümüne de yerleştirmiş olduğumuzu belirte

yim.)

Abdülhakim Murad’ın bu kitapta söylediği çok şey var. İslâm dünyasında, bu arada Türkiye’de kendisine ‘âlim’ ve ‘ilahiyatçı’ sıfatı yakıştırılan nice isim, İslâm’ı Batı modernitesine teslim eder bir üslupla nice İslâmî ölçüyü tavsatır ve hatta yok sayarken, onda ‘kökler’e müthiş bir sadakat ve ‘kökünden’ kopmadan bugünü doğru okuma noktasında müthiş bir feraset görüyor insan. Bir ‘yol arkadaşı’ görüyor. Aile üzerine, mezhep ve içtihadlar konusu üzerine, ‘neo-Haricî’ diye tanımladığı radikal eğilimler üzerine, ‘liberal İslâm’ projesi üzerine, mü’minler için ‘temel ilke’ olarak sünnet üzerine söyledikleri.. son derece manidar.

Bütün bunlar, onun Postmodern Bir Dünyada Kıbleyi Bulmak kitabının birinci bölümünde dile getirdiği bir soruyu gündeme taşımak üzere bir girizgâh idi. Gelin görün ki, ‘girizgâh’ı henüz tamamlamıştık ki, bize ayrılan yerin sonuna geldik.

Salı’ya bu bahsi tamamlayalım.




Yeni Asya Gazetesi, 03.04.2005

  3.4.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu