Dost dost…(1)

Harun Pirim

SERGÜZEŞT-İ HAYATLARIMIZA BAKTIĞIMIZDA, KENDİLERİNDEN DESTEK aldığımız, ümit devşirdiğimiz, kalbimize huzur veren, merkezinde hayati kararlarımızın olduğu istişarelere bihakkın katılan dostlarımız yıldızlar gibi parlar. Diğer taraftan, kıymetleriyle orantılı olarak genellikle kendileri fark etmeden en büyük incinmelerimiz de dost eliyle gerçekleşmiştir. Taşları yerli yerine koyabildiğimizde, ‘insanız hatadan hali değiliz’ manasında rahatlatıcı açıklamalar ile affa sarılıvermişizdir. Hata, kusurda nefsimizin payı, dostun nefsinin payı, şeytani mekanizmaların dostu tetiklemiş olabileceği payını çıkarınca affa sarılmak daha da kolaylaşmıştır. Bu süreç ne kadar da fıtri, insani, rahatlatıcı, öğretici, olgunlaştırıcı olmuş, böylece dostluklarımız daha da pekişmiştir.

İçinde yaşadığımız günler ise, dostun dosta şeytani, dünyevi, siyasi mekanizmaların da telkini ile ötekileştirildiği günler. Birbirlerine karşı olan sevgilerinin, saygılarının giderek azaldığı, ben merkezli, ‘kendisi bilir’ edalı yanlış izzet savrulmalarının yaşandığı günlerdeyiz. İçeriğin, keyfiyetin, kalıplara, kemiyete feda edildiği; şablon nasihatların dünyevi, nefsani hapislerimizden kurtaramadığı günlerdeyiz. Tercih edip, doğru bulduğumuz hikmet şefkat yolunda kendimizi yaya, kimsesiz yapayalnız hissettiğimiz anlarımız çok. Mü’min’in yitiği hikmet hala en yitiklerimizden. Şefkat ise diziler gibi demogojik afaki anlatımlar ile istismar edilen; yakınlarımıza esirgediğimiz, merkez kaç kuvvetine konu olacak kadar ilişkilerde en yakınlarımızdan (‘onlar zaten bizden’ vehmi ile) sakındığımız bir ‘öteki duygu’ artık. Şefkat de mü’minim en azından adresini yitirdikleri arasında velhasıl. Dostlara ikram etmenin, tebessümün, dostların sıkıntısını gidermenin, gönüllerine sevinç koymanın en güzel ameller arasında sayıldığını ifade eden hadislere rağmen durum böyle. Ne zaman bir dostun bir şekilde ihmal edildiğini düşünsem, gelecek asr-ı saadet hatırası ile teselli bulur, ibret almaya çalışırım.

Hz. Aişe(ra)’ye atılan iftira(ifk) malumumuz. İftiraya karşılık, sonrasında bir ay boyunca yaşanılanlar, gelecek bütün asırlara örneklik teşkil edecek duruşları, bekleyişleri barındırırken neticesinde nüzül eden ayet-i kerimeler de benzer ahvale duçar olan, olabilecek insanlara hususen dostlarımıza karşı takınmamız gereken tavırları öğretir. Hicretin altıncı senesinde gerçekleşen Benu Müstalik gazvesinden Medine’ye geri dönerken; Medine’ye yakın bir yerde konaklama sonrasında yola çıkacak iken Hz. Aişe gerdanlığının kaybolmuş olduğunu fark edip, onu aramaya çıkar. Bu sırada askerler Hz. Aişe’yi deve mahmilinin içinde zanneder ve ordu yola devam eder. Hz. Aişe, yokluğunun fark edilip, ordunun geri döneceğini beklerken uyuyakalır. Sabah olunca, geri gözcüsü olan Safvan ibn Muattal Hz. Aişe’yi görür. Hz. Aişe’yi devesine bindirir ve deveyi önden çekerek yol alırlar. Ordunun konakladığı yere yetişirler.

Hz. Aişe, bu gecikme hadisesi yüzünden helak olanlardan bahseder. Bu gecikme yüzünden kendisine iftira atılmıştır zira. Bu işte en büyük vebalin Abdullah ibn Ubey’e düştüğünü ifade eder. Hz. Aişe, Medine’ye döndükten sonra bir ay boyunca hastadır. Bu sırada iftira ve dedikodular dolaşıyordur, lakin kendisi haberdar değildir. Bir gece Ümmü Mistah ile ihtiyaç gidermek için dışarı çıkarlar. Ümmü Mistah, ayağı örtüsüne takılarak yere düşer. Canı acımasıyla birlikte ‘Mistah helak olsun’ diye oğluna beddua eder. Hz. Aişe, Bedir gazvesine de katılmış olan oğluna beddua ettiğini görünce şaşırır. Mistah’ın annesi bunun üzerine ‘O’nun ne söylediğini işitmedin mi?’ diye sorarak iftiracıların söylediklerini bir bir anlatır. Hz. Aişe’nin hastalığı üzerine yeni bir hastalık eklenir.

Eve dönünce, Resulullah(sav)’dan ebeveyninin yanına gitmek için izin ister. Hz. Aişe, izin alıp gider. Annesi ile konuyu konuşur. Halkın konuşmaları karşısında hayret içindedir. O gece sabaha kadar ağlar.

Sabah olduğunda, Resulullah(sav), Hz. Ali(ra) ve Hz. Üsame ibn Zeyd(ra)’i çağırır; onlarla istişare eder. Hz. Üsame, peygamber eşleri hakkında hayırdan başka bir şey bilmediklerini ifade eder. Hz. Ali, Allah’ın peygamberine darlık vermeyeceğini, Hz. Aişe’den başkalarının da olduğunu ifade ederek, Hz. Aişe’yi yakından tanıyan biri olarak Berire’ye sormasını tavsiye eder. Bunun üzerine peygamberimiz, Berire’ye sorar ve O’dan onda fena bulduğu bir şey görmediği cevabını alır. Ardından, peygamberimiz mescidde hutbe okur. Abdullah ibn Ubey hakkında söz etmekten özür dileyerek minberde şunları söyler: "Ehlim hakkında bana sıkıntı veren adamı cezalandırmada, intikamımı almada bana kim yardım edecek? Allah’a yemin olsun ehlim hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Adı iftiraya karıştırılan bir adamdan söz ettiler. Onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum. O ailemin yanına ben olmayınca hiç girmemiştir." Daha sonra ortamda Ensar’ın iki kabilesi olan Evs ve Hazreç arasında tatsızlık oluşur. Resulullah sükuneti sağlar.

Hz. Aişe, iki gece bir gündüz aralıksız ağlar. Bir ara Ensar’dan bir kadın da Hz. Aişe’den izin alarak yanına gelir ve onunla birlikte ağlar. Resulullah içeri girer, şehadet getirerek oturur. Şunları söyler: "Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle sözler ulaştı. Eğer bu dedikodulardan beri isen Allah seni vahiyle tebrie edecektir. Şayet bir günah işledi isen Allah Teala'ya tevbe et. Zira kul bir günah işler, sonra da günahını itirafla tevbe ederse, Allah Teala tevbesini kabul ve affeder." Hz. Aişe’nin üzgün mukabelesinde söylediklerinin arasında "Allah'a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Hz. Yusuf'un babası ve onun şu sözüdür: "Bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarmıza ancak Allah'tan yardım istenir" (Yusuf, 18) " vardır.

Resulullah(sav), oturduğu yerden kalkmadan, ev halkından kimse dışarı çıkmadan kendisine vahiy gelir. Tebessüm içinde Hz. Aişe’ye der: "Ey Aişe Allah'a hamdet. Zira, seni tebrie buyurduk" Bu hadiseyle ilgili bir sayfa tutan 10 ayet nazil olur(Nur Suresi 11-20). Bu ayetler üzerine, Hz. Ebubekir(ra) akrabalığı ve fakirliği sebebiyle maddi yardımda bulunduğu Mistah’a artık yardımda bulunmayacağını ifade eder. Bunun üzerine de vahiy iner(Nur Suresi, 22) ki Hz. Ebubekir, Mistah’a yapmakta olduğu yardıma devam eder. Hz. Aişe, Resulullah’ın tahkik sırasında Zeyneb bintu Cahş’a da kendisi hakkında sorduğunu nakleder. Hz. Zeyneb(ra) cevaben "Ey Allah'ın Resulü, ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görmediğim şeyden muhafaza ederim. Ben Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum!" demiştir.

İftirada bulunanlar arasında başka isimlerin ibretlik hallerinin de aktarıldığı, muhtelif rivayetlerden birleştirilmiş uzunca tek bir rivayet(*1) …Bu çekirdek hadise ve Alemlerin Rabbi’nin benzeri iftiralar karşısında bizden takınmamızı istediği tavırlar. Bir sonraki yazımızda, bu hadise üzerinden Nur Suresi ayetlerini tefekkür edip, dost hukukuna dair notalara devam edelim.


  1. ‘Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Şehadat, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64, Megazi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11, Eyman 18, İ'tisam 28, Tevhid 35, 52, Müslim, Tevbe 56, (2770), Tirmizi, Tefsir, (3179), Nesai, Taharet 194, (1, 163-164)’

  28.12.2018

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim