Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Yaşadığım öyle acılar var ki, Yusuf misali hakikati ortaya çıkardıktan sonra mı müsebbiblerini bağışlamalıyım, yoksa Yakub misali “Ben üzüntümü yalnız Allah’a şikâyet ediyorum” deyip yaşadıklarımı şimdiden unutup gitmeli miyim; hâlâ karar verebilmiş değilim.”

–Metin Karabaşoğlu

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

 
Gece Yürüyüşü
önceki kitap sonraki kitap

Çağdaş Sorunlar Dizisi

Vahiy nurunun alabildiğine perdelendiği bir ortamda, ne yapmalı? Tabiat ve felsefe gecesinden bir çıkış yolu bulabilmek için, ucu sabaha çıkan bir yürüyüş gerek. Ubudiyet miracına giden bir yola başlayabilmek için. Önümüzde duran engelleri aşabilmek için. Bu kitap, işte böyle bir ‘gece yürüyüşü’nün notlarını taşıyor.

“Bence Metin Karabaşoğlu’nun en önemli özelliği, İslâm’ın hakikaten uygulanabilirliğini insana kanıtlayacak türden yazılar yazması... Dinî yayınevlerinden çıkan bazı kitaplarda kâinatın âhengine, yaratılmışlıktaki kusursuzluğa dikkat çekerek insanın Yaratana yönelmesi istenirken, bu dünyada yaşayanlar sorunun gezegenlerin birbirine çarpmadan hareket etmesinde olmadığını biliyorlar. Sorun insanın hayat kurmadaki bencilliği, paragözlüğü, çıkar düşkünlüğü... Çözümler? Metin Karabaşoğlu’nun kitaplarında birçok çözüm mevcut. Herkese öneririm.”

“Metin Karabaşoğlu’nun okuduğum ilk kitabı. Hiç farketmediğim, üzerinde hiç düşünmediğim o kadar çok şey farkettim ki bu kitapta. Karabaşoğlu bu kitabıyla önemsediğim yazarlar arasına girdi. Herkese tavsiye ederim.”

“Metin Karabaşoğlu’nun bu kitabından çok etkilendim. Beyazın siyah, siyahın beyaz; ya da ateşin su, suyun ateş gibi gösterildiği şu ahir zamanda insanı kendine getirmeye yeterli.”

“Metin Karabaşoğlu’nun okuduğum ilk kitabı. Bu kitabı okuduktan sonra tam bir Metin Karabaşoğlu tutkunu oldum ve neredeyse diğer bütün kitaplarını okudum.”

(Gece Yürüyüşü hakkında, kitapyurdu.com’daki okuyucu yorumlarından derlenmiştir.)


 Format: 200 syf.6. baskı (2013)14x21 cm.

14,00   -%309,80


Sunuş

BİRİNCİ BÖLÜM:

GİRİŞ YERİNE

Herşey bitti mi?

Şirki hafife mi alıyoruz?

Psikolojik şirk

Enerji tasarrufu

Ateşten kelimeler

En büyük kötülük

Kudsiyetin ölçüsü

Hangi tarih?

İKİNCİ BÖLÜM:

COĞRAFYALAR VE ÖTESİ

Coğrafya mahkumları

Rüya hacda bitmesin

Sınırları fıtratla aşmak

Kimler ‘yabancı’?

Arap düşmanlığının perde arkası

Milliyet üzerine

ARA BÖLÜM:

UYGULAMA NOTLARI

Efes turnusolu

Fırat’ın suyu kimin?

Kayalık krizine farklı bir bak(may)ış

Bir fırtınanın gösterdiği

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:

SİYASET YAZILARI

Düzen önerenlere öneriler

Ülkeyi değil, ilkeyi esas almak

Vatan için can feda mı?

Adalete karşı siyaset

Hz. Hasan’ı anlamak

‘Peygamber ocağı’ efsanesi

Kırılmayı farketmek

Halkçılığın yeni adı: kitlesellik

İhlas ve kitlesellik

Koyununa sahip çıkmak

Sana refah vaad etmedim

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM:

EKONOMİ NOTLARI

Değer üzerine

Bakışımızı değiştirmek

İktisat et, rahat et

‘Kullan-at’ toplumu

Tüketme, kullan

Telezzüz

Refah değil, şükür

Şükür mesleği

Enflasyona nebevî bakış

Bir başkalaşmanın öyküsü

İçimizdeki kapitalizm

BEŞİNCİ BÖLÜM:

AİLE ELDEN GİDİYOR

Salâvatın bir sırrı

İki Ömer’in öğrettiği

Çocuklar öldürülmesin

Ailenin ölümü

Hâzır medeniyeti aşmak

Çocuğu kim eğitmeli?

Nereden başlamalı?

Mum dibini ışıtmazsa


ELEKTRİĞİN AYDINLATMADA kullanılmasıyla bir nevi gündüze dönüştüğü son yüz yıl hariç, geceler, yeryüzünün sustuğu, gökyüzünün konuştuğu vakitler olagelmiştir. Günün ilk ışıklarıyla birlikte, arz üzerinde arz-ı endâm eden mahluklar sanatını sergiler ve Sanatkârını bildirir, insanlar da kendileri için bir maişet vakti kılınan bu zamanda koşuşturup dururlar. Geceleri ise, dünya siyah yorganını bürünür; gökyüzü, Ayı, yıldızları ve de yıldız kaymaları ile, insanoğlunu eşsiz bir şehrayinle karşı karşıya getirir. Celâl ile cemalin bu eşsiz buluşması, insanoğlu için, iç dünyalara uzanan bir yolculuğun da başlangıcına vesile olur. Gündüzün hay-huyu içinde arz sayfasından Hayy ve Hû’yu belki okuyamayan insanoğlu, gecenin zahiren karanlık örtüsü sayesinde, aydınlık melekût iklimlerine doğru yol alır.

Gecenin bu derunî boyutu, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) hayatında kendini açıkça hissettirir. Ona gelen ilk namaz emri, ‘gece namazı’na dairdir. Rabbi, gecenin bir kısmını—yarısı, üçte biri veya üçte ikisi—namaz ve Kur’ân’la geçirmesini emretmiştir. Nitekim, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) gece ibadetlerine hususan geceleri yaşadığı enfüsî ve âfâkî tefekküre dair birçok sahih rivayet mevcuttur. Kur’ân, gece saatlerinde olan işler kalbe daha iyi oturur ve gece sözleri daha düzgün ve sağlam olur, diye buyurur (bkz. Müzzemmil, 73: 6). Esasen, gecenin kendisi de başlıbaşına bir âyettir; zaten Kur’ân insanı ‘gece âyetleri’ni de tefekküre çağırmaktadır.

Gecenin bu derunî boyutunu ele veren belki en önemli vâkıalardan biri, ancak Resul-i Ekrem’e (a.s.m.) müyesser olan Mi’rac’ın bir gece vakti vuku bulmasıdır. Bu eşsiz yolculuk, bizatihî âyetin ifadesiyle, bir ‘gece yürüyüşü’yle başlamıştır. Necm sûresinde anlatıldığı üzere Sidretü’l-Münteha’ya, Kâb-ı Kavseyn’e uzanan bu yolculuğun başlangıcını, İsra sûresi, ‘Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya bir gece yürüyüşü’ olarak zikretmektedir.

Gecenin böyle muazzam bir ‘âyet’ oluşuna mukabil, bizler, geceyi yaşamıyoruz. Zira, geceler artık bir ‘yalancı gündüz’e dönüşmüş bulunuyor. Şehir ışıklarının uzaya yayılan huzmeleri, ne yıldız kaymalarını görmeye elveriyor, ne de, bilhassa yaz ayları, Samanyolunun o hayranlık uyandıran ihtişamını seyretmeye. Şu çağın özellikle şehirli insanının hissesine düşen gece âyetleri, hepsi hepsi, birkaç parlak yıldızın zar-zor seçilen ışıkları...

Bundan da ötesi, uykunun en kalın tabakasını Aydınlanma diye adlandıran bir çağın insanlarıyız. Bizler, gerçekte aydınlık yolculukların bineği olan bir gecede değil; tam anlamıyla karanlık bir gecede yaşıyoruz.

Vahiy nurunun olmadığı veya alabildiğine perdelendiği bir ortamda, insan, her yönüyle muhteşem, ama herşeyin yokoluşa sürüklendiği acaip bir âlemde hisseder kendisini. Bu kadar harika şeylerin bu kadar çabucak yokluğa gitmesi, keza kendisinin kısa bir hayatın peşisıra ölüme sürüklenmesi, insana garip gelir. Bütün bu güzelliklerin anlamını, yanısıra bu ölümlerin ve yokoluşların anlamını sorar. Ama sadece sorar.

Bu tabiat ve felsefe gecesinden bir çıkış yolu bulabilmek için ise, ucu sabaha çıkan bir yürüyüş gerekmektedir.

Gece Yürüyüşü, adını Resul-i Ekrem’in mi’racının başlangıç kısmından almakla birlikte, esasen böyle bir ‘gece yürüyüşü’nün notlarını taşıyor. Ubudiyet mi’racına giden bir yola başlayabilmemiz için, önümüzde duran bazı engelleri aşmaya çağırıyor.

Elbette, önümüzdeki engeller, yalnızca bu kitapta anlatılanlar ile sınırlı değil. Modern çağın sahte kutsallarından bir kısmı, meselâ kalkınma, çağdaşlık, bilim, teknoloji, cinsellik gibi konular bu kitapta irdelenmiyor. Öte yandan, bu kitapta belki yalnızca ‘değinilmiş’ yahut ‘dikkat çekilmiş’ konuların her biri, esasen çok ciddi, çok derin tahliller gerektiriyor. Rabbimizden bize veya başkalarına bu tahlilleri yapabilme azmi, gayreti ve zamanı bahşetmesini diliyor; ve bu kitabın ‘değinmeler’ düzeyinde kaldığını biliyoruz.

Zira, bu kitapta yer alan yazılar, aslen, gazete veya dergi yazıları olarak kaleme alındı. Her biri zihnimizde saklı duran bir bütünün parçaları olmakla birlikte, her birini etraflıca çalışmaya doğrusu ne zaman vardı, ne de mecalimiz. Gönül isterdi ki, meselâ şu zamanın insanları, bu arada maalesef ehl-i din için en temelli ‘düğüm noktası’ olduğu kanaatini taşıdığımız aile üzerine başlıbaşına bir çalışma yapmış olalım. Hatta, ‘Kur’an Ailesi,’ ‘Peygamber Ailesi,’ ‘Sahabi Ailesi’ gibi çalışmalar yapalım. Ama tehlikeli bir gece yürüyüşü yaptığımızı biliyor; bunların umumuna el atıncaya kadar, farkına varılmayan bazı çukurlara düşme ihtimalinin endişesini taşıyorduk. O yüzden, Rabbimizin verdiği ömür ve imkân nisbetinde bu konuların daha derinlikli biçimde tahlilini yapma arzusu taşımakla birlikte, şimdilik bazı ‘ön-çalışma’ notlarıyla yetinmeye razı olduk.

Her kitap için geçerli olan bir gerçek, bu kitap için de geçerlidir. Kitapta yer alan kusurlar bize ait olmakla birlikte, bu kitabın yayınlanması, onun güzellikler de barındırdığı ümidine dayanmaktadır. Maamafih, bu güzellikleri sahiplenmenin ne denli büyük bir çirkinlik olduğunu biliyoruz. Bir başka deyişle, bu kitapta hakikat namına her ne varsa, O’ndandır. Bu bakımdan, bizi böylesi imanî güzelliklerle tanıştıran Rabbimize hamd, ve O’nun sevgili elçisine salât ve selâm borcumuz bulunmaktadır.

Bu kitap, Rabbimizin bizleri kardeş kıldığı bir dizi gönül dostunun zihin ve kalb mesaisini de içeriyor. Hepsine teşekkür ediyorum. Maamafih, en azından bu gönül dostları kadar teşekküre hakkı olanlar da bulunuyor. Yalnızca bir ‘et parçası’ olduğum günlerden bugüne, hayatlarının en güzel yıllarını benim için feda etme feragatını gösteren anneme ve babama, üzerimde emeği olan başka herkese ve de bu kitabın fikrî yükünü benimle paylaşan eşime de teşekkürler ediyorum.

Beni böyle bir ünsiyet hâlesi içinde yaşatan Rahîm-i Kerîm’e bir kez daha hamd; ve O’nun, gece yürüyüşlerimizi imanî fecirlerle noktalamayı bize nasip etmesi yönünde son bir dua ile...

METİN KARABAŞOĞLU
İstanbul, 1997




Yazarın diğer kitaplarına, aşağıdaki resimlere tıklayarak ulaşabilirsiniz.

5GÖKHAN KÖROĞLU, 22.03.2007,

Metin karabaşoğlu'nun bu kitabında olduğu gibi bütün kitaplarında aynı lezzeti alabiliyorsunuz.Özellikle kitapta yer alan bir denemede "bir sinemada film seyreden izleyiler filmin arasında filmin sonu hakkında yorumlar yaparlar ve filmin ikinci yarısı başladığında ekranda SON diye bir yazıyla karşılaşırlar"işte modern insanın hayatında hiçbir zaman ölüme yer olmadığı bu kadar güzel anlatılır.Deneme seven okuyuların mutlaka sevecekleri bir lezzette yazılmış kitap.


4şükriye_simge, 08.01.2007,

Metin karabaşoğlu'nun diğerleri gibi bu kitabından da çok etkilendim. Toplumda hiç dikkat etmediğimiz olaylara yada toplum yaşayışı içinde farkında olmadan kapıldığımız günahlara , bizi etkisi altına alan batı düşünce sistemlerine dikkati çektiği güzel bir kitap. Beyazın siyah , siyahın beyaz yada ateşin su suyun ateş gibi gösterildiği şu ahir zamanda insanı kendine getirmeye yeterli.


3hayat_nisa, 20.10.2006,

Metin Karabaşoğlu'nun okuduğum ilk kitabı ve bu kitabı okuduktan sonra tam bir Metin Karabaşoğlu tutkunu oldum ve neredeyse diğer tüm kitaplarını da okudum. Bu kitap bana daha önce hiç düşünmediğim şeyleri düşündürdü ve yani bir ufuk açtı.Bu ve diğer Metin Karabaşoğlu kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.


2hafakan, 29.09.2004,

metin karabaşoğlu..
senai demirci..
ve
mücahit bilici..

birbirini tamamlayan bu üç dev yazarın tüm eserleri ilgi ve dikkat çekici.
ayrıca takdire şayan..

gece yürüyüşü de bu kitaplarından sadece ama sadece bir tanesi..


1YusufSadık, 06.08.2004,

Bence Metin Karabaşoğlu'nun en önemli özelliği, hakikaten İslam'ın uygulanabilirliğini insana kanıtlayacak türden yazılar yazması. Öte yandan çok da beğenilmeyebilir; çünkü Metin Karabaşoğlu devletleri, düzenleri ,sistemleri değiştirmek için her türlü caniliği ve adiliği yapabilen, din veya başka kisveler altında cahillik ve zulum sergileyen insanlara peygamberin hayatından örnekler getirerek insanı "sakinleştiriyor": hayır kardeşim, bağıra çağıra değil, dünyayı ve çevreni ,düzeni- sistemi değiştirerek değil, bunun onunla alakası yok: sen kendini değiştireceksin. nefsine hakim olacaksın. Savaşa giderken karıncaları ezmemek için ordusunun yolunu değiştiren peygamber gibi şefkatli olacaksın, seveceksin.

Pamukova'daki tren kazasını kem gözlere bağlayan devlet adamları; erkekler tarafından kurtarılmasını Kuran ahlakına aykırı bulduğu için beş genç kızın göz göre göre boğulmasına izin veren hoca; töre cinayetleri; inançları gereğince sağı solu havaya uçurup kendini şehit yapanlar; gerici faaliyetleri öncesi Allahu ekber diye bağıran garip insanlar; üniversitedeki haksız durumları protesto etmek için yeşil alanlarda namaz kılan protestocu öğrenciler; Kuran'ın aslında ne kadar derin ve manalı olduğunu anlatmak için binbir türlü diller döken kitaplar, cehennem tasvirleri Stephen King'i geçen yazarlar arasında insan bütün meselenin bu dünyayı ve bu dünyada yaşamamak olduğunu düşünmeden edemiyor. Ancak Metin Karabaşoğlu'nu okurken, yaşamamanın İslam'ın hedeflerinden biri olmadığını daha iyi anlıyorsunuz. Hayatlarını çıkmaza sokan, darlaştıran, hayatla alakalı her şeyi günah sevap çizgisine, dini karşıtlıklara oturtanların aslında belli başlı psikolojik savunma mekanizmalarını hayata geçirdiğini düşünmeden edemiyorum. Bu manasız sığlığın kırılması için düşünen insanların çabası gerekiyor. Dini yayınevlerinden çıkan bazı kitaplarda kainatın ahengine, yaratılmışlıktaki kusursuzluğa dikkat çekerek insanın yaradan yönelmesi, onun sanatına hayran olunması istenirken, bu dünyada yaşayanlar sorunun gezegenlerin birbirine çarpmadan hareket etmesi, canlıların mükemmel dizayn edilmiş hayat biçimlerinin vs. değil insanlar arası ilişkilerin, paranın, sistemlerin sorun olduğunu bir şekilde biliyorlar. Sorun Allah'ın sanatındaki mükemmellik değil. sorun insanın hayat kurmadaki bencilliği, paragözlüğü, çıkar düşkünlüğü....Çözümler? Metin Karabaşoğlu'nun kitaplarında bir çok çözüm mevcut. Herkese öneririm.





  Teslimat : Güvenlik & Gizlilik : Tüketici Hakları : Sık Sorulan Sorular
 

© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut