Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Yaşadığım öyle acılar var ki, Yusuf misali hakikati ortaya çıkardıktan sonra mı müsebbiblerini bağışlamalıyım, yoksa Yakub misali “Ben üzüntümü yalnız Allah’a şikâyet ediyorum” deyip yaşadıklarımı şimdiden unutup gitmeli miyim; hâlâ karar verebilmiş değilim.”

–Metin Karabaşoğlu

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

 
Peygamberin Kardeşleri
önceki kitap sonraki kitap

Asr-ı Saadet Kitaplığı

Peygamberin Kardeşleri, içimizdeki şeytanları kovarken, melekleri ürkütmeyen bir kitap. Zor bir zamanın insanları olan bizlere, zorluklar kadar, o zorluklarin içindeki kolaylıkları da gösteriyor. Cesur, açık yürekli ama aynı zamanda ümit ve şefkat yüklü sorgulamalar eşliğinde, bize yaşadığımız günlere dair sahih ve dengeli bir yaklaşım sunuyor.


 Format: 195 syf.3. baskı (2005)14x21 cm.

14,00   -%309,80


Sunuş

Önsöz

Ahir zamanda genç olmak

Melekût savaşları

Yüksek fikir alçalışları

Peygamber bize gelse

İçimde bir nasrani var

Örtülü kapitalizm

Tüketen, tükenir

Aile evden gidiyor

Bilinmeyen yönleriyle Peygamber

Savaşa hayır!

Bizi ayıran duvar


Sunuş

Metin Karabaşoğlu yürüyerek okumalar yapan bir yazar. Peygamberin Kardeşleri’ni yazarken de epey yürüdüğü anlaşılıyor. Caddelerde yürüyor. Vitrinleri seyrediyor. Gençlerin yüzünü okuyor. Toplumu gözlemliyor. Peygamber dönemine gidiyor. Hadislere dalıyor. Okumalarını dış mekânlarla sınırlı tutmuyor; iç mekânları da dış mekânlar kadar başarıyla kullanıyor. Dış mekânları okurken, sonra birden kamerasını bize, bizim içsel dünyamızın ortasına odaklıyor. Sosyal yaşamda gözlemlediklerinin insanın içinde olup bitenlerle ilişkisini kuruyor. Kimi zaman da tersinden gidiyor. Önce insanın içinde olanlardan bahsediyor. İnsanın duygularını tahlil ederken birden kendimizi toplumsal olayların analizinin içinde buluyoruz. İnsanın içinde olup bitenlerin toplumsal yaşantıdaki karşılığının ne olduğunu sunuyor. Sosyolojik gerçekliklerle psikolojik gerçeklikleri birbiri içinde kaynaştırmayı kolaylıkla yaparak insanı bütüncül bir yaklaşımla ele almayı başarabiliyor.

Metin Karabaşoğlu’nun düşünürken kavramları kullanmayı sevdiği anlaşılıyor. Yazdıklarına bakınca son yıllarda önemsediği kavramlardan birisinin ‘denge’ olduğu görülüyor. Celâl ile cemal arasındaki dengeyi yaşamımızda bir referans noktası olarak önümüze koyuyor. Bu kitaptaki tüm yazılarında ‘denge’ kavramını çeşitli konulara ustaca yayma başarısını göstermiş. Kitabın sayfalarına yaydığı ‘denge’ konusunu ise klasik söylemlerin dışında kavramlaştırdığını farkediyoruz. Denge kavramını ontolojik bir temele oturtuyor. İfrat ile tefritin sınırlarını çizip ‘denge’ halinin ne olacağının referansı olarak esma-i hüsnayı alıyor.

Metin, yazılarında başarıyla sergilediği ‘denge’ kavramı dahilinde, önemli açmazlarımızdan sıyrılmamızda yardımcı dayanak noktaları sergiliyor. İçimizdeki nefse ciddi yüzleştirmeler yaşatırken bizi o halde bırakmıyor. Nefsimizi yaralayıp kaçmıyor. Bunu iyi bir iş başarmak olarak görmüyor. Bu sefer kalbi ve ruhu besleyecek malzemeler önümüze koyuyor. Bir insanı ameliyat eden bir doktorun ameliyat sonrası bakımdan, hastanın ağrılarının, sızılarının teskin edilmesinden sorumlu olması gibi... Ameliyat öncesinde, ameliyat sırasında ve ameliyat sonrasında şefkatli bir hekim gibi davranıyor—şefkati ameliyat yapmaya engel olmadan.

İnsanın benliğinin kendi gerçekliğini anlamaya yönelik ciddi yüzleşmelere ihtiyacı varsa, kalbin ve ruhun da kendine özgü beslenmeye, şefkate ihtiyacı var. Bir yandan benliğe yüzleşme yaşatmak, bir yandan ise umut, şevk, şefkat, ilgi, sevilmek gibi insanın varoluşsal ihtiyaçlarını sunmak bir kemal halini oluşturuyor. Bu kemal hali hem insanın kendi kendisiyle olan, hem de öteki insanlarla olan ilişkilerinde, hem de kavramsal düşünen yazarlar için tutturulması zor bir üslup olarak karşımıza çıkıyor. Metin içimizdeki şeytanları kovarken, melekleri ürkütmüyor.

Metin, zor zamanların insanları olan bizlere, zorlukların içindeki kolaylıkları da sunuyor. Sadece zorlukların içinden kolaylığın çıkabileceğini görmek bile, zoru kolay yapıyor. Tüm çabaları için kendisine teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ULUSOY
İstanbul, Şubat 2002


Önsöz

90’lı yılların ortasında Camide Dans Var’ı yayına hazırlarken, içimizde, derinden derine hissettiğimiz bir endişe vardı. İyi gitmeyen birşeyler olduğunu görüyor, bunların bir fırtınanın habercisi olmasından endişe ediyorduk. Ki, özellikle ‘okumadan kitap eleştirisi’ yapanlar tarafından birtakım suizanlara konu da olsa, kitabımıza Camide Dans Var başlığını uygun görmemiz, bu endişemizi olabilen en açık şekilde ifade edip dikkatlerimi mümkün olduğunca bu ‘iyi gitmeyen şeyler’e çekme niyetindendi.

Evet, ölçüsüz bir iyimserliğin hüküm sürdüğü sözkonusu ortamda yanlış anlaşılmamız muhtemeldi. Ama şükür ki, ‘okumadan kitap eleştirisi’ engelini aşıp Camide Dans Var’ı okuyanlar doğru anladı bizi. Bu kitap, bizi sorunlarımızla yüzleştirdiği için bazı dostlarımızca ‘sert’ bir kitap, yazarı ise ‘şefkatsiz bir yazar’ olarak algılansa da, bir dizi olumsuzluğun zihinlerimizden ve hayatlarımızdan izalesi yönünde bir işlev görmeyi o günden bugüne sürdürdü ve sürdürüyor.

Ama öte yandan, ortadaki göstergelere bakıp öngördüğümüz, ama görmek istemediğimiz için de olmaması yönünde gayrete davet ettiğimiz gelişmelerin vaki olduğunu da gördü gözlerimiz. Bir fırtına koptu, ölçüsüz iyimserlikler sosyal mühendisliğin kara baharında söndü ve yerini kapkara bir karamsarlığa bıraktı. Dünün ölçüsüz iyimserleri, ölçüsüz bir karamsarlığa doğru salındılar bu kez.

Peygamberin Kardeşleri, üslup yönünden Camide Dans Var’ın devamı olmakla birlikte muhteva olarak farklı bir vurgu barındırıyorsa, en önemli sebebi, sanırım budur. Ortadaki ciddi sorunlara gözü kapalı ölçüsüz bir iyimserliğin hakim olduğu bir ortamda yazılan Camide Dans Var’a mukabil, Peygamberin Kardeşleri, aynı dimağların bu kez yalnızca sorunlara odaklanmış halde karamsarlığa duçar olduğu bir ortamda yazıldı çünkü. Dolayısıyla nasıl dünün ölçüsüz iyimserlik ortamında olumsuzlukları nazara verip ümitleri makul bir düzeye çekmeye çalışmışsak, bu kez, karamsar tablolara karşı ümit aşılama gibi bir görevle yükümlü hissettik kendimizi. Sanırım, okuyucular ‘ortam farkı’nın izlerini iki kitabı beraberce mütalaa ettiklerinde rahatlıkla göreceklerdir.

Peygamberin Kardeşleri’ni selefi olan Camide Dans Var’dan ayıran bir diğer sebep ise, her iki kitabın yazarı olarak benim hayatımda ve düşüncelerimde yaşanan değişimlerdir. Okuyucular, bu kitapta, ‘denge’ kavramının selefine nazaran son derece vurgulu bir şekilde öne çıktığını göreceklerdir. Kolaylıkla farkedecekleri bir diğer husus, bu ‘denge’ paradigması eşliğinde, Hz. Peygamber’in hayatıyla sunduğu örneğin kitapta ele aldığımız hemen her hususa nüfuz etmiş olmasıdır—öyle ki, kitabı oluşturan yazıların ikisi münhasıran Hz. Peygamber’le ilgilidir. Bir diğer önemli fark ise, Peygamberin Kardeşleri’nin, ele aldığı her bir konuyu ‘bir bütünün parçaları’ olarak irdeleme gayretidir. Bu yönüyle, bu kitabın, gündelik hayatın içinden anlatımların arkaplanına gizlenmiş bir ‘ontolojik inşa’nın ayak seslerini de taşıdığını ümit ediyorum.

Öte yandan, bu kitabı oluşturan yazıların, daha en başta, bir kitabın birbirini zorunlu olarak takip eden yazıları olarak tasarlanmış olmadığını açık yüreklilikle belirtmemiz gerekiyor. Kitabı oluşturan yazılar, beş yıl gibi bir zaman diliminde, ve özellikle son iki yıl içinde, birbiriyle ilgili de olsalar, ‘bağımsız yazılar’ olarak yazıldılar; bir kitabın birbirini takip eden bölümleri olarak değil. Bu, bir kitap için elbette bir ‘zaaf’tır. Gelin görün ki, sözkonusu yazıların dergi sayfaları arasında zaman içinde dağılıp gitmesi gibi bir kaybın önüne geçmek için böyle bir zaafı göze almaya da mecburduk. Anlayışla karşılanacağımızı ümit ediyorum.

Her kitap, bir yazarın ismini taşımakla birlikte, ardında bir dizi kahramanı barındırır. Bu kitap için böyle bir ‘emeği geçenler’ listesi yapmamız gerekse, sanırım, belki de yüzü aşkın ismi zikretmemiz gerekiyor. Bu bakımdan, bu kitabı oluşturan yazıların yazılması aşamasında düşünceleri, eleştirileri, teşvikleri ile bana yardımcı olan bütün arkadaşlarıma gönül dolusu teşekkürler ediyorum.

Teşekkür listesinin başına ise, sanırım, yazdığı “Sunuş”un yanısıra, kitaba ‘isim babası’ olan sevgili dostum, arkadaşım, kardeşim Mustafa Ulusoy’u koymam gerekiyor. Mustafa, bildiğim yoğunluğu içerisinde kitapta yer alan yazıları tek tek okuyup kanaatlerini belirtme ve bir sunuş yazma inceliğini göstermenin ötesinde, “Peygamber Bize Gelse” yazısında vurgulanan ve ahir zaman mü’minlerine ümit aşılayan bir hadisten aldığı ilhamla, “Peygamberin Kardeşleri” başlığını önerdi kitap için. Düşüncesi, yaşadığımız her türlü olumsuzluğa ve zorluğa rağmen, Hz. Peygamberin ‘kardeşlerim’ hitabına layık olabilecek bir imkânla da yüzyüze olduğumuz hususunun başlıkta dahi hissettirilmesi gereğiydi. Kitabın satırları arasında özellikle vurgulamaya çalıştığımız husus da bu olduğuna göre, doğrusu, kitap için bundan uygun bir başlık düşünülemezdi.

Mustafa’nın yanısıra, kitapta yer alan yazıların yazımı aşamasında teşvik, dua ve desteğini hep yanımda hissettiğim aziz ağabeyim Selim Gündüzalp’e de çok çok teşekkür ediyorum. O, “Meziyetin varsa hafâ turabında kalsın” sözünün bir timsali gibidir benim için; bir feragat kahramanıdır, bir yazının yazılmasına vesile olmak bizatihî bir yazı yazmaktan çok daha büyük bir mutluluk kaynağıdır kendisi için. Kendisine, her türlü yardımı için teşekkür borçluyum.

Gönül borcumu ismen ifade etmek istediğim bir arkadaşım ise, yazamadığım zamanlarda ‘şefkatli kardeş,’ yazdığım zamanlarda ise ‘zeki muhatap’ olarak daima yardımını ve desteğini gördüğüm sevgili arkadaşım, kardeşim Salih Özaytürk’tür.

İsmini tek tek zikredemediğim arkadaşlarımdan ise, helallik diliyorum. Onları tek tek zikredemesem de, hepsinin üzerimdeki emeğini biliyor, hepsini seviyor, ve beni böylesi arkadaşlarla beraber yaşatan Rabbime sonsuz şükürler ediyorum.

Rabb-ı Rahîm beni onu aşkın kitabın yazarı olmakla nimetlendirmiş olsa da, gerçekte ne kadar zor yazdığımı eşim İnci’den daha iyi bilen biri herhalde yoktur. Zaman zaman bir ‘doğum sancısı’ kadar ağır olabilen ‘yazım sancıları’ma karşılık kendisinden gördüğüm destek, yardım, anlayış, katkı ve teşvik için İnci’ye—ve elbette onu yetiştiren iki güzide insana—gönül dolusu teşekkür borçluyum. Çocuklarım Abdurrahim ve Sehle de, ‘sancılı’ bir babanın çocukları olarak küçücük yaşlarıyla bana gösterdikleri anlayıştan dolayı elbette teşekkürü hak ediyorlar.

Anneme ve babama ise, üzerimdeki her türlü emekleri için, ama özellikle beni ‘özgürlüğüne düşkün’ bir çocuk olarak yetiştirdikleri için teşekkür ediyorum. Hayatım boyu, kendilerinden hep destek, yardım ve teşvik gördüm, hayat yolculuğumun her adımında dualarını arkamda hissettim. Ben onlardan razı olduğum gibi, Rabb-ı Rahîm’in de onlardan razı olmasını niyaz ediyorum.

Bilinmesi gerekir ki, yeryüzünde, ‘hakkında hiçbir şüpheye mahal olmayan’ tek kitap, bizatihî içinde belirtildiği üzere, Kur’ân-ı Hakîm’dir. Zira o, Hak isminin müsemması olan Rabbul’l-âlemîn’den gelen bir Kitab-ı İlâhî ve Kelâm-ı Ezelîdir. İnsan eseri her kitap ise, her biri birer ikram-ı ilâhî olan güzellikler taşımakla birlikte, insan eseri hatalar da içerirler. Peygamberin Kardeşleri’nin bu genel kuraldan istisna olması tanım gereği mümkün değildir. Açıkçası, kitaptaki güzellikler Rabbimizin hediyesi olduğu gibi, kusurlar ve yanlışlar benim eserimdir. O yüzden, bana düşen, meleklerin dediğini demektir:

“Rabbimiz! Seni her türlü kusur ve noksandan tenzih ederiz. Bizde, Senin bize bildirdiğinden başka bir ilim yoktur. Muhakkak ki Alîm olan Sen’sin, Hakîm olan Sen’sin [ben değil!]”*

METİN KARABAŞOĞLU
Hartford, 15 Şubat 2002




Yazarın diğer kitaplarına, aşağıdaki resimlere tıklayarak ulaşabilirsiniz.

11harikaSEDA zehir, 22.05.2010, SİNOP

peygambermi seviyorum

10elif dipbakay, 20.03.2007, İstanbul

Ufkumu açan,yaşadıklarıma farklı pencerelerden bakmama vesile olan yazılarınız için çook teşekkürler...Allah başarılarınızı daim eylesin.

9merhabahatice çiftçi, 12.03.2007, İzmir

Metin Karabaşoğlunun kitaplarını herzaman beğenerek okuyorum..eğer beğendiğim kitapları bir sıralamaya tabi tutacak olursam herhalde en başta asl-ı saadet,ikinci olarakta peygamberin kardeşleri gelir..

mutlaka okunması ve kütüphanemizde bulunması gereken bir kitap..

yüreğinize sağlık sayın Karabaşoğlu..

8diplimit, 24.01.2007,

Sadeliği ve özgünlüğüyle köşeye sıkıştırmadan, dengeden ayrılmışlığı "ilahi denge" den aktarımlarla ele almış. Peygamber kardeşi olmaya aday davranışları da işaret ederek yüreğimizle okuyabileceğimiz bir kitap hazırlamış Metin Karabaşoğlu.


7Problem ve Çözümleriözgür aykal, 06.10.2006, kdz.ereğli

Gerçekten de çok güzel bir kitap. Kitabın en güzel yanı ise hayattaki paroblemleri ortaya çıkarmakla kalmıyor bunlar için çözümler de sunuyor. Yani bilindik kitaplardan değil. okuyucuyu problemlerele başbaşa bırakmıyor. Sunulan çözümlerde asrı saadet örneklerinin de verilmesi kitabın ciddiyetini daha da artırmış. Yapılan bu güzel hizmetten dolayı Teşekkür edrrim ve Allahtan başarılarınızın devamını dilerim.

6ppeygamberi bekliyorumsedakara, 25.11.2005, elazığ

yazar okuyucunun dünya sınavında kullanacağı önemli bir şifre veriyor: korku ve ümit dengesi. Allah ondan razı olsun.

5levent bayezit, 07.08.2004,

metin karabasoglunun okudugum iki kitabindan bir tanesi ve iki kitabin da gerek dili gerekse icerik dagilimi konu basliklari yuzde yuz hayatin icindeki gerceklerden olusuyor. gozlem yetenegi ile tanimlamalar o kadar guzel yapilmis ki insan bahsedilen ortamlari rahatlikla kafasinda canlandirabiliyor. yeni bir metin karabasoglu kitabini okumayi sabirsizlikla bekliyorum.


4rabia nazik kaya, 30.06.2004,

"...bizim zihnimizden gizlenen, hadislerde açıkça yazıldığı halde gözümüzden ırak düşen bir tablodur bu: bir bahçede tefekkür eden, öyle ki sıcak bir günde ayaklarını kuyuya sarkıtmış halde tefekkür eden bir Resulullah.." diyerek, Peygamberimiz a.s.m hakkında unuttuklarımızı işaret ediyor Metin Karabaşoğlu. Cemal ile Celalin kemali surette birleştiği Efendimizin a.s.m cemal yönünü çok güzel bir üslupla anlatıyor. Kitabın diğer yazılarında da yine ufku genişleten tespitler var. Ahir zamanda genç olmak başlıklı yazı günümüz gençliğince idrak edilmesi gereken hususları irdeliyor..Kitabın bütünüyle okunması gerektiğini düşünüyorum.


3abdiaciz, 09.03.2003,

Bu kitabı ilk gördüğünüzde sıradan bir Peygamberler Tarihi ya da Peygamberimizin hayatı zannedebilirsiniz. Kitap âhirzaman peygamberini konu alıyor ama savaşları ile değil en önemli yönü olan ahlakı ile. Onun takipçileri olan bizlere yine Onun yolundan nükteler sunarak bizleri hizaya getirmeye çalışıyor.


2H. Hilal Bağlıtaş, 06.01.2003,

Metin Abi'nin yazilarini Zafer dergisinde okudugum icin ilk basta kitabi almak istememistim.Ama alinca cok memnun oldum cunku insanin elinde hem bir kaynak oluyor hemde okumadigim daha bircok yazi mevcuttu.Bu kitaptaki yazilar insanin olmasi gerektigi sekli nitelendirirken umitsizlige dusurmuyor.Dertleri sunarken dermanini da gosteriyor.Mutlaka okuyun...


1Kibrit-i Ahmer..., 24.11.2002,

kuran okumalarindan sonra okudugum 2.metin karabasoglu eseri..ismi biraz degisik gelmisti..sanki diger peygamberleri anlatiyordu..ancak yanilmisim..tamamen bizden bahsediyor.yani ahir zaman insanlarindan..peygamber efendimiz ashabiyla birlikteyken kardeslerimi ozledim diyor.onlar ya rasulullah biz senin kardeslerin degil miyiz diyorlar.o da hayir siz benim ashabimsiniz (arkadaslarimsiniz).ahir zamanda beni gormeden bana iman edenler asil kardeslerimdir diyor (anlatimimda bi hata olmamistir insaallah).bu kitapta ahir zaman ummetiyle ilgili elestiriler var.bunlar insanin biraz silkinmesini sagliyor.yani neler oluyomus da haberimiz yokmus diyosunuz..belki haberimiz var..ancak o kadar siradan geliyo ki hersey, asil bizden istenenden uzaklasiyoruz.Allah icin diye baslanip dunyaya dalma ile sonlanan,yada devam eden yollara,tuzaklara dikkat cekiliyor.okudugunuzda iyiki almisim diyeceginizden eminim.yanlis anlasilmasin bu diger kitap onerilerinde oldugu gibi bi ballandirma degildir.gercekten hissettiklerimi yaziyorum.insaallah yazarin dusunceleri ve bize gostermeye calistiklari hepimiz icin hayirli olur..





  Teslimat : Güvenlik & Gizlilik : Tüketici Hakları : Sık Sorulan Sorular
 

© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut