Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Füruat’ın meyveleri
–Metin Karabaşoğlu

[*4.670 yazı içinden]

 *Bu sayfa, sitemize gelen, sitemizdeki ana sayfaların formatına denk düşmediği için bu sayfalarda değerlendirmediğimiz, ancak paylaşmaya değer bulduğumuz yazıların sunulduğu bir havuz olarak tasarlanmıştır.

Adınız soyadınız: 
E-mail adresiniz: 
Şehir / ülke: 

Başlık: 

Değerlendirmeniz: 

Türü

Yazarlarımıza gönderdiğiniz mesajlar,
site yönetiminin onayını müteakip kendilerine iletilmektedir.

Gök ile hasbıhal

Yazara Mesaj Gönder

I.
GECEYE HİLÂL doğdu.
Mecalince halini anlatsın diye, Rabbim onu tam da tepeye koydu.
Dualara kavis çizmek ve dahi
Dönüşü resmetmek için geldi.
Yıldızların arasında şimdi...
Gökyüzünü seyr için
Daha ne bekleriz âlemden?

II.
Kalemim, küskün müsün yoksa bana? Halimi arzetmez oldun satırlara...
Hal evvelâ zâtın arzına mı sunulur? Bundan mıdır suskunluğun? Sen önce kendi ahvalini kendi dilince yüreğine anlat mı dersin?
Yürek her ne kadar göğsümde pıt pıt atsa da, kimi zaman alıp başını uzaklara gidiyor.
Uzaklar dahi uzak kalıyor ya bazen…
Bir yol kalıyor geriye...
Düşe kalka, ama yalnız, ama kalabalıkla arşınladığım yollar...
Koşar adım bazen, bazen itile kakıla.
Bu gece dolunay da yoldaş oldu. Karnında taşıdığı yarık ile, tüm ihtişamıyla ışıldıyor.
Bu gece o elimden tutuyor.
Zulüm kökünden gelen karanlıkta aydınlığın halifesi olarak yol gösteriyor gezginlere.
Nebevî hatıraları bağrında taşıyan dolunay...
Asırlar öncesine şahitlik eden, hâlâ herşeyi bir yörüngeden izleyen ay!..
Kimdi seni bağlayan dünyaya?
Hiç ayrılmadan dönmene müsaade eden kimdi?
Aşk ile çekiliyorsun besbelli. Âşık olduğunun nurunu yansıtırsın...
İbrahim’in (a.s.) ve İbrahimî yüreklerin tek batmayanın, Allah’ın gerçek Rab olduğuna imanının küçük bir şahidisin..
Az sonra çekilirsin ufkumdan. Rabbime secdeye gidersin.
Bir batar ve bir doğarsın.
Neler hatırlatırsın neler, ey yoldaş! Yolun açık olsun.
Işığın hep bizimle kalsın.
Görüşmek üzere…

III.
Tut elimden dolunay! Dönmek istiyorum dünyanın etrafında. Oradan yeryüzü nasıl görünür, bilmek istiyorum. Bir dürbün alıp elime, insanları seyredeceğim kucağında.
Hangileri sevgi dağıtıyor etrafına ve hangileri karamsarlık çıkmazının eteklerinde... Oradan daha iyi görünür eminim.
Habersizce şöyle bir baksak, kızmazlar değil mi?
Görmek istiyorum kusurları dahi çünkü; dua etmek istiyorum herkese...
Settâr ve Gaffâr olan Rabbimden tüm kusurların affını, tamirini dileyeceğim dünyanın etrafında dönerken.
Tam da seyre dalmışken, belki seni seyredenlerle göz göze geleceğim. Senin ışığına uzanmış gözlere selam vereceğim. Hem el de sallarım gökyüzünden. Onların da varsa bir teleskobu, görürler belki beni.
Sen hilâl olduğunda, karanlık topraklarına doğru koşup dünyadan gelen ışıkları daha iyi görmeye çalışacağım. Bu gece de tut elimden dolunay.
Tefekkür bineğine atlayıp geliyorum yanına.
Ellerimden tut ve kısa bir müddetliğine bile olsa, dünyaya ‘düşmeden’ orada kalmama yardım et.
Senin oradan herşey güzel görünüyordur.
Ama neler olup bittiğini seçemiyorsan ben sana anlatmaya çalışırım hal dilimce...
Sevenleri, sevmeyenleri...
Günlerini zindan edenleri, çiçek toplayan çocukları, şekeri elinden alınmış olanları, uçurtması dalda kalanları…
Kelebek avcılarını, yağmur âşıklarını, gülleri, gülistanları, dostları…
İnsan’ı…
Tüm bu kalabalık ve karmaşa arasında dopdolu yüreğiyle oradan oraya koşanları...
Seni sevenleri ve hatta sana şiir yazanları da.
Ve senin gibi görevinde sâdık, aynı yörüngeden, aynı kaynaktan ışık saçanları…
Ben sana anlatırım. Sen sakın merak edip aşağı inme. Sen orada çok güzelsin ışığı güzel ay, dolunay...
Dön sevgiye, dön Rabbine... Hep bu yörüngede, dön dolunay!

IV.
Hey güzel yıldız! Hey parmağımın ucu kadar bile ışığı olmayan koca ateş parçası! O yüce cüssenin şu anki vazifedarlığı gök resmimizde bir noktacık ışık yaymak belki de...
Ve sen dünyamızdan kat kat büyük maddenle bu görevi yerine getirmekten usanmıyor, işte oracıkta ışıldıyorsun.
Demiyorsun ki, “Rabbim, ben çok büyüğüm, görevim bu mu? Gafil insanların göğüne desen olmak mı?”
Demezsin ki ey güzel yıldız...
Emir kulu olmak ne güzel, ne ulvî bir erdem...
Rabbimin mülkünde her zerre yüceler yücesi bir vazifeyi sırtlanmış.
İşte seninle hasbıhal etmekte olan insan da maddece senden çok çok küçük. Küçük vücuduna ubudiyet yükü yüklenmiş; yürüyen seyreden, dillenen, dinlenen, izlenen bir ayine..
Dost yıldız! Milyonlarca kilometre ötelerde o devâsâ gövdenle oradan oraya dönerken, bak ışığını tâ nerelere ulaştırdı Rabbin...
Çok çok uzaklarda, gecenin bir vakti göğü seyreyleyen küçük bir ayinenin kalbine!..
Muhabbetle güzel yıldız...

  23.03.2007

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut