“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.597 yazı içinden]


Adınız soyadınız: 
E-mail adresiniz: 
Şehir / ülke: 

Başlık: 

Değerlendirmeniz: 

Türü

Yazarlarımıza gönderdiğiniz mesajlar,
site yönetiminin onayını müteakip kendilerine iletilmektedir.

Sigara içene hitap

Nuriye Çakmak Yazara Mesaj Gönder

(Dünya Sigara İçmeme Günü anısına)


ÖNÜMDE YÜRÜYORSUN, bir vapuru andıran ya da egzosu bozulmuş bir kamyondan çıktığı hissini uyandıran dumanlar salıyorsun bana; ciğerlerimi, cildimi, sinirlerimi zedeliyorsun. Ne düşünüyorum biliyor musun, eğer hassas biri olsaydın ya da hassasiyetini kaybetmemiş biri, bunu yapamazdın. Ya kör olman gerek, ya hissiz, ya uyumuş, uyutmuş kendini. Çevrende onca insan varken onları rahatsız ettiğini bile bile, düşünmesen bile. Nasıl üflüyorsun dumanını... Herkes gözünün ucuyla sana bakıyor. Sizden o kadar çok var ki, ‘Yâ Sabûr!’ diyorlar, başlarını çeviriyorlar, sen bu hakları bonus toplayan bir bilgisayar oyunu karakteri gibi heybene doldurup öylece ilerliyorsun. Yaradanının, yerin/göğün hakkını, yaradılmışın hakkını, vücudunun hakkını... Daha neler... Yürüyorsun.

Karakter za’fiyeti ya da kişilik sorunları yaşadığını düşünüyorum. Onu vazgeçilmez görüyorsun, biberonunu arayan bebek gibi, topunu kaybetmiş huysuz çocuk ya da bebeğini arayan bir kız gibi... Farkını göremiyorum. Kendini ona muhtaç bilmen böyle bir psikoloji olsa gerek. Kendisini buna inandıran sensin çünkü. Saatler süren yolculuklarda nasıl duruyorsun içmeden; sarhoşlar gibi ellerin titremiyor, uyuşturucu kullananlar gibi krizlere girmiyorsun, mecburiyet oldu mu, onsuz kalabiliyorsun işte. Oruç tutuyorsun, derslerde içemiyorsun mesela. Ama otobüs son durağa geldi mi kâr biliyorsun birkaç saniyeyi, silahına mermi takar gibi ellerine alıyorsun katil hayat arkadaşını ki saniye kaybetmeyesin, iner inmez hazır olsun. On dakika daha yolumuz olsa içmeyecektin, ama inince içmek gerektiğini beynine işte sen emrediyorsun.

Sana kendini özel mi hissettiriyor yoksa? Evet özelsin, insanın en güzel yansıması olan gülümsemen bile sararmış senin, üzerine sürekli kötü kokular sıkıyor gibisin. Evet özelsin, çünkü insan çok nadir kararsız kalır, bir dostuna sarılırken.. Bu kararsızlığın mimarı sensin. Yanına oturulmasıyla kalkılması bir oluyor, koca bir salonda tek başına bile olsan tüm salonu etkin altına alabiliyorsun, ortamı kendine benzetme maharetin takdire şayan. Tüm bunlara karşı “beni rahat bırak” tavrına sarılıyorsun, sen ne anlarsın, diyorsun. Evet, bütün akıllar biraraya gelse geçerli tek bir sebep bulamaz diye düşünüyorum, ben anlamam, çünkü anlaşılacak bir yanı yok.

O zehirlerin en zehir karışımının tek bir tutamını sana içirsem, beni en büyük düşmanın sayarsın, kendi ellerinle kendine her gün tutam tutam zehir besliyorsun oysa. Her yıl sigaraya harcadığın paradan küçük bir dağ olurdu, gözünün önünde o kağıt dağına bir kibrit çaksam aklımı kaçırdığımı düşünür, benden nefret edersin üstelik. Bu güne dek sigaraya verdiğin paraları hesaplasan eminim şu an ihtiyacım var diyebileceğin her şeye yetecek bir miktarı ellerinle yakmış olduğunu görürdün. Ama paran yanmakla kalmıyor sadece, içinde sen de yanıyorsun, kural böyle. Sonra bana “sen ne anlarsın” diyorsun, farkında değilsin, can yakıyorsun. Kendi canını yaktığın kadar, tüm sevdiklerinin canını yakıyorsun. Dünyaya küsüyorsun, ama keşke huysuz çocuklar kadar masum olsaydın.

Mesela Rus ruleti oynasan her gün, daha masum olurdun, çünkü o oyunda ölüm riski altıda birdir. Sigarada ise ikide bir. Karı-koca içiyorsanız, biriniz mutlaka sigaranın yol açtıklarından dolayı ölecek demektir mesela. Çocuklarınız da içiyorsa, ya annesiz kalacaklardır, ya babasız, ya da siz eşsiz ve evlatsız. Bu bir zulüm, ama zulmeden bir dış güç yok. Ne ilginç.

Akciğerlerin sıkılsa içinden katran zifirler akıyor, boğazların bir boğuk motor gibi, sesin sana verilen eşsiz name değil artık, yüzün dumanların elinde esir, delik deşik. 26 yıl onkoloji bölümünde çalışmış bir doktor isyan ediyor, ben bu ülkeyi yönetiyor olsaydım, her birinize bir hafta gasilhanede, bir hafta onkoloji servisinde mecburi hizmet yaptırırdım, diye. Çok uzak görüyorsunuz ölümü kendinize, her gün sizin gibi kaç kişinin geldiğini görmeniz gerek, akciğer kanseri nasıl oluyormuş, gırtlak kanseri, dudak kanseri hatta, sonra mide kanseri, mesane kanseri, kangren vs. Bu kişiler nasıl tarifsiz ağrılar, durumlar, acılar yaşıyormuş, görün, ben de sizi göreyim diyor. Aslında direkt sebep olduğu veya yol açtığı o kadar çok hastalık var ki, sigara öldürür sözü bir uyarı değil, bir sonuç aslında. Ve de süründürür tabii, ölüm size kolay geliyor galiba?

Duygularını yitirdiğini düşünmeme kızmıyorsun umarım, kendine böyle zulmetmek için kendini bu tarifsiz acıların, ağrıların içine attığın için sana şükran duyulmasını beklemiyor olmalısın. Üzerine bir de para ödüyorsun ya, hayret ediyorum. Kendini böyle değersiz, ya da dokunulmaz görmene ve bu acıları kendine biçmekle, tüm sevdiklerine de neler yaptığını görememene ne denilebilir sence? Pasif içici yaptıklarının akıbetleri seni hiç ilgilendirmiyor mesela. Eşi yıllardır sigara içen birine, ne hale gelmişsin, derhal sigarayı bırakman gerek deyince hastalıkları yüzünden gittiği doktor, kadın ‘ben hayatımda ağzıma sigara koymadım ki’ diye cevap veriyor. Seni ne sana emanet verilen can tutabiliyor, ne Allah’tan talep ettiğin diğer emanet canlar. Hiçbir hesaba girmiyorsun. Her şeyi feda ettiğin şey senin en büyük düşmanın, işin kötüsü sen bunu çok iyi biliyorsun.

Şimdi sana değil de, kendime mi hayret etmem gerekiyor, böyle düşünüyorum diye?

Tüm bunları bir yana koy, zaten ilgilendiğin de yok. Bir şey daha var ki, seninle ilgili tüm duygularımı bir kördüğüm yapıp bırakıyor. Son hayallerimi bir balyozla kırıyorsun. İçimi titretiyorsun. Tıkanıyorum.

Şu an dünya üzerinde yaşayan ümmetin en büyük alimleri bir fetva verdi. Bunu duydun. Ama biliyorum, bahaneler arıyorsun. Ancak bilmen gerekir ki, ümmetin üzerinde ittifak ettiği bu şey, daha önce kendinden yanlış karar ve yalan zuhur etmemiş kişilerin bu sözleri bağlayıcıdır. Bir cenazenin ardından Efendimizin sahabilerinin “iyidir” ya da “değildir” şeklindeki yorumları sonrası Efendimiz “vacip oldu” demiştir, bilirsin. Öyle inanıyorum ki, bu ittifak ve bu hüküm sizleri bunun dışında tutamayacaktır. Bu hükmü kabul etmesen bile durumun en azından artık şüpheli, şüpheli şeylerden kaçınmak bir yana, haram olmadığına dair bir hüküm var mı, ben göremedim.

İçkiyle ilgili bir konu açıldığında, ondan ne uzaksın. Sigaranın haramlığı konusunda ne rahat. İçki ayeti sonrası sokaklardan akan seller geliyor aklıma, bu hüküm sonrası toplu halde bırakmalar duyamamak içimi kanatıyor. Onu elinde her tuttuğunda, imanımdan vuruluyorum, bilmiyorsun. Herkes neyse de, eline alıp okuduğun bu kitap sana bu konuda hiç mi fikir vermiyor diye düşünmeden edemiyorum.

Hayatımda hiç izi yoktu aslında bu düşüncelerin, âlemimde böyle bir sorun yoktu, çünkü çevremde sigara içen bir kişi bile yoktu. Sonra zaman ve şartlar bir şekilde gelişti, müspet hareket gereği dedik, razı olduk, etrafımda ‘sigara gibi bir kusuru’ olan dostlar, ders arkadaşları zuhur etti. Senden geçtim, şimdi kendime acıyorum. Hangi yaramı sarayım bilemiyorum.

Seni suçlamak zevkli değil, sana acımak marifet değil, sana kızmak mutlu etmiyor, senden uzak kalmak mümkün olmuyor. Aklımı, yüreğimi, vicdanımı, tahammülümü yaralıyorsun. Dedim ya, imanımdan vuruyorsun. “Dua dua sana birikmekten bıktım” demekten korkuyorum, Allah kurtarsın, diyorum, çünkü zindandaki birinden farksızsın. Hatta darağacındasın, çünkü kurtulmak için kılını bile kıpırdatmıyorsun. İçin yana yana arasan bir yol bulurdun; bırakamamaktan değil, bırakmaktan korkuyorsun. .

Gel bir adım at ve uyan, lütfen artık kendini ve bizleri, beni azad et.

Lütfen.

  31.05.2009

© 2015 karakalem.net, Nuriye Çakmak

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut