“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

V. Esmâ-i hüsnâ ahlâkı
–Metin Karabaşoğlu

[*4.601 yazı içinden]

 Okumalar

Firavun’a Gideceksin!– III

Yazara Mesaj Gönder

ÖNCEKİ İKİ yazımızda, Musa ve Hârun aleyhimesselamın Firavun'a gidişinin öncesine dair âyetlerden kabiliyetimiz nisbetinde anladığımız bazı hakikat ve ölçüleri aktarmaya çalışmıştık. Özetle, hakikatın celâl-cemal muvazenesi içinde ve hakikatli bir üslupla sunulmasıydı bize verilen ders.

Ve Musa ve Hârun aleyhimesselam, Firavun'a giderler. Ondan, Rablerinin emrettiği üzere, köleleştirilmiş Benî İsrâil'i tekrar Filistin'e götürmelerine müsaade etmesini isterler. Rablerinin, Firavun'un da Rabbi olduğunu açıkça ilan ederek, "Biz Senin Rabbinin elçileriyiz. İsrâil oğullarını bizimle beraber gönder, onlara işkence çektirme. Biz, Rabbinden gelen bir mucize ile sana geldik" der ve hidayetle müjdeleyip azapla korkuturlar.

Buna karşı, Firavun, Rabbü'l-âlemîni kendi Rabbi olarak tanımadığını ima eder biçimde, "Ey Musa! Rabbiniz kim?" diye soracaktır.

Bunun üzerine, Musa aleyhisselam, "Rabbimiz o Zâttır ki; herşeye özel bir şekil veren, sonra (karmaşık yollar içinde) ona doğru yol gösterendir" buyuracak ve--Tâ-Hâ sûresinin yanında Şuarâ sûresini de okuyacak olursak--Rabbü'l-âlemîn'in göklerin, yeri ve aralarındakilerin Rabbi; Firavun ve kavmi ile atalarının Rabbi; doğunun, batının ve aralarındakilerin Rabbi olduğunu ders verecektir.

Rabb-ı Rahîm'in küllî ve mutlak rububiyetini ders veren böylesi bir tebliğ karşısında eli kolu bağlanan Firavun Rabbü'l-âlemîn'e güya acz izafe edip ahiret azabına dair uyarıyı da savuşturmak üzere "İlk çağların hali ne olacak?" sorusunu gündeme getirdiğinde ise, Musa aleyhisselam bir peygambere yakışan şu nefis ve beliğ cevabı verecektir:

"Onların hal bilgisi, Rabbimin kitabında mevcuttur. Rabbim ne şaşırır, ne de unutur. O Rabbim ki, yeri sizin için bir beşik kılmıştır. İçinde de sizin için yollar yaratmıştır. Ve gökten su indirendir." (Tâ-Hâ, 20: 52-54)

Bunun ardından ise, Firavun'a şu ilâhî vahyi okuyacaktır:

"Biz o su ile muhtelif bitkilerden çiftler çıkardık. Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Muhakkak bunlarda, akıl sahipleri için ibret alınacak âyetler vardır. Sizi yerden yarattık ve sizi ona iade ediyoruz. Yine bir daha sizi ondan çıkartacağız." (Tâ-Hâ, 20:54-55)

Tâ-Hâ sûresi kadar, Şuârâ ve Kasas gibi sûrelerde de değişik veçheleri ile aktarılan bu 'Firavun'a gidiş' hadisesinin her karesinde, her çağın mü'minleri için muhakkak ibretler vardır. Bu asrın mü'minlerinin bu görüşmede özellikle dikkat etmeleri gereken bir nokta ise, yapılan görüşmenin ve bilhassa Musa aleyhisselam tarafından söylenen sözlerin muhtevasıdır.

Dikkat edilirse, Firavun'la şahsî veya siyasî bir hesaplaşma sözkonusu olmamıştır. Yalnızca, köleleştirilmiş Benî İsrail'in Filistin'e dönmek üzere özgür bırakılması istenmiştir, o kadar. Bunun ötesinde ne iktidara talip olunmuş; ne de doğrudan Firavun'un şahsı hedef alınmıştır. Ve, uluhiyet ve rububiyet hakikati, Firavun'a, sergilediği olumsuz tavra ve geçmişte yaptıklarına rağmen, kavl-i leyyinle ve akla kapı açar biçimde anlatılmıştır. Bir noktayı bir kez daha vurgularsak, Firavun'a uluhiyet ve rububiyet hakikati anlatılmıştır.

Bu hususu zihnimizin bir köşesinde tutarak, bugünün ehl-i dininin, bu zamanın Firavun-misal şahsiyetlerine yönelik doğrudan ve dolaylı seslenişlerine bakalım: Acaba, kaç Firavun-misal şahsiyete Musa-misal bir muhteva, usul ve üslupla gidilmiştir? Veyahut, şöyle soralım: Bugünün Firavun-misal şahsiyetlerine Musa-misal bir muhteva, usul ve üslupla hitap edebilen kaç insan vardır? Bugünün Firavun-misal şahsiyetlerine karşı söylenen ve de yazılıp çizilen şeyler, celâl-cemal dengesini taşıyan, ne öfke ne de teslimiyet zaafı taşımayan, bir siyasî iktidar hesabı ile yaftalanması gayrıkabil, şahıslara yönelik özel bir tahkir boyutu da bulunmayan saf bir özgürlük talebi ve sağlam bir rububiyet ve uluhiyet dersi hükmünde midir? Yoksa, imanî bir talim ve ders hep gözardı edilmekte; hep yatay düzlemde, iktidar talebi yahut şahsî husumetlerle karışık bir biçimde mi Firavun-misal kişilere gidilmektedir?

Açıkçası, Firavun'a gitmek bir emr-i ilâhîdir. Ama emr-i ilâhî, Firavun'a, Allah'ın varlık ve birliğini, mutlak uluhiyeti ile küllî rububiyetini belgeleyen âyetler ve delillerle ve de 'kavl-i leyyin'le gitmektir--öfkeyle, indî hükümler ve arzî hükümlerle, doğrudan şahsını veya iktidarını hedef alarak gitmek değil.

Ve, "Firavun'a gittim ve hakkı tebliğ ettim" diyebilmek için, Musa'nın (a.s.) Firavun'a söylediğini, Musa'nın (a.s.) Firavun'a söylediği şekilde söyleyebilmiş olmak gerekmektedir.

Bugünün ehl-i dininin genel tavrı ve söylemi bu teraziye vurulduğunda ise, vaziyet murad-ı ilâhîye pek de mutabık gözükmemektedir.

  30.05.2001

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

1ALLAH'IN İSTEDİĞİSelahattin Karakök, 11.11.2007, ÇAYCUMA

Makalede geçen;

''Dikkat edilirse, Firavun'la şahsî veya siyasî bir hesaplaşma sözkonusu olmamıştır.

Yalnızca, köleleştirilmiş Benî İsrail'in Filistin'e dönmek üzere özgür bırakılması istenmiştir, o kadar.

Bunun ötesinde ne iktidara talip olunmuş; ne de doğrudan Firavun'un şahsı hedef alınmıştır.

Ve, uluhiyet ve rububiyet hakikati, Firavun'a, sergilediği olumsuz tavra ve geçmişte yaptıklarına rağmen,

kavl-i leyyinle ve akla kapı açar biçimde anlatılmıştır.

Bir noktayı bir kez daha vurgularsak, Firavun'a uluhiyet ve rububiyet hakikati anlatılmıştır.''

ifadelerinin bir de aşağıdaki KASAS 3-7 ayetlerin beyanlarına göre tekrar gözden geçirilmesi gerekebilir düşüncesindeyim.

İman eden bir topluluk için, Biz sana Musa ile Firavun'un kıssasından bir kısmını doğru olarak bildiriyoruz.

Doğrusu,

Firavun o memlekette üstünlük taslıyordu.

Halkını parça parça etmişti ve onlardan bir kısmını, kız çocuklarını sağ bırakıp erkek çocuklarını öldürmek suretiyle iyice zayıf düşürmüştü.

Gerçekten, o bozguncunun biriydi.

Biz de istiyorduk ki,

o memlekette zayıf düşürülmüş olanlara lütufta bulunalım, onları önder yapalım ve diğerlerine vâris kılalım.

Onları o ülkede egemen kılalım; Firavun ile Hâmân'ı ve ordusunu da korktukları âkıbete uğratalım.

Bu amaçla Musa'nın annesine “Onu emzir,” diye vahyettik......

Sevgilerimle...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut