Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Müslüman ve İngiliz?
–Abdülhakim Murad

[*4.493 yazı içinden]

Somut Hira’dan soyut Hira’ya

Zeyneb Hafsa

Bir önceki yazımızda, Hz. Muhammed’in Hira’da uzlete çekildiğinden bahsetmiştik ve şöyle demiştik: “Kelimeler olmaksızın dahi yüreğinden yüreğinize yol uzanan dostun muhabbeti bir Hira’dır.” Efendimiz’in inzivaya çekildiği somut Hira’nın yanı sıra soyut bir sığınma da eşlik ediyor hayatına o demler: Hz. Hatice.


SİBEL ERASLAN’IN Hatice annemizin hayatını anlattığı Çöl&Deniz romanında bahsedildiği üzere, eşi mağaraya hemen her çekildiğinde dağa tırmanıp mağaraya maddi gıdasını taşıyan ve dahi inzivaların vardığı ilk vahiy tecrübesinin ardından Peygamberimizin kendisine, “beni ört” diyerek ellerine sığındığı Hz. Hatice aslında yüreğinden eşinin yüreğine uzanan muhabbeti de bir Hira kılmış oluyor. Soyut bir Hira. Çünkü, Eraslan’ın sözleriyle, son peygamberin yeryüzünde emanet edildiği kişi oluyor Hz. Hatice ve ona göre, “Birbirine aşık iki beden birbirine ev, sığınak, mağara olurdu...” Nitekim Peygamberimiz Hz. Hatice’ye dair şöyle diyor: “Herkes beni tecrit ederken Hatice beni buyur etti gönlüne.” [1].

Böylece mağaraya hem bir özel isim oluyor Hira, hem de ardından gelecek tüm inziva yerlerine, şekillerine sembol teşkil edecek genel bir ad. Fakat Peygamberimiz özelinde eş-dostla gelen soyut sığınmaklığın bir sınırı da mevcut. İşte onu da Gazzâlî’den öğreniyoruz.

Hira’yı kalbinde taşımak

Bir süredir İmam Gazzâlî’nin Kimya-i Saadet’ini okumaya çalışıyoruz arkadaşlarla. İşte bu güzel kitabın ‘Köşeye Çekilmenin ve Uzletin Edebleri’ bölümünde şu çıkıyor karşıma: “Bilhassa peygamberler (aleyhimüsselam) gibi, insanlar arasında bulunduğu zaman dahi Hak ile olanlardan olmayınca zararlı olur. Bunun için Peygamberimiz (s.a.v.) önceleri dağlarda uzlete çekilip, Hira dağında bulunurdu. Nübüvvet nuru kuvvet bulup zahirde insanlarla, kalb ile Allah Teala ile oluncaya kadar insanlardan uzak durdu.”

Aslında bu satırlar da somut Hira’dan soyut olanına geçişi anlatıyor, yukarıdakinden farklı bir boyutta ama. Zira insanlar arasında olsa dahi Hira’nın inziva havasını kalbinde taşıyıncaya değin Hz. Peygambe’rin somut mağaraya sığınmak ihtiyacını hissettiği dile getiriliyor. Biz bugün Hira’yı kalbe ne derece indirebiliyoruz Allahu alem! Belki de bu yüzden her zamankinden daha çok ihtiyacımız var somut Hira’lara, uzlete, inzivaya, itikafa…

Dost kimdir?

Devamında İmam Gazzâlî, Hz. Peygamber’in şu sözünü naklediyor: “Eğer dost edinseydim, Ebu Bekr’i edinirdim. Fakat Allah Teala’nın dostluğu, sevgisi hiçbir dostluğa yer bırakmadı.” Bu, şimdi burada ne anlama geliyor? Sanki şöyle: “İnsanlar arasındayken Allah ile olmasaydım ya da O’nunla olduğum anlar olmasa idi bir insanı dost edinebilirdim.” Demek ki somut mağaraya ve insan dostluğuna ihtiyaç, O’nunla olmaklık tam anlamıyla kalbe indirilemeyince ortaya çıkıyor gibi. Bütün bunların –özellikle de ikincisinin- ihtiyacını duyanlar olarak bir an hüzünlenebiliriz lakin yine de teselli olsun –ilkin kendime tabi ki- diye hatırlatmakta yarar var; o bir Peygamberdi. Dolayısıyla, kalben her an Allah ile olması bize göre çok daha kolaydı. Onunla aynı derecede olmasa da veliler için de bu, bize göre daha kolaydır. Bize düşen olabildiğince onları hedeflemek ve yine de aczimiz dolayısıyla insandan dost edinmek ihtiyacımız hâsıl oluyorsa dostu, O’nu sevenden/O’nun sevdiğinden seçebilmek, tıpkı Hz. Ebu Bekir gibi…


[1] Söz konusu kitap hakkında, müellifi Sibel Eraslan’la yapılan röportaj için bkz. http://fikribeyan.net/1287_Hz-Hatice-nin-peygamber-aski.html

  08.08.2017

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut