Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ümit çiçeği
–Metin Karabaşoğlu

[*4,168 yazı içinden]

 Arşiv
Bu yazının çıktısını al

 Güldükçe Gönüllerde Güller Açtıran Gül

İlyas Üzüm

O hep gülmüştür, ama nezih bir gülüş. Kâinattaki rahmeti gören, Ona yönelen, bütün nezih gülüşlerin Onun rahmetinden geldiğini bilen birisidir o. Aynı zamanda kendisi de bir gülüş, bir gül, bir çiçek ve bir rahmet. Ne mutlu o çiçekten koklayana. Ne mutlu o rahmetten yararlananlara...


ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ güneş, hep gülüyormuş gibi gelir bana. Nerede bir güneş resmi görsem, hep mütebessimdir. Ay da öyle. Ta uzaklardan gülücükler gönderir, tebessümüyle. Yıldızlar ise düğün evinde gibidir zaten. Göz kırparak neşe saçarlar etrafa.

Gökyüzü güler de, yeryüzü gülmez mi? Dağlar, şefkatli kucaklarına bastıkları toprağa gülücükler kondurur devamlı. Nehirler, sırf geçtikleri yerlere hayat verdikleri için değil, denize ulaşacaklarını umdukları için, gece gündüz gülerek akarlar. Toprak, bağrında kök salanlara beşiklik ettikçe, gülücükler yollar dört bir yana.

Cansız mevcutlar gülerse, canlıların kahkaha atması gerekmez mi? Bütün canlılar, katılarak gülüş halindedir âdeta. Ayçiçeğinin gülüşünü gördükçe, insanın gönlünde gülücükler açar. Ya papatyalar! Sarı göbeğin etrafında yaprak yaprak sarkan beyaz dudaklar tatlı bir tebessüm ifadesi değil midir? Çiçeklerin dünyası, tamamıyla gülme ve gülücükler dünyasıdır. Bütün çiçekler “gül”dür. Gülme ve gülüş onların adıdır. Meyveler ağaçların, tatları da meyvelerin gülmesidir. Toprakla bağı kesilen, solup ölmeye yüz tutanlar hariç, gülmeyen bir bitki yoktur. Hayat onlar için gerçek bir gülüştür. Hayata çıkmak, adının hakkını vermek, kimliğindeki özellikleri yansıtabilmek, onlar için gerçek bir memnuniyet, gerçek bir lezzet hali ve gerçek bir gülüştür.

Hayvanların gülmesi, bitkilerin gülmesinden daha içten, daha güçlü ve daha canlıdır. Tıpkı bitkilerin gülmesi, cansız mevcutların gülmesinden daha canlı ve içten olduğu gibi. Tâvusun gülmesi, rengârenk kanatlarını açıp, güzelliğini gözler önüne sermesidir. Koyunun şüphesiz en çok keyiflendiği, en çok güldüğü ve neşelendiği an; beyaz taze tüylerini okşayarak kuzusunu emzirdiği andır. Karınca “tane” taşımaktan zevk almasa, gülmese, onca zahmete katlanıp yollara düşer mi? Arı sadece bal yaptığı zaman değil; onu yaparken, çiçeklere ulaşmak için kilometrelerce yol katederken, altıgenlerini örerken hep gülüş halindedir.

Galiba “gülmek” çalışmak demek. Keyif ve neşe çalışmakta. Gerekeni yapmakta. Taşınan özelliklerin hakkını vermeye gayret etmekte. “Gülüş” çalıştıktan sonra ortaya çıkan bir sonuç değil, çalışmanın kendisi. Çalışma boyunca kendini gösteren bir keyif hali. “Güneş”liğini hiç aksatmadan yerine getirdiği için, herhalde güneş devamlı gülmede. Kalın bir kara bulut önüne geçip perde olmaya kalkışsa onun mütebessim yüzünü görebilir miyiz? Toprağa yeterince kök salamamış bir bitki gülmeyi deneyebilir mi? Yavrularına yiyecek bulmak için çalışan kuşun bu sırada duyduğu zevki, bir tür gülmesini; yuvasında oturup kalan tembel kuşun hissetmesi mümkün mü? Analık vasfını taşıdığı halde çocuk sahibi olmaktan kaçınan bir kadının, taşıdığı özelliğin hakkını vererek ana olan bir kadının bebeğini kucağına aldığında duyduğu tarifsiz zevki duymaya hakkı var mıdır? En çok gülmesi, zevklenmesi, güldüğünü hissetmesi gereken insan olduğu halde, gülemeyenlerin, lezzet almayanların neden gülemediklerinin de sebebi bu herhalde. “İnsan”lıklarının hakkını veremeyişleri. Hayata yeterince dal-budak atamayışları. Etrafında olup-biten olayları görüp değerlendirmeyişleri. Özellikleri müsait olduğu halde “varlık” ve “oluş”ları bir kitap gibi okumayışları. Bütün varlık dünyasına kök salan gerçekleri elde etmeye çalışmayışları...

İnsanların gülmeleri, “insanlık”larını gerçekleştirmeye çalışma miktarıyla orantılı. En büyük insan, insanlığını en çok gerçekleştiren insan. İnsanlığını en çok gerçekleştiren insan, en çok gülen insan. Hz. Muhammed’in (sav) “insanlığın gülü” olması da herhalde bundan. O, âlemdeki “gülüş”ü gören ve ona katılan birisidir o. O hep gülmüştür, ama nezih bir gülüş. Kâinattaki rahmeti gören, Ona yönelen, bütün nezih gülüşlerin Onun rahmetinden geldiğini bilen birisidir o. Aynı zamanda kendisi de bir gülüş, bir gül, bir çiçek ve bir rahmet. Ne mutlu o çiçekten koklayana. Ne mutlu o rahmetten yararlananlara...

  10/05/2004

© 2013 karakalem.net, İlyas Üzüm


  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2013 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut