Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Her hâlükârda
–Zehra Sarı

[*4.536 yazı içinden]

‘Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum’

Zeyneb Hafsa

Kudüs’teki Yahudi-Müslüman bir aradalığına dair genel izlenimimi zeytinyağı ve su örneğiyle açıklayabilirim. Aynı kapta birbirine karışmayan, benzeşmeyen bu iki tür sıvı gibi Müslüman ve Yahudi halk da aynı şehirde yaşıyor olmasına rağmen birbirlerinden oldukça ayrışmış durumdalar.


RABBİM NASİP eyledi, Ramazan 1437’nin son on günü ve bayram süresince Kudüs, Mekke ve Medine’ye konuk olduk. Bundan sonraki birkaç yazıda sizlerle buralara dair izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Kudüs yoluna düşmeden

Yol hazırlığı önemlidir. Benim için yol hazırlığının önemli bir kısmını manen kendimi yola hazır hale getirmek teşkil eder. Bunun en önemli araçlarıysa kitaplardır. İlkin, Kudüs yazınına dair elimde neler varsa onları gözden geçirdim. Nobel edebiyat ödüllü yazar Selma Lagerlöf’ün Türkçe’ye de çevrilen eseri Jerusalem vardı bir defa. 1800’lerin sonu 1900’lerin başında yaşanmış bir olaydan hareketle yazılan bu eser bana oldukça lirik ve bir o kadar da maneviyatı yüksek gelmiştir. Ardından, İsveçli meşhur yazar Jan Gillou’nun Vägen till Jerusalem (Kudüs’e Giden Yol) isimli romanı vardı ki söz konusu romanda Haçlı seferlerine katılan bir İsveçli savaşçının, Arn de Gothia’nın maceraları anlatılırken onun Selahaddin Eyyûbî’yle tanışması da hikâye ediliyordu. Ufak bir çocuğun hayatına eşlik eden Kudüs macerasını ise Markar Esayan’ın Jerusalem isimli romanından takip etmiştim. Demek ki ufak çapta bir Kudüs kitaplığım vardı artık ve Kudüs’ün farklı zaman dilimlerinden fotoğrafını resmetmeme yardım ediyordu.

Öte yandan, yola çıkmadan önce güzel bir Kudüs rehberi almak istedim fakat nasip olmadı. Yine de nasip bu ya, Mekke ve Medine için yanıma aldığım Muhammed Esed’in Mekke’ye Giden Yol isimli çalışmasının tam da benim yolculuğumun sırasına uygun bir şekilde önce Kudüs’le ilgili izlenimler içerdiğini fark ettim. Bir başka nasip ise şu oldu; Kudüs seyahatimiz boyunca bize rehberlik eden Ahmet Yılmaz beyefendinin hazırladığı Kudüs Rehberi isimli eserini edindim sonradan. Son olarak, Kudüs’le gönül bağından etkilendiğim Nuri Pakdil’in Kudüs’e dair bir kitabı var mı diye merak ettim ama kitap yerine şu şiirine rast geldim:

Tur dağını yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum
Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçirirsin
Buz tutar
Gözün görmez olur
Gel
Anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar
Adam baba olunca
İçinde bir Kudüs canlanır
Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin

…

Kitaplar, şiirlerle yol azığımız baya hazırdı artık. Şu ve benzeri ayetleri de içselleştirdik mi yola tamamen hazırız demekti:

“De ki: “Yeryüzünü dolaşın ve Allah’ın nasıl yaratmaya başladığını bakın görün…” (Ankebut, 20)

“De ki: Yeryüzünü dolaşın ve sizden önce yaşamış olan günahkârların, sonlarının ne olduğunu görün…” (Rum, 42).

Demek ki hem geçmiş milletlerin akıbetlerinden ibret almak hem de Allah’ın kevnî ayetlerini müşahede edip sıfatlarını daha iyi kavrayabilmek adına gezip dolaşacaktık.

Tel Aviv-Yafa

Kudüs’e varmadan önce ilk durağımız Tel Aviv. Fakat havaalanından ayrılmak o kadar kolay olmuyor. 35 kişilik kafilemizden rastgele seçilen 2 kişinin 2-3 saat boyunca alıkonulması sebebiyle otobüste bekletiliyoruz. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla bu rutin bir uygulamaymış. Kalabalık giden her bir gruptan rastgele kişiler seçilip öylece bekletiliyorlarmış.

Rehberimizin anlattığı kadarıyla Tel Aviv seküler Yahudilerin yaşadığı bir şehir. Zaten gökdelenler ve şehrin modern silueti karşılıyor bizi ilkin. Her şey çok düzenli ve her yer temiz. Tel Aviv aslında Tel Aviv-Yafa diye geçiyor çünkü Yafa, şehre eklemlenmiş bir durumda. Çok eski bir liman kenti olan Yafa oldukça tarihi bir yer. Bizim açımızdan önemi ise deniz kenarında ufak tefek birkaç cami ve II. Abdülhamid döneminden kalma bir saat kulesini barındırıyor olması.

Kudüs’e doğru

Kudüs yolu boyunca İsrail’e ait yerleşim yerleri için izlenimim de aynı; çok düzenli ve çok temiz. Kudüs’e bir saatten biraz fazla süren bir yolculuk sonunda varılıyor. Bu noktada ilkin Filistin’e ve Kudüs’e dair genel bilgiler verelim.

Filistin bugün itibariyle resmi olarak Gazze ve Batı Şeria’dan müteşekkil. Kudüs de Batı Şeria bölgesinde yer alıyor. Fakat buraların kontrolü tamamen Filistin’in elinde değil. Bölgede üç tür yönetim söz konusu; A tipi bölgelerde tamamen Filistin kontrolü söz konusuyken, B tipi bölge kısmi Filistin kontrolünü içeriyor ve C tipi bölge ise tamamen İsrail kontrolünü kapsıyor. Kudüs C tipi bölge örneğine giriyor. Nitekim şehrin muhtelif yerlerinde ağır silahlı İsrail askerlerini görmek mümkün. Şehirdeki Yahudi nüfus 1967’den beri artmakta. Kudüs’ün bugünkü nüfusu 1 milyon civarında ve bunun 750 binini Yahudiler oluşturuyor. Yahudi yerleşimi özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşmakta.

Muhammed Esed daha 20. yüzyılın ilk yarısında Kudüs’teki Yahudi varlığına dair şu ilginç tespitte bulunuyor:

Yahudiler buraya yurduna dönen kimseler gibi gelmiyorlardı, ülkeyi Avrupalı modellere uygun, Batılı amaçlara göre tasarlanmış bir yurt haline getirmek niyetini güdüyorlardı daha çok…

Durum bugün de çok farklı değil. Kudüs’teki Yahudi-Müslüman bir aradalığına dair genel izlenimimi zeytinyağı ve su örneğiyle açıklayabilirim. Aynı kapta birbirine karışmayan, benzeşmeyen bu iki tür sıvı gibi Müslüman ve Yahudi halk da aynı şehirde yaşıyor olmasına rağmen birbirlerinden oldukça ayrışmış durumdalar. Hatta diyebilirim ki sürekli bir tansiyon hali hissediliyor havada.

  17.11.2016

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa


  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut