Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.503 yazı içinden]

İçimizdeki 'Pensilvanya'

Zeyneb Hafsa

Demem o ki çuvaldızı başkasına batırırken çuvaldızın büyüklüğünden mütevellit onu kendimizle alakasız bellesek de iğneyi kendimize batırmaktan imtina etmeyelim. Zira Gülenci olmadan da Gülen hastalığına ya da Gülen’deki hastalıklara sahip olmamız pekala mümkündür.


MALUMUNUZ OLDUĞU üzere bugün gündemimize sık düşen isimlerin başında F. Gülen geliyor. Kendisine bağlı olanlar ya da bir sebepten kendisini eleştirmekten geri duranlar haricinde söz konusu kişiye ve onunla ilişkilere dair genelin şu çıkarımları yapabildiğini dile getirebiliriz:

• “Dini, kendi nefsine göre yorumluyor. Hatta bunu inanarak yapıyor.”

• “Kendisine körü körüne bağlılık ve itaat istiyor.”

• “Hastalık vb. yollarla kendisini acındırıp ilginin kendi üzerinde olmasına uğraşıyor.”

• “Olan ve olmayan şeyleri kendine –kendi duasına, kendi isteğine, vb.- yontmaya çalışıyor.”

İnsanların bu ve benzeri tespitler yapabilmesini kolaylaştıran bazı unsurlar olduğunu düşünüyorum; üçüncü kişiler hakkında tespit yapmanın her zaman için daha kolay oluşu, bu yukarıda sayılan özelliklerin ve benzerlerinin olumsuz etkilerinin ya da yansımalarının çok bariz bir şekilde toplum üzerinde görülmesi, vb. Fakat bir vesileyle fark ettim ki özellikle bu denli bariz ve uç yansımalar sebebiyle yukarıda sayılanlar sanki erişilemez, bizlerden çok uzak, kötü özelliklermiş gibi algılanıyor. Velhasıl, olumsuzluk ne kadar uçlaştırılırsa onu kendimizden o kadar uzak tutabiliyoruz.

Oysa bu yukarıda sayılan olumsuz özellikler ve benzerleri bizlere o kadar yakın ki! Örneğin, bir ayet ya da hadisin otorite olma özelliğini kendi arzu ve isteklerimizi meşrulaştıracak şekilde kullanmak, birçok konuda haklılığımızın sorgulanmasından ve eleştirilmekten köşe bucak kaçıp söylediklerimize, yapıp ettiklerimize dair neredeyse istisnasız bir tasdik beklentisi içinde olmak, hem suni bir alçakgönüllülük içerisinde olup hem de hastalık, vb. araçlarla ilginin üzerimizde olduğundan emin olma isteğine sahip olmak ve çevremizde olan-biteni kendimizi merkeze alıp okumak…

Tüm bunları uzak bir kötülük kaynağı ile özdeşleştirmekten çıkarıp böyle tek tek yazınca bunların aslında bizimle iç içe olan temel insani zaafların bir kısmını temsil ettiğini daha rahat görebiliriz. Fakat mevzunun şu gerçekliğini de es geçmemeliyiz; bu ve benzeri özellikleri, durumları biz sıklıkla kendi kişisel hayatımız ve çevremize yansıtır, öyle yaşarız. F. Gülen örneğinde ise bunların geniş çaplı bir örgütlenmenin temellerini oluşturması ve hatta sistematize edilişi söz konusudur. Bunun sonuçlarının bize çok daha vahim bir şekilde yansıması da bu sebeptendir.

Netice itibariyle demem o ki çuvaldızı başkasına batırırken çuvaldızın büyüklüğünden mütevellit onu kendimizle alakasız bellesek de iğneyi kendimize batırmaktan imtina etmeyelim. Zira Gülenci olmadan da Gülen hastalığına ya da Gülen’deki hastalıklara sahip olmamız pekala mümkündür. Çünkü onlar en temel insani hastalıklardandır. Nefsin ipini koparıp kaçan bir koyun gibi kendi başına buyrukluğunu kurban etmemizin gerekliliğini hatırlatan şu günlerde bu tarz nefsani hastalıkları özellikle gündemimize alalım inşallah.

  14.09.2016

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut