Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Haydi otobüslere!
–İsmail Örgen

[*4.611 yazı içinden]

Acıdan öte acı: ihtilaf ve ye’s

Abdullah Taha Orhan

Tekrar tekrar hatırlamakta fayda var: bizi “zindan-ı atalete düşüren” ye’s, “mâni-yi herkemâl”dir ve ümmetin öncelikli hastalıkları olan cehalet, zaruret ve ihtilaftan belki en önemlisi nifakı netice veren ihtilaftır. Muhabbet ve ittifak ile, imanımızın verdiği kuvvet ve özgüven ile bu hastalıklardan kurtulmalıyız.


MEVZU MALUM. Şer odakları ümmetin ümidini bombalarla yok etmeye çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki bombanın, ya da Doğu’daki tedhiş hadiselerinin en önemli hedefi bedenler değil, bedenleri diri tutan ümittir elbette. Bunun için, bütün insanlığı öldürmeye bedel bir suçu irtikâp etmekten kaçınmıyor, masumların kanına giriyor bu örgütlü kötülük. Peki, hedefte neden ümit var?

Zira o bizim en büyük azığımız. Olmazsa olmazımız. Ümidimizi kaybedersek, her şeyimizi kaybetmişiz demektir.

Bu yüzden düşmanlarımızın isteğini yerine getirmemek adına, asla ümidimizi kaybetmemeliyiz. Kat’iyyen biliyoruz ki, şehrin orta yerinde masumları katleden odaklar, onların ah’ları ve kalanların beddualarıyla yaşayamayacaklar! Sadece ahirette değil, bu dünyada da bedelini ödeyecek, yaptıklarının cezasını çekecekler.

‘İlahi musiki’ ne diyor?

Üstad Bediüzzaman’ın dediği gibi, “sivrisinek tantanasını kesse, bal arısı demdemesini bozsa” şevkimiz kırılmayacak. “Zira kâinatı nağamatıyla raksa getiren hakaikin esrarını ihtizaza veren musika-i İlahiye hiç durmuyor.”

Hal böyleyken, bize düşen dikey düzlemde, bu ilahi musikiye kulak vermek ve yatayda ise safları sıklaştırarak acıda birlik olmak. Zira acıda bile birlik olamamak, acıdan öte acı bizim için...

Maalesef hâlâ, Ankara’da yaşanan patlama anında orada olmasına rağmen, kendi canına da kasteden zalim e tek laf etmeyip hükümete laf yetiştirmeye çalışanlar var. Oysa Bediüzzaman’ın örnek verdiği bedevî aşiretler dahi karşılarına ortak bir düşman çıktığında kendi aralarındaki adaveti unutup omuz omuza verirlerdi:

Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit; o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip o haricî aşireti def’edinceye kadar, dâhilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.

Bedeviyet dahi böyleyse, ya bizimki nice medeniyettir?

Ülkemizin yanı başında yakın tarihin en kanlı savaşlarından biri cereyan ederken, üstelik içeride de o kadar bilfiil ve bilvasıta düşman varken, yapmamız gereken şahsi ikballerimizi, entellektüel konforumuzu bir kenara bırakıp kenetlenmek değil de nedir?

Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ kale-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malûmdur ki iki kahraman birbiriyle boğuşurken bir çocuk, ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir.

İman varsa, ümit de var

Evet, kendimizi muhalif bir kahraman olarak görebiliriz, lakin böyle bir kriz ortamında, üstadın dediği gibi, iki ‘kahraman’ boğuşurken ikimiz de bir çocuğa madara olursak halimiz ne olur?

Tekrar be tekrar hatırlamakta fayda var. Bizi “zindan-ı atalete düşüren” ye’s, “mâni-yi herkemâl”dir ve yine Bediüzzaman’ın bundan yüz sene önce işaret ettiği ve halen geçerliliğini koruyan, ümmetin öncelikli hastalıkları olan cehalet, zaruret ve ihtilaftan belki en önemlisi nifakı netice veren ihtilaftır.

Bu hastalıktan muhabbet ve ittifak ile, ümitsizlik hastalığından ise imanımızın verdiği kuvvet ve özgüven ile kurtulacağız Allah’ın izniyle. Allah’ın rahmetini ümit etmekle iman arasında doğrudan bir ilişki var, zira “…kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf, 87) İmanımız varsa, ümidimiz de olacak! Ve yine, eğer imanımız varsa, birbirimize muhabbetimiz de olacak, zira “mü’minler ancak kardeştir…” (Hucurat, 10)

  17.03.2016

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut