Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Sıkı tut ruhunu
–Rabia Nazik Kaya

[*4.597 yazı içinden]

Olgunlaşmak vs. ergenleşmek

Zeyneb Hafsa

Bir erkeği olgunlaştıran çok farklı tecrübeler vardı geleneksel kültürde. Erkek tabiatındaki meydan okumaya dair fıtri duygu baki olduğu halde artık bunun giderilmesi sanal, yapay yollarla oluyor. Netice, bitmeyen bir ergenlik.


İNSAN BİR ŞEYE ne kadar akıl ve gönül yorar fakat aynı zamanda asıl cevap merciini unutmazsa oradan mutlaka yoluna işaretler salınıyor. Gerçekten.

Yaptığım işle de ilgili olarak bu aralar zihnimi ve içimi en çok meşgul eden konulardan biri, ‘yeni nesil’in hal-i pür melali idi. Kendi tecrübelerim, başkalarından dinlediklerim ve gözlemlerim neticesinde vardığım irili ufaklı açıklamalar vardı elimde ama tamamen birbirine bağlayıp anlamlı bir bütün haline getiremiyordum. İşte tam bu noktada, beklemediğim bir yerden ciddi bir yardım geldi.

Nihayet dergisinin Kasım 2015 tarihli 11. sayısında, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “On Dört Yaşında Bir Adam” isimli hikâyesi masaya yatırılıyordu. Söz konusu hasbihalden benim süzgecime takılıp konuya dair anlamlı bir bütün oluşturmakta bana yol gösterenler özellikle şunlar oldu:

Nazife Şişman, günümüzde acıdan bir olgunlaşma hikâyesi yerine yaşanan travmalardan şiddete meyyal kriminal vakaların çıktığını belirtiyor. Yani bir yanda olgunlaşma, bir yanda travma ve kriminal vakalar… Farklılık çok keskin değil mi? Peki neden dolayı bu denli keskin bir farklılaşma? Zaten sohbetin yapılış sebebi tam da bu. O halde diğer katılımcılara da kulak verelim.

‘Korku toplumu’

Ahmet Murat, dini temel edinen insanlarda ergenliğin biyoloji temelli bir psikolojiye sahip olduğunu hatırlatıp bunun günümüzde sadece psikoloji temeline dayandırıldığını belirtiyor. Buna dair değişimin temel sebebinin ise zihniyet değişimi, özellikle de çocuğa bakış açımızdaki değişim olduğunu öne sürüyor. Tabi ya, insanlar 40’lı yaşlarda öldüğü zamanlarda 20, yolun yarısı ediyordu. Oysa şimdi 4’te biri bile değil. Bir de, insanların eskiden daha çok çocukları varken 1 ya da 2’sini kaybetmek çok koymazken şimdi 1 çocuğun kaybı demek, cihana değiyor. Haliyle, her bir çocuk, paha biçilemez elmas kıymetine binmiş durumda tabir-i caizse. Öyle olunca, kılına zarar gelsin istenmiyor; gözlerden delicesine sakınılıyor; önüne altın tepsilerde sunulmak isteniyor her şey, yeter ki o üzülmesin, yorulmasın diye!

Adı geçen hikâyeyi seçen Fatma Barbarosoğlu, hikâyenin korku toplumu oluşumuza paralel olarak da okunabileceğini vurguluyor. Yani eskiden de tehlikeli idi dışarısı, belki daha da tehlikeli hatta. Fakat şimdilerde korku o kadar hâkim ki içlere, herkes çocuğunu okula, yakın bile olsa, kendisi getirip götürüyor. Çantaları taşımak da cabası… Bu korku halini besleyen şey, en çok da görsel kültür olsa gerek diye ekliyor Barbarosoğlu. Çünkü insanlar görüyor, en ince detayına değin, kimlerin neler yaşayabildiğini. Yani başa gelebilecek kötü şeylerin listesi zihinlerde daha somut ve uzun. Barbarosoğlu tam da bu noktada görsel kültürle çocuksulaşma arasındaki bağı sorguluyor.

Bitmeyen ergenlik

Ahmet Murat ise bu sorgulamaya binaen şunu dile getiriyor: Bir erkeği (bu kadın da olabilir) olgunlaştıran çok farklı tecrübeler var(dı) geleneksel kültürde. Erkek tabiatındaki meydan okumaya dair fıtri duygu baki olduğu halde artık bunun giderilmesi daha sanal, yapay yollarla oluyor. Netice, bitmeyen bir ergenlik… Tam da Barbarosoğlu’nun dediği gibi: beden tecrübe etmiyor, göz tecrübe ediyor. Oysa bir erkeği olgunlaştıran, mesuliyetler ve şartlar(dır).

Yine Ahmet Murat’ın vurguladığı gibi, öyküde dile getirilen adamlığı, olgunluğu ortaya çıkaran bir paket var(dı) eski toplumda. Fakat Barbarosoğlu’nun da belirttiği üzere, bugün böyle bir ortam yok, çocuklar her daim anneleriyle birlikte. O yüzden kadınların psikolojileri bozuluyor, çocuklarınki de. Buna bir de (özellikle sözlü) tecrübe aktarımı eksikliği eklenince olgunlaş(ama)manın vay haline!

Toparlayacak olursak, geleneksel toplumda var olan olgunlaştırıcı unsurların toplumdan yavaş yavaş çekilmesi, çeşitli nedenlerle çocuğa ve ergenleşmeye dair bakışın değişmesi, korku halini de besleyen görsel kültürün hâkimiyeti gibi temel sebepler dolayısıyla bugün çocuklar her zamankinden daha geç olgunlaşıyor. Belki de hiç olgunlaşamıyor. Ceremesini de ebeveynler başta olmak üzere, öğretmenler/hocalar, eşler, çocuklar ve nihayetinde bütün bir toplum çekiyor.

  03.03.2016

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut