Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

II. İki kitabı buluşturmak
–Metin Karabaşoğlu

[*4.525 yazı içinden]

‘Mutluluk’ dedikleri…

Zeyneb Hafsa

‘Mutluluk’ kelimesi birilerinin ağzından hemen her çıktığında bir başkaları ortada kalıveriyor ıpıssız; serbest piyasa ekonomisi şahlanıyor ya da psikologlar ek mesai yapıyor.


ADINA METHİYELER düzülen, felsefi kuramlar geliştirilen, psikolojinin mihenk taşı kabul edilen bir kavram ‘mutluluk’ ve onun türevleri. İşi zora koşmak, meseleyi entellektüel boyuta taşımak için değil ama gerçekten önemli olduğunu düşündüğüm için şu sorunun mutlaka sorulması gerektiğini düşünüyorum:

Mutluluk nedir?

Bu soru neden mi önemli? Çünkü bu kelime birilerinin ağzından hemen her çıktığında bir başkaları ortada kalıveriyor ıpıssız; serbest piyasa ekonomisi şahlanıyor ya da psikologlar ek mesai yapıyor.

Yukarıdaki soruyu ele alırken bu defa farklı bir şey yapalım: Felsefecilerden, psikologlardan ve onların yeri göğü dolduran teorilerinden başka birilerinin farklı sözlerine kulak verelim.

Said Nursi bu isimlerden biri örneğin. İkinci Lem’a’nın hatimesinde şöyle diyor:

Cenab-ı Hak hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derceylemiştir. Hem hadsiz nukuş-u esmasını göstermek için insanı öyle bir surette halketmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış.

‘Lezzet’in aşkın boyutları

Öncelikle, fark edileceği üzere, Said Nursi’nin mutluluk kavramına denk sayılabilecek şekilde kullandığı kelime ‘lezzet’tir. Bugün lezzet denince akla sadece yeme ve içme yani tat alma duyusuna yönelik bir mutluluk geldiği için bu bağlantı kurulamayabilir fakat lezzet sadece bununla sınırlı değil.

İkinci olarak, Said Nursi insanın hadsiz lezzetler alabilecek bir şekilde yaratıldığını dile getiriyor. Tam da insanın istediği gibi değil mi? Fakat bu iş öyle kolay değil. Peki, ne gerekiyormuş bunun için? Hadsiz acz, nihayetsiz fakr içinde yaratılmış insanın bu acziyetini ve fakrını Allah’ın hadsiz kudreti ve nihayetsiz rahmetine rapt etmesi… Bu olduğu takdirde yani insan hemen her gün çeşitli sebeplerle soluğunu ensesinde hissettiği, ta içine işleyen acizliklerini ve fakrını fark edip bunun nedeninin kendisinin kul olarak yaratılmış olması ve bunlar karşısında hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmet sahibi olan Efendisine yani Yaratıcıya sığınmak olduğunu içselleştirebilirse her ne yapıyorsa yapsın, her ne yaşıyorsa yaşasın hadsiz bir lezzet duyma imkânına kavuşur. Bu olmadığı takdirdeyse hadsiz elem duyma riski mevcuttur.

Mutluluk kavramının daha derinlikli karşılıklarının (Said Nursi’nin kullandığı lezzet kelimesine ek olarak) bizdeki huzur, tatmin gibi kelimeler olduğunu düşünüyorum. Yaratılmış olduğumuz ve bizi Aşkın’a bağlayanın vahiy olduğu kabulüyle vahiyde bu kelimelerin izini sürecek olursak…

Örneğin Ra’d Suresi 28. ayet mealen şu manaya gelmektedir:

İnananlar öyle kişilerdir ki kalpleri Allah zikriyle tatmin olur. İyi bilinsin ki kalpler ancak Allah zikriyle tatmin olur.

Sığınmak, mutlu olmaktır

Elmalılı Hamdi Yazır, bu ayeti tefsir ederken şunları dile getiriyor:

Gönüller (kalpler) O’nun dışında hangi dünya nimetine meylederse etsin, hangi isteğe ulaşırsa ulaşsın, onların hepsinin daha iyisi ve daha üstünü, daha ötesi bulunduğundan, hiçbirinde karar kılamaz. Hiçbiri ruhun özlemini gideremez, heyecanını doyum noktasına ulaştıramaz. Bundan dolayıdır ki, marifetullaha yükselemeyen ve Allah’ı zikretmeyen kâfir ve gafil kalpler, hiçbir zaman ıstıraptan kurtulamaz, kalp huzuru, gönül huzuru veya cemiyyet-i dil denilen mutluluğu tadamaz. Huzur bulamaz, çırpınır da çırpınır durur. Üstelik bu çırpınış bir aşk neşvesinin uyandırdığı vuslat heyecanı da değildir, geçici sebeplerin, boş emellerin sarsılıp yıkılışından kaynaklanan bir hicran acısıdır.

Halini inceden inceye hisseden lakin tam da yerli yerine oturtamayan, bir yandan daha baştan başarısız olacağı bilinen genel geçer mutluluk girişimlerine yeltenip bir yandan mutsuzluğunu ağır bir yük gibi içinde gezdiren, gizliden inleyen, sonra açıktan feryad-ü figan eden ve hatta en sonunda bir çıkış bulamayıp kendini kendi elleriyle tüm bu başıboş çabalardan kurtarmaya yeltenen insan! Kalp ve onu dolduran istekler sınırsız iken insan aciz, dünyadakiler nakıstır. Böylesi bir ikilemin tek bir çıkış yolu var: Her ne halde isen, her neye ihtiyaç duyuyorsan onu sınırsızca barındırana yüzünü dönmek ki o sınırsızlık sana yansısın.

  07.01.2016

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut