“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Arz-ı hal
–Metin Karabaşoğlu

[*4.622 yazı içinden]

‘Avrupa rüyası’: Suriyeli sığınmacıların sınırdaki bekleyişleri

Zeyneb Hafsa

Önce gözümüze çarpan husus ise, yoğun bir Türkiye tepkisiydi.Avrupa ile aralarındaki tek engelin sınırı açmayan Türkiye olduğunu düşünüyordu. Türkiye eleştirilerine başka unsurlar da eklendi: bir süredir burada yaşamalarına rağmen ellerine kalıcı bir yerleşim belgesi geçmemişti, iş bulmak zordu ve bulunsa dahi az maaşa çalışıyorlardı, sağlık ve eğitim hususunda eksiklikler vardı ve ilaveten ara ara olumsuz davranışlara maruz kalıyorlardı. Oysa Avrupa başkaydı. Oraya vardıkları anda güzelce karşılanacaklar, işleri hazır olacak, olmasa bile para alacaklar, evleri hazır olacaktı. Avrupa’ya dair bu görüşler ‘Amerikan rüyası’na benziyor değil mi?


SURİYE’DE SAVAŞIN başlamasının ve birçok insanın komşu ülkelere (özellikle de Türkiye’ye) yerleşmesinin üzerinden seneler geçmesine rağmen hatırı sayılır miktarda Suriyelinin neden Avrupa sınırına dayandığını merak ederken UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri Merkezi) grubuyla Edirne’ye yaptığım günübirlik ziyaret bu ve benzeri sorularıma cevap bulma konusunda bana yardımcı oldu. Umarım bu yazı, benzeri sorularınız için de aydınlatıcı olur.

İlk intibalar

Suriyelilerin Edirne’de yerleştirildikleri Kırkpınar alanına vardığımızda birçoğunun oradaki onuncu günüydü. Hemen belirtelim ki bu gruba Suriyeliler desek de arada başka ülke vatandaşları da yer almaktaydı. Edirne’ye ilk geldiklerinde 3000 kişi civarında olan grup biz oradayken yarı yarıya azalmıştı. Zira beklemekle ellerine bir şey geçmeyeceğini düşünen ya da buna ikna edilenler, Türk yetkililerin her daim alanda hazır tuttuğu ve Türkiye’nin dört bir yanına ücretsiz taşıma yapacak olan otobüslerle geri dönmüşlerdi. Alanda kalanlara bakıldığındaysa, her ne kadar aralarında çocuklu aileler de olsa, çoğunluğun genç erkek nüfustan oluştuğu göze çarpmaktaydı. Alana vardığımızda çoğunluğu yine erkeklerden oluşan bir grup oturma eylemi yapıyordu. Geri kalanlar ise geceyi de geçirdikleri stadyumun içerisinde ve etrafında yerleşiktiler. Göç İdaresi yetkilileri (bu idareden ilk defa bu vesileyle haberim olmuş oldu) etrafta yiyecek, içecek ve giyecek dağıtmakla meşgul iken çok fazla sayıda olmayan polis ve asker grubu, alanın etrafında bulunmaktaydı. İlaveten, alanda varlığı göze çarpan bir başka unsur da yerli ve yabancı gazetecilerdi. Hatta bir İtalyan gazetesinden biriyle de konuşma şansımız oldu.

Onlar ne düşünüyor?

Gerek Türkçe gerek İngilizce ve Arapça yardımıyla bire bir görüşme imkânı yakaladığımız kişilerden hareketle elde ettiğimiz görüşleri şöyle özetleyebilirim: Öncelikle, gruptakilerin çoğunluğu (belki de hemen hepsi) mülteci konumunda olmayıp yani doğrudan savaş halindeki Suriye’den kaçıp gelmiş olmayan fakat bir süredir (hatta bazıları için uzunca bir süredir) Türkiye’de ikamet eden ve bir sebeple Avrupa’ya gitme umuduna kapılıp bir şekilde Edirne’ye, sınıra gelenlerden oluşuyordu. Bir önceki cümlede yer alan ‘bir sebeple’ ibaresi özel bir öneme haiz olup bunu aşağıda daha detaylı açıklamaya çalışacağım.

İlkiyle birlikte hatta belki ondan da önce gözümüze çarpan husus ise, yoğun bir Türkiye tepkisiydi. Zira neredeyse şüphe etmeksizin, Avrupa’nın kendilerini çağırdığına inanan bu grup, Avrupa ile aralarındaki tek engelin sınırı açmayan Türkiye olduğunu düşünüyordu. Konuşmalar sırasında Türkiye eleştirilerine başka unsurlar da eklendi: bir süredir burada yaşamalarına rağmen ellerine kalıcı bir yerleşim belgesi geçmemişti, iş bulmak zordu ve bulunsa dahi az maaşa çalışıyorlardı, sağlık ve eğitim hususunda eksiklikler vardı ve ilaveten ara ara olumsuz davranışlara maruz kalıyorlardı. Oysa Avrupa başkaydı. Oraya vardıkları anda güzelce karşılanacaklar, işleri hazır olacak, olmasa bile para alacaklar, evleri hazır olacaktı. Avrupa’ya dair bu görüşler ‘Amerikan rüyası’na benziyor değil mi?

Daha derinlerde…

Şimdi dilerseniz biraz daha derinlere inelim ve yukarıda kullandığım ‘bir sebeple’ ibaresinin açılımına geçelim. Türkiye’nin kapıları açmayarak kendilerinin Avrupa’ya geçmelerini engelleyen ülke olduğuna nereden kanaat getirdiklerini sorduğumuzda ya müphem cevaplar aldık ya da Arapça yayın yapan BBC, CNN gibi televizyon kanalları ve kitle iletişim araçları cevabını. Onlara göre Avrupa sınırları açmış bekliyordu, hem de herkesi! Türkiye ise İzmir gibi sahillerden geçişleri (kaçışları demek daha doğru olur) serbest bıraktığı halde Yunanistan sınırını açmayarak kendilerini engelliyordu. Burada yetkililerin durumu anlatıp anlatmadığı, anlattıysa nasıl anlattığı gibi hususlar bir kenara koyulacak olursa ciddi bir yanlış bilgilen(dir)me olduğu ortada. Tabi insanın işine gelene inanması yönündeki psikolojiyi de buna dâhil etmemiz gerek.

Uzun sözün kısası, söz konusu grubun alt, alt-orta dediğimiz sınıflardan gelen ve özellikle belirli bir ırkî gruba mensup olmaları bazı yönlendirmelere, haberlere, bilgilere daha açık olmaları sonucunu doğurmuş gibi. Bir komplo teorisi gibi görünse de, Edirne’ye giden grubun içerisinde yabancı ajanların yakalandığı iddiasını hatırlatmakta fayda var (bu haberin gerçek olmadığına dair haberler de yapıldı sonra). Zira grupla görüşmelerimiz sırasında bazıları ‘aramızda ajanlar var. Devletiniz de bunların kim olduğunu biliyor’ şeklinde cümleler de kullandılar.

Sonsöz

Bu yazının yazıldığı sıralarda Edirne’de bekleyen grubun tamamı otobüslerle Türkiye’nin farklı bölgelerine, kaldıkları yerlere geri döndüler. Sınırları açmayanın Avrupa olduğuna daha bir kanaat getirmiş, Türkiye tepkisini bir nebze azaltmış (bir de tabi başka imkânın kalmaması durumu var) fakat üzgün ve belki umutsuz bir şekilde döndüler.

Şimdi bu noktada 3 milyon civarı Suriyeliyi ülkesinde barındıran, elinden geldiğince de iyi barındırmaya çalışan devletin yanı sıra kişisel ve toplumsal bazda neler yapılabilir sorusu önem arz etmekte.

  28.09.2015

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut