Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Dindar Ötekiyi Tasvip Etmek
–Abdülhakim Murad

[*4.597 yazı içinden]

‘Ben’e dair sorgulamalar

Zeyneb Hafsa

Hz. Ali’nin bir savaş esnasında öldürmek üzere olduğu düşmanının kendisine tükürmesi neticesinde onu öldürmemesi, buna gerekçe olarak ise ‘ben şu an seni öldürseydim bunu nefsim adına yapmış olacaktım’ demesi; ‘ben’inin berisinde nefsinin olduğunu saptayıp bununla mücadele edip savaş gibi bir hal içerisinde hem de çok kısa bir sürede hareket etmesi onun haslardan olduğuna bir delil değil midir?


BU YAZI ‘ben’edir.

Gündelik yaşamımızda ‘ben’ zamirini çok sık kullanmaktayız: ben bunu sevmiyorum, ben bunu istemiyorum, ben böyle olsun istemedim, vb. Peki bu ‘ben’ nedir gerçekten? Buna verebileceğim en genel cevap, bunun, bilmem kaç kuşak cedlerden gelen genetik özellikler, sûfîlerin ‘ism-i has’ dediği mizaç, aile-toplum-eğitim kurumları tarafından verilenler/alınanlar, söz konusu âna kadar yaşadıklarımız ve tüm bunların ortasında yapıp ettiklerimiz, düşündüklerimiz ve hissettiklerimizle ortaya çıkan ‘kendi’miz olduğu şeklindedir.

Farklı ‘ben’ler

Yukarıdaki ben tarifinden hareketle ‘ben’ zamiriyle kurduğumuz herhangi bir cümlenin arka planında aslında birçok şeyin olabileceği sonucuna varabiliriz. Nitekim Yunus da ‘bir ben vardır bende benden içeri’ deyip aynı cümlede üç ayrı içerikli ‘ben’ kullanmıştır. İş ki ‘ben’in içeriği anlaşılabilsin... Mesela, ‘ben’ buna inanmıyorum derken farklı peygamberlerin dönemindeki inkârcılar gibi aslında atalarımızdan aldıklarımızı kastediyor olabiliriz; ‘ben’ bunu sevmiyorum derken önyargılarımızı her şeyin önüne koyuyor olabiliriz; ‘ben’ bunu istemiyorum derken nefs-i emmaremizi takip ediyor olabiliriz; ‘ben’ böyle istiyorum derken aslında kibre yenik düşüyor olabiliriz...

Böyle örneklere dökünce aradaki farkı fark etmek mümkün olabiliyor belki ama çoğu insan çoğu zaman ‘ben’li cümlelerinin berisinde gerçekten ne olduğunu sorgula(ya)mıyor. Bu yüzden nice inatçı, kestirip atan, hükmedici ‘ben’li cümle kurulup duruluyor. Fakat bunun arka planı sorgulanıp bir tespitte bulunulsa dahi iş burada bitmiyor. İnsanın bir de bununla baş etmesi gerekiyor. Arka planda yatan, vehim, nefs-i emmare, kibir, önyargı gibi şeylerse bunların nasıl alt edileceği meselesi ortaya çıkıyor. Meselenin başka bir zorluğu da insanın bu tarz sorgulama ve baş etmelerle her gün bir kaç defa karşı karşıya gelebilmesidir. Hele bazen hakkında karar verilecek şey o denli önemli ve/ya karar vermek için gereken zaman o kadar kısıtlıdır ki insanın hası tam da bu vakitlerde ortaya çıkar. Buna başka zorluklar da eklemek mümkün ama sanırım meramımızı anlatmak için bu kadarı yeterli.

İnsanın hası böyle anlarda belli oluyor

‘Ben’li yargılarımızı, hükümlerimizi, dileklerimizi sorgulamak ise her şeyden önce bir mikyas gerektirir. Madem ki O’ndan geldik, o halde insana dair mikyas da elbette yine O’ndandır. Daha açık bir ifadeyle, fıtrat, vahiy, sünnet aracılığıyla O’ndan... Buna dair beni (bu ‘ben’den kasdım vicdanım) çok etkileyen örneklerden biri, Hz. Ali’nin bir savaş esnasında öldürmek üzere olduğu düşmanının kendisine tükürmesi neticesinde onu öldürmemesi, buna gerekçe olarak ise ‘ben şu an seni öldürseydim bunu nefsim adına yapmış olacaktım’ demesidir. ‘Ben’inin berisinde nefsinin olduğunu saptayıp bununla mücadele edip savaş gibi bir hal içerisinde hem de çok kısa bir sürede hareket etmesi onun haslardan olduğuna bir delil değil mi?

Bir duayla bitirelim; mikyasımızın O olduğu; meleke haline gelen ‘ben’ sorgulamaları ve mücadelelerinden haslar olarak sıyrılalım inşallah.

  21.07.2015

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut