Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kör nokta
–Metin Karabaşoğlu

[*4.503 yazı içinden]

‘Medeni engizisyon’ maneviyatı öldürebilir mi?

Zeyneb Hafsa

İsveç ‘de-Christianized’ bir ülke: kiliseler boşalıyor ve Hıristiyanlığın temel öğretilerini kabul edenlerin sayısı yıldan yıla azalıyor. Fakat verilerin ortaya koyduğu üzere bu durum maneviyatın tümden bitişi anlamına gelmiyor.


METİN KARABAŞOĞLU, 24 Mayıs 2015 tarihli Karakalem seminerinde Said Nursi’ye atıfla ‘medeni engizisyon’u açıklarken Orta Çağ’ın Katolik engizisyonunun yerini medeni/seküler engizisyonun aldığından bahsetti. Bu engizisyonun işleyişi kapsamında sırasıyla dinsizlik ve dine karşı lakaytlık propagandası yapıldığını veya Hıristiyanlığa temayül ettirme babında Protestan tipi Müslümanlığın salık verildiğini anlattı. Bu sonuncu öğeye dair, bugün birçok Avrupa ülkesinde Hıristiyanlığın Protestan tipi bir içselleştirme ile çoklukla sözde kaldığı hatta bir kısım ülkede sözden dahi düştüğünü dile getirdi. Buna da özellikle İskandinav ülkelerini örnek gösterdi. Biz de bu yazımızda, yukarıdaki husus akılda kalmak suretiyle bu örnekliğin detaylarına inmek istiyoruz.

Önceki bir yazımızda Avrobarometre 2010’dan hareketle Tanrı’ya inandığını söyleyenlerin en düşük oranda olduğu Avrupa ülkesinin %16 ile Çek Cumhuriyeti olduğunu, onu %18 ile Estonya ve İsveç’in takip ettiğini belirtmiştik. Öte yandan, Estonya ve İsveç’te, ‘herhangi bir ruha ya da yaşam gücü’ne inandığını dile getirenlerin oldukça yüksek, buna dair oranların sırası ile %50 ve %45 olduğunu ilave etmiştik. Bu kantitatif verilerin detayına inen, ‘içeriden’ bir haber ile karşılaştım 26 Mayıs 2015 tarihli DN gazetesinin web sayfasında. Aşağıda bu yazıdan bazı kısımlar paylaşıp buna dair yorumlarımı aktaracağım.

Ârâfta sallanmak

Svenskar tror-men inte på Gud (İsveçliler inanıyor-fakat Tanrı’ya değil!) başlıklı haberde dini ilimler profesörü David Thurfjell ile yapılan röportaja yer veriliyor. Haberde, yukarıdaki verilerle de uyumlu olarak, İsveçlilerdeki Tanrı inancının Avrupa’nın en düşüklerinden olduğu fakat buna karşın bir tür ‘ruh’ ya da ‘yaşam gücü’ne inancın oldukça yüksek olduğu belirtiliyor. Söz konusu haber, henüz yeni basılan Det gudlösa folket (Tanrısız millet) isimli bir kitap kaleme alan Thurfjell’in bu gerçeğin detaylarına dair görüşlerine yer veriyor. İsveç’in genel itibariyle Hıristiyanlıktan sıyrılmış (de-Christianized) bir ülke olduğunun altını çizen Thurfjell, kiliselerin boşaldığından ve Hıristiyanlığın temel öğretilerini kabul edenlerin yıldan yıla azaldığından fakat bunun resmin bütününü yansıtmadığından bahsediyor.

Çünkü İsveçliler halen Hıristiyanlıktaki önemli günleri kutluyor, kilisede vaftiz olup evleniyor ve zor zamanlarında daha üst bir güçten yardım diliyor. Thurfjell böylesi bir durumu ‘post-Hıristiyanlık’ olarak tanımlıyor. Netice itibariyle, kendisini Hıristiyan ve dindar olarak tanımlayıp buna göre hareket eden İsveçlilerin azınlıkta olması gibi tamamen sekülarize olmuş İsveçlilerin de azınlık olduğu (belki sadece %15) tespitinde bulunuyor. İşte bu iki grup arasında kendisini Hıristiyan olarak tanımlamaktan çekinen fakat herhangi bir aşkın güce ya da ruha inanan büyük bir grubun var olduğunun altını çiziyor.

Alternatif (!) maneviyatlar

‘Peki yukarıda dile getirilen durumun sebebi acaba nedir?’ sorusuna Thurfjell şu cevabı veriyor: Hıristiyanlığın değişik şubeleri arasındaki rekabet ve aydınlanmacı dindarlık hareketi (revivalist piety) ile devlet kilisesi arasındaki çekişme bunun bir nedeni iken bir diğer neden, 1800’lerin ortasından itibaren İsveç Kilisesi’ne yöneltilen seküler eleştirilerdir. Bu ikincisi dolayısıyla kilisenin gücü giderek zayıflamıştır. Thurfjell’e göre, modern toplumun ortaya çıkışı ile birlikte giderek daha fazla kişi, Hıristiyanlığı geçmişin bir unsuru olarak algılar hale geldi; kilisenin etkisinin özellikle okulların üstünden kalkmasıyla birlikte de Hıristiyanlık anlatıları insanların yaşamlarından yavaş yavaş çekildi.

Fakat gerek verilerin ortaya koyduğu gerekse de Thurfjell’in dile getirdiği gibi bu durum maneviyatın tümden bitişi anlamına gelmedi. Evet, modern insanlar kendilerini mantıklı ve rasyonel varlıklar olarak görmek istiyorlar lakin beri yanda maddeye indirgenemeyecek şeyler var: aşk, sanat, dostluk ve müzik gibi. Bu yüzden Thurfjell, seküler İsveçlileri etkileyen en önemli unsurlardan birinin ezoterizm olduğunu dile getiriyor. Bu tanımın içine alternatif tıp, manevi terapiler, Doğu mistisizmi, New Age akımları ve geleneksel folklor unsurları giriyor. Hatta kendi fikrimi ilave edecek olursam, yeni dönem fantastik film, oyun, vb. unsurlara düşkünlük de giriyor.

  02.06.2015

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut