Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.612 yazı içinden]

Unutmak eylemdir

Abdullah Taha Orhan

Biz unutmasak da fani olan her şey zaten unutulmaya mahkûm olacak. Dolayısıyla nasıl ölmeden önce ölmek gerekse, aynen öyle de unutulmadan önce unutmak gerek.


HAYAT BİR hatırlayıştan ibarettir deriz kimi zaman. Bu aslında hayatın bir unutuş olduğunun itirafıdır diğer taraftan. Unutulan, hatırlanır. Mamaafih, hatırlamak için unutmak gerekir. Aynen şu hikmet yurdu olan dünyada her şeyin zıddıyla kâim olduğu gibi, hatırlamak da unutmakla kâimdir.

Bu açıdan bakılırsa unutmak rahmet olur. Zira hatırlamanın kapısı, unutmakla aralanır. Ölüm ve benzeri zahiren kötü gördüğümüz pek çok şey nimet olduğu gibi unutmak da nimettir bu sebeple.

Önce ‘huzur’

Örneğin şuurumuzu gayba ve aslında gaybın sahibine teslim ettiğimiz uyku da büyük bir nimettir. Ölümün günlük bir provası sayabileceğimiz uyku, bir nevi unutmadır esasen. Nasıl uyumak için bazı şartlar gerekiyorsa, unutmak için de bazı şartlar gerekir ve bu şartların başında hiç şüphesiz azı dahi yeterli olan ‘huzur’ gelir. Bu iç huzur, aslında rabbimizin huzurunda olmaklığımızın bir izdüşümüdür sadece.

Rabbinin huzurunda olduğu bilinci, unutturur insana her şeyi. Bu anlamda unutmak, eylemdir; güzel eylemdir, salih ameldir.

Yeryüzündeki her şey ve herkes fâni (Rahman, 55/26), Baki olan Zât-ı zülcelâl’e bakan vechi müstesna… (Rahman, 55/27) Bu ayetlerde geçen ‘fani’yi, unutulacak olan ve aslında unutulması gereken, ‘baki’yi ise unutulmayacak olan ve asla unutulmaması gereken olarak okuyabiliriz.

Unutulmadan önce unutmak

Ayetlerin de dersiyle anlıyoruz ki, biz unutmasak da fani olan her şey zaten unutulmaya mahkûm olacak. Dolayısıyla nasıl ölmeden önce ölmek gerekse, aynen öyle de unutulmadan önce unutmak gerek…

Diğer taraftan, unutmanın farklı boyutları da var. Mesela yaptığımız iyilikleri unutmak da bir iyilik eylemidir aslında. Ya da bize yapılan kötülükleri affetmemiz ve daha da ötesi içimizde biriktirmeyip unutmamız.

Unutmanın bir adım ötesi ise unutulma isteği. Yunus Emre’nin “Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar” diyerek tarif ettiği unutulma arzusu. Kendisi, kendi fani yanını unuttuğu gibi, unutulmak da istiyor. Kendini rabbine saklıyor, rabbinde saklanmak istiyor. Bediüzzaman’ın “Meziyetin varsa hafâ turâbında kalsın, tâ neşvünemâ bulsun” sözü tam da bu hissiyata tetabuk eder.

Hatırlanmak için unutulmak gerek

“Eddâî” manzumesiyle hayalî mezar taşını yazan Bediüzzaman, burada vefatından kırk sene önce “yıkılmış bir mezarım ki…” diyerek mezarının tabir-i caizse unutulacağını hissetmiştir. Zahiri unutulanınsa ‘meziyet’i, baki yanı, bâtını hatırlanır. Aynen kabri bilinmeyen Bediüzzaman’ın mirasının kendinden sonraki nesillere de yol gösterici olmaya devam etmesi, unutulmaması gibi…

Nitekim Yunus Emre de bedenen fani olsa da, mesajı ve mirası ile halen dahi canlılığını korumakta.

Hatırlanır olmak için fani varlığını unutturmak gerek belki de: Bakiyi hatırlamak için faniyi unutmak, hatırlanmak içinse unutulmak…

  26.02.2015

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut