Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Arz-ı hal
–Metin Karabaşoğlu

[*4.628 yazı içinden]

‘Ona ne oluyor?’

Abdullah Taha Orhan

Gündelik hayatta yaşadığımız, kendi perspektifimizden ‘küçük kıyamet’ler olarak telakki ettiğimiz, bizi bir anda alışageldiğimiz düzenin, rutinin dışına çıkartan her türlü hadise için ‘Zilzâl’i hatırlayabiliriz.


“...ve insan, ‘Ona ne oluyor?’ dediği zaman...” (Zilzâl, 99/3)

“ONA NE OLUYOR?” benzeri kurduğumuz cümleleri bir düşünelim. Kimi zaman sebebi olduğumuz şeyler için, kimi zaman bize yapılanlar veya sebepler perdesinin iyice inceldiği hastalık, ölüm ve benzeri musibetler için kullanırız bu cümleyi. “Filancaya ne oluyor da bize böyle yapıyor, falanca ne oldu da böyle oldu” gibi ifadeler hem kendi ağzımızdan hem de başka ağızlardan duymaya alışkın olduğumuz ifade kalıplarıdır.

Kanaatimce Zilzâl sûresinin, bu ve benzeri cümleleri bize kurduran hissiyatla ve karşılaştığımız o hadiselerle ilgili de bir boyutu var.

‘Zaman/mekan üstü’nden ‘zaman/mekanımız’a

Cenab-ı Hakk’ın ezelî kelâmı olarak Kur’ân-ı Hakîm’in bütünü için geçerli olduğu gibi, sûreleri ve ayetleri için de geçerli olan bir kaide var: zaman ve mekan üstülük. Her ayet kimi zaman sadece belli bir zamanda olmuş bir nesneyi, bir olayı veya olguyu ele alıyor gibi görünse de aslında o ayet tüm zamanlara ve zeminlere hitap ediyordur. O olay, olgu veya nesne üzerinden bizleri mülk aleminden melekûta taşıyıp, mesajını kendi dünyamıza taşımamızı ister her ayet.

Bu, Zilzâl sûresi için de böyledir elbette.

Bu ezelî ve ebedî ayetler dünya tarihi boyunca yalnızca bir defa gerçekleşecek olan kıyameti anlatıyor, evet doğru, fakat sadece o büyük kıyameti değil.

Gündelik hayatta yaşadığımız, kendi perspektifimizden ‘küçük kıyamet’ler olarak telakki ettiğimiz, bizi bir anda alışageldiğimiz düzenin, rutinin dışına çıkartan her türlü hadise için ‘Zilzâl’i hatırlayabiliriz.

Alışkanlık fayları

Bu tarz müsbet (evet, bazen müsbet olayları dahi sırf ‘düzen’imizi bozduğu için sevmeyiz) veya menfi olayları çoğu zaman ‘felaket’ olarak değerlendiririz, akışında giden hayat çizgisinde meydana gelen bir çeşit fay hattı kırılması, bir zelzeledir bizim için bunlar.

Şimdi ayetlere daha yakından bir bakalım. Sûrede 3 ana unsur var, sırasıyla: arz, insan ve Rab. Arz kıyamet günü içinde ne var ne yok çıkaracak, rabbinin emriyle. Tabir-i caizse insanın tüm kirli çamaşırlar meydana çıkacak.

Rabbimizin elbette ki amellerimizi bilmek için zelzeleye ihtiyacı yok. Fakat insan unutkan, kendi yaptıklarını unutuyor. Nev’inin yaptıklarını ise etraflıca bilmesi asla mümkün değil. Bu yüzden hem kendinin hem de nev’inin amellerini ancak zelzele neticesinde ortaya çıkınca görüp hatırlayabilir/bilebilir. Bu nedenle ‘amellerini görmek için’ arzdan fırlayacaklar, buyruluyor. Böylece aslında dünya perdesinden sıyrılan insan nazarı hayrı ve şerri açıkça görecek ve kendisine ne olacağını/cezasını/hak ettiğinin ne olduğunu kendisi de idrak edebilecek.

İnsan zelzeleyle hem amellerin(in) mahiyetini/hayır mı şer mi olduğunu, hem de amellerinin neticesini (mükafat/mücazat) aynelyakin görüyor.

Zelzele ‘gaflet düzeni’ni yıkıyor

Arz’ı, alışageldiğimiz düzen olarak da yorumlayabiliriz belki. İnsan dünyada yaptıklarının cezasını görmüyor, bunlar çoğunlukla mahkeme-i kübraya bırakılıyor ve insan buna alışıyor. Fakat dehşetli bir zelzeleyle o alışageldiği gaflet düzeni yıkılıyor; her şey ayan beyan ortaya çıkıyor. Bunu gündelik hesaplarımız/düzenimiz ve bu düzeni bozan türlü çeşit zelzelelere de yorabiliriz. O zelzeleler, bizi silkeliyor ve dön de bir bak yaptıklarına diyor.

Aslında her an yeniden bir yaratılma ile karşı karşıya olup ölümü anbean tattığımız gibi, zelzeleyi de belki her gün, belki de her an yaşıyoruz. Gün bitip uykuya dalmaya çalışıp da dalamadığımızda içimizi kemiren ne varsa, işte onlar o günün zelzeleleridir…

Bu zelzeleler kimi zaman musibetler suretinde, kimi zaman kayıplar, kimi zamansa sözde ‘kazanç’lar suretinde tezahür edebiliyor.

Zelzele muhasebe ister

Günün sonunda, zelzelelerimiz bizi bir muhasebeye davet eder. O ana kadar, hususan o zelzelenin bizi sarstığı konuda yaptıklarımız doğru mudur? Hayır mı işlemişizdir, yoksa şer mi?

İşte tüm bu küçük zelzeleler, bizi büyük zelzele gelmeden önce uyarmak için Rabbimizin bize sunduğu fırsatlardır.

Ne mutlu fırsatları kaçırmayanlara!

  23.02.2015

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut