Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.562 yazı içinden]

Fıtratın bileşenleri

Zeyneb Hafsa

İnsanın nihai fıtratı Allah’ı Rab olarak tanıma ahdini hatırlaması ve kendini ona göre ayarlamasıdır. Uzuvların fıtratının önemi ise bu nihai fıtrata verdikleri destek yönüyledir. Örneğin bir insan dünyayı görüyor ancak eşyadaki hakikati görmüyorsa gözünün fıtrat üzere çalışmasının nihai fıtrata bir katkısı yok demektir.


BİR ÖNCEKİ YAZIMIZDA fıtrat kelimesini anlamaya çalışmıştık. Özetle, kelimenin türevleri İslam öncesi Arap dilinde bilinip kullanılıyorsa da fıtrat kelimesi asıl manasına vahyin gelişiyle kavuşmuştur. Nitekim eğer Allah yaratıcı olarak kabul ediliyorsa ‘şey’lerin aslının/manasının O’ndan (O’nun isimlerinden) gelmesi garipsenmeyecektir.

A’raf suresi 172. ayette Âdemoğullarından gerçek Rabb’in O olduğuna dair nefislerine karşı şahitlik alındığı bildirilir. Mevdûdî bunu şu hadisle açıklamaktadır:

Allah ruhlar âleminde bütün insanları topladı, onları türlerine ve yaşadıkları devirlere göre kümelere ayırdı ve onlara insan suretini ve konuşma kabiliyetini verdi. Sonra onlardan bir ahit aldı ve buna bizzat kendilerini şahit tutarak ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ diye sordu. Onlar da, ‘Hiç şüphe yok ki, yalnızca sen bizim Rabbimizsin’ diye karşılık verdiler.

Elest bezmini hatırlamak fıtratımızda var

Bugün bu ahdi hatırlayıp hatırlamadığımız sorulacak olursa, Mevdûdî bunun bilinçaltımızda ve vicdanda muhafaza edildiğini dile getirmektedir. İlaveten bu ahdi hatırlatıcı maddi-manevi unsurlarla desteklenmektedir insan. Netice itibariyle diyebiliriz ki bahsi geçen ahdi hatırlamaya meyilli şekilde yaratılışımızdır fıtrat.

Buraya kadar olan kısımda genel olarak insan fıtratı ele alındı. Bu yazıda daha özele inilerek kadın ve erkek fıtratı ele alınacaktır. Meseleye ‘zâhir’den başlayalım. Kadın ve erkeğin fizikî yapısındaki farklılıklar göze çarpmaktadır ilkin. Bir önceki yazımızda aktardığımız gibi, Elmalılı Hamdi Yazır, organların yaratılış amacını da fıtrat olarak tanımlamaktadır: el tutmak, göz görmek, burun koklamak meylindedir. Bunun gibi, kadın ve erkek bedeninin temel farklılıklarından biri olan kadın rahmi, içerisinde bir bebeğin yetişmesine meyillidir. Bir diğer deyişle, fıtratında vardır bu.

Burada iki noktayı belirtmekte yarar var: uzuvların tek bir amacı yoktur, her ne kadar bazı amaçlar öne çıksa da. İkincisi, uzuvlardaki meyiller herkeste bunların verili olduğu anlamına gelmez. Örneğin kişi doğuştan kör olabilir. Uzuvların kendi irademiz dışında olmak üzere bazı temel işlevlerini yerine getiremeyişi yani fıtratını ortaya koyamayışı ilk elde bir eksiklik hatta haksızlıkmış (!) gibi değerlendirilebilir. Diğer taraftan kişinin uzuvları ve meyilleri yerli yerinde olsa bile bazen çeşitli sebeplerle hayata geçirilemeyebilir. Bu da ilk bakışta bir eksiklik olarak addedilebilir.

Uzuvların fıtratının önemi, nihai fıtrata verdikleri destek yönüyledir

Oysa insanın nihai fıtratı, yukarıda da belirtildiği üzere, Allah’ı Rab olarak tanıma ahdini hatırlaması ve kendini ona göre ayarlamasıdır. Uzuvların fıtratının önemi, nihai fıtrata verdikleri destek yönüyledir. Bu sebeple, bir kişi dünyayı görebilir ama eşyadaki hakikati fark edemezse gözünün fıtrat üzere çalışmasının nihai fıtrata bir katkısı yok demektir. Ya da bir kadın anne olma meylini hayata geçirebilir ama çocuğunun hakikatini idrak edemezse bu, nihai fıtratı desteklemekte eksik kalır. Aksi de doğrudur: bir kadın, anne olma meylini çeşitli sebeplerle hayata geçiremez fakat nihai fıtratının hakkını öyle bir verir ki bu bir eksiklik olarak addedilemez.

Eğer yalnızca fizikî/maddi yapıdan oluştuğumuz düşünülmüyorsa kadın-erkek fıtratı meselesine maddi olmayan yapımızı da göz önünde bulundurarak devam edebiliriz. Öncelikle, maddi olan ile olmayan birbirinden bağımsız değildir. Örneğin, uzuvlar beyin aracılığıyla duygu ve hissiyat gibi soyut olan şeylere bağlanırlar. El ile tutma hissiyatı birbirine bağlı iken elin verdiği hissiyatla ayağınki bir değildir. Bu sebeple, kadın ve erkeklerin maddi yapısındaki farklılıklar da başka duygu ve hissiyatlara bağlı olsalar gerektir. İkinci olarak, fıtratın salt soyut olana bakan yönü vardır. Bu noktada akla hemen ruh geliyor. Burada ruhun mahiyeti, beden-ruh ikiliği türünden tartışmalara girmeden konumuzla ilgisi hasebiyle ruhun cinsiyeti var mıdır ya da ruhun cinsiyet farklılıklarıyla ilişkisi nedir mevzuuna eğilmek isterim.

Ruhun cinsiyeti ve farklı cinslerin ruhları...

Yaygın olan görüşe göre ruhun cinsiyeti yoktur. Ruhun cinsiyetle ilişkisine gelince, Mehmed Kırkıncı’nın ruha dair bir eserinde dile getirdiği şu misalin bize yol gösterebileceğini düşünüyorum:

Hakîm-i Kerîm, her bir nev’i hayvanın ruhuna onlara en münasip ve istifadelerine en müsait cesetler giydirmiş, buna binaen de aslanın haşin ruhu ile kuvvetli bedeni ve keskin dişleri arasında tam bir münasebet oluşmuş iken bülbülün hassas ruhuyla nazik bedeni, narin tüyleri, tatlı sesi arasında yine tam bir münasebet hâsıl olmuştur.

Bu örnekten hareketle her bir insanı ayrı bir tür kabul edecek olursak şunu diyebiliriz: Her bir insanın ruhu da (ortak özellikler bir yana) farklılıklar taşıyor olsa gerektir; kiminde kahramanlığın, yiğitliğin baskın oluşu, kiminde sakinliğin, duruluğun öne çıkışı gibi. Her bir kişinin insan suretinde yaratılmasına rağmen kendine has fizikî özellikleri olması da buna paralel okunabilir. Fertten gruba çıkacak olursak, kadın ve erkeği ayrı gruplara dâhil ettiren ortak ruh özellikleri var mıdır sorusu çıkar karşımıza.

Kırkıncı’nın örneğine tekrar dönecek olursak ve bu defa kadın ve erkek cinsiyet gruplarını birer tür olarak kabul edersek diyebiliriz ki kadın ve erkek grubunun ruhî farklılıkları mevcuttur. Nitekim onlara giydirilen beden de bu ruhî özelliklerle uyum içerisindedir. Bu nihai olmayan genel tespiti yapmakla birlikte, ruhî farklılıkların detaylarına vakıf olmak oldukça zordur. Zira bu, binler hatta milyonlarca kadın ve erkeğin uzun süreli gözlemine ihtiyaç duyar. Ayrıca zaman, mekân, kültür gibi ayrı etmenlerin göz önüne alınıp ayrıştırılmasını da gerektirir. Bu sebeple, kolaycılığa kaçıp çevremizdeki bir kaç örnekten hareketle eksik ve hatalı genellemelerden sakınılmalıdır kanaatindeyim.

Üçlü tasnif

İnsanoğlu fıtratının özele inilmesiyle karşımıza çıkan kadın ve erkek fıtratı hakkındaki bu yazımızda farklılıkları fizikî, fizikî-soyut ve soyut başlıkları altında incelemeye çalıştık. Bu meyânda şunu da ekleyerek bitirelim yazımızı: Abdülhakim Murad, fıtratın salt fizikî süreçler ve insan beyninin coğrafyasıyla birlikte metafizik bir nitelikte olduğunu dile getirir. Bu tanım tam da bizim üçlü tasnifimize denk gelmektedir.

  05.01.2015

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut