Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.525 yazı içinden]

Kulluk amaç mıdır, yoksa araç mı?

Zeyneb Hafsa

İnsan ibadeti bir şeyden sakınmak ya da bir şeye erişmek amacıyla değil, yaratılışının bir gâyesi olduğu için yapar ki bu sayede varlığını, amacına uygun hale getirir. İşte böylesi bir ihlas neticesi yapılan, en küçüğünden en büyüğüne, her türlü ibadetle insan-Allah ilişkisi de olması gereken boyuta taşınmış olur.


HZ. ALİ’YE atıfla dillendirilen, şu meyanda bir söz vardır:

Allah’a ibadet edenler üç gruba ayrılırlar. Bir grup, azaptan/cehennemden korktukları için Allah’a ibadet ederler ki bu kölelerin ibadetidir. Bir başka grup, uhrevî sevaplara/cennete ulaşmak için Allah’a ibadet eder ki bu ibadet tarzı tüccarların ibadeti gibidir. Sonuncu grup ise Allah’ın rızasına ermek için ibadet eder ve işte ancak bu, hür kimselerin ibadetidir.

Buna göre ibadet edenler, ibadete yükledikleri temel anlam üzere üç gruba ayrılmaktadır. Bu sözü bir çırpıda okuyup böylesi bir ayrımın en üst yani hür kimseler basamağında yer almanın kolay olduğunu düşünüyorsanız bir kere daha düşünün derim. Hele ki bu basamağa yerleşip sürekli orada yer almanın zorluğu göz önünde bulundurulacak olursa... Zira insanoğlu, yaşamı boyunca türlü çeşit anlardan geçer ve her bir an içerisinde ibadetini en üst grupta tutması her zaman mümkün olmayabilir. Öyle zamanlar olur ki insanın içindeki korku hissi ağır basar ve ibadetlerini çoğunlukla o istenmeyen varış yerinden yani cehennemden uzak durmak için yerine getirir. Kimi zaman da olur ki özellikle bu dünyadaki elde edemediklerine, erişemediklerine, yaşayamadıklarına inat büyük bir ümit büyütür içinde ve cennet sevdası yönlendirir ibadetlerini.

İbadeti araçsallaştırmak...

Oysa insana ümitle korku arasında dengede olması salık verilmiştir. Bunu, ibadetlerin niteliği ile birlikte değerlendirecek olursak şöyle diyebiliriz: ibadet ederken kesif bir korku hali içinde olmayın ki ibadetleriniz köle ibadeti gibi olmasın; öte dünyayı her şeyin önüne koyan aşırı bir ümit de peyda etmeyin ki ibadetleriniz tüccar ibadetine dönüşmesin.

Şimdi, ümit-korku dengesini kurmanın zorluğunu ta derinliklerinizde hissedip yükünüzü hafifletme adına bir çıkış yolu bulmak için, hadi bir de bu isteğinizi mantıkî bir delille süslemek istiyorsanız, bu denge halini bir karışım şeklinde değerlendirip şöyle itiraz edebilirsiniz. “Peki, ya biz hem cehennemden kaçınmak hem cennete ulaşmak hem de Allah rızası kazanmak adına ibadet edemez miyiz?”

Bu soruya, Bediüzzaman’ın İşârâtü’l-İ’caz isimli eserinden bir alıntı ile cevap vermek isterim:

İhlâs, yapılan ibâdetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir fayda ibâdete illet gösterilse, o ibâdet bâtıldır. Faydalar, hikmetler yalnız müreccih (tercih sebebi) olabilirler; illet (ana sebep) olamazlar.

Yani, insan ibadeti bir şeyden sakınmak ya da bir şeye erişmek amacı ile değil, yaratılışının bir gâyesi olduğu için yapar ki bu sayede varlığını, amacına uygun hale getirir. İşte böylesi bir ihlas neticesi yapılan, en küçüğünden en büyüğüne, her türlü ibadet ile insan-Allah ilişkisi de olması gereken boyuta taşınmış olur. Korkudan berî olmaklık, sevap kazanmak ve cennete erişmek ise bütün bunların yanında, tabir-i caizse, birer eşantiyon hükmündedir. Belki de tam da bu yüzden insanın en derinine işleyen şu dizeleri yazmıştır Yunus Emre: “...Cennet cennet dedikleri/ Birkaç köşkle birkaç huri/ İsteyene ver anları/ Bana seni gerek seni...”

Mutlak güzelliği sevip onu bu dünyada kendi kabiliyetimizce yansıtma eylemidir ibadet

İnsanın ibadetlerini hangi temel amaçla yerine getirdiği önemlidir. Çünkü bu, insana hâkim olan temel halet-i ruhiyeyi, insanın Allah ve âlem ile arasındaki ilişkinin temellerini yansıtır. Mesela, ibadetlerini sevap kazanıp cennete erişme sâikiyle yerine getiren kişi, tıpkı bir tüccarın gelir-gider hesabı yapması gibi her bir ibadeti en ince ayrıntısına değin sevap-günah analizine tabi tutar. Anlayacağınız, iş fena halde matematiğe dökülür.

Öte yandan, ibadetlerin hangi amaçla yapıldığı, başka insanlarla kurulan ilişkilerin ibadete bakan yüzlerini de yönlendirir. Örneğin, kendisine korku hâkim olan ve Hz. Ali’nin sözünde işaret edilen, köle ibadeti üzere ibadet eden biri, ibadeti insanlara korku üzerinden anlatır. O halde, matematik hesaplarla özellikle bu dünyada edinemediklerimizi elde etmek adına cennet için veyahut korku ile cehennemden sakınmak için çalışanlardan değil mutlak güzelliği sevip onu bu dünyada kendi kabiliyetimizce yansıtmayı, öte dünyada ise aslı ile buluşmayı amaçlayanlardan olmamız dileğimle...

  02.05.2014

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut