Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

"Hayır her şey bitmedi!.."
–Rabia Nazik Kaya

[*4.676 yazı içinden]

Sosyal medyanın et(t)iği

Mustafa H. Kurt

“İnsanın ‘nazik-nâzeninliği’ ve sosyal medya ilişkisine, -biraz da- sosyal medya üslubuyla bir bakış”


İNSANA HAYATIN anlamını tarif etmeye çalışan hemen her kaynağın, bizzat insanı konu edinmiş bir tarifi de vardır genellikle. Ki, insana yönelik bu tarifleri, ait oldukları düşünceyle ilgili genel karakteristiği yansıtan birer ipucu şeklinde de gördüğümden olsa gerek, ayriyeten dikkate değer bulmuşumdur hep.

(Tıpkı Aristo’nun insanı ‘akla sahip bir hayvan’ diye tarif etmesiyle maddede saplanmış olan bazı fikirlerini, veya kadını adeta insandışı ve edilgen bir varlık görmesiyle de kimi arızalı düşüncelerini ele vermesi gibi.. Ya da insanı sadece tabiatla alakalı kıyaslamalarla anlatmaya çalışan fikirlerin, aslında zihinlerindeki “tabiata bağlı-tabiatla malul” bir çevrilmişliği de açığa vuruyor olmaları gibi.)

Bu açıdan bakıldığında, insana hayatı ve varlığı Kur’ândan aldığı dersle, hayatın ve varlığın içinden izah eden Risale-i Nur’un insan tarifi ise oldukça anlamlı ve güzel bir içeriğin habercisi olarak belirir hep.

Ama bununla birlikte, söz konusu kaynakların pek çoğuna nispetle Risale-i Nur’un sahip olduğu en önemli özelliklerinden birisi de; “yüzyılların ve modernitenin yıpratıcı etkilerine maruz kalmış kimi kavramları sahih kaynaklarıyla yeniden buluşturma” gayretine bağlı olarak, o kavramların ahir zamana yönelik bazı izdüşümlerini (hikmet ve feraset nümunesi atıflarla/nitelemelerle) gözler önüne sermesindeki dirayetidir diyebiliriz.

O’nun, “tecdid” vazifesinin de bir gereği olarak, anlam kaymalarına uğra(tıl)mış bazı kelime ve kavramları tekrar Kur’ân mihengine yaklaştırma çabasıyla anlaşılabilecek işte bu tutumu; kullandığı kavramların muazzam bir anlam denizinden süzülerek, gayet bilinçli ve sahih anlamlandırmalarla telaffuz edildiklerini hep hatırda tutmamızı da zorunlu kılar.

İşte Risale-i Nur’daki söz konusu anlamlandırmaya/atfa/ferasete verilebilecek en güzel örneklerden biri ise, yapmış olduğu kendi tarifinde insanın "nazik ve nazenin" bir mahluk olduğuna yönelik şu tekrarlı ve güzel vurgudur herhalde:

Örneğin Onuncu Söz’deki: “ve beşeri, şecere-i kâinatın en cami’ ve en nazik ve en nazenin, en nazdar, en niyazdar bir meyvesi yaratıp..” cümlesi; veya Yirmi Üçüncü Söz’de geçen: “İşte insan, Cenâb-ı Hakk’ın böyle antika bir sanatıdır ve en nazik ve nâzenin bir mu’cize-i kudretidir” ifadeleri; ya da benzer ifadelerin değişik bahislerdeki tekrarları gibi..

Ne var ki, -tıpkı gayet sade ve anlaşılır bulduğumuz hemen her ibare, terim veya cümlenin de başına geldiği üzere-, söz konusu tariflerdeki işte bu “nazik ve nazenin” ifadeleri de, meğer uzunca bir zaman en çok da ilk ve dar anlamıyla okunup-geçilme tehlikesiyle malüllermiş zihnimce.

Malüllermiş, çünkü bu kelimeler insanın 'en çok da bedenen' ne kadar nazik ve zayıf olduğunu "anlatmıyorlarmış" aslında!.

İşte bu durumu biraz da hiç ummadığım bir vesileyle, ('tekerlekten sonraki en önemli icat': sosyal medya aracılığıyla) fark etmiş oldum ki; aslında Risale-i Nur'daki bu tabirler, insanı diğer mahlukatla kasıtlı ve özellikli bir kıyasa tabi tutmaktalarmış öncelikle.

Sözgelimi, tekrarla kullanılan o naziklik vurgusunda insanın fizikî nazikliğinden çok, diğer mahlukata oranla hâdisat karşısında ne derece hissî-manevî bir nazikliğe sahip olduğunu aktaran bir tonlama söz konusuymuş esas olarak.

Örnek vermek gerekirse; kuşlar âleminin bedenen en nazik bir üyesi bile, twitter kuşunun kötü ‘cıvıldamalarından’ taşan nefrete bakarak, asla “manen” ne kadar da nazik bir mahiyette olduğuyla yüzleşmek zorunda kalmazmış mesela!.

Ancak, ama, fakat, oysa.. gerektiğinde fizikî nazikliklerine ve zayıflıklarına gayet sıkı çareler bulabilen insanda da öyle midir durum?

Ne gezer!.

Tam aksine, hissiyatındaki nazikliğine “kendince çareler” bulma işinde, ‘bir serçe kuşunun dahi düşmediği’ çaresizlikler bekler hep insanı.

Zira “ne geçmiş zamanın elemleri ile incinen, ne de gelecek zamanın korkuları onu ürkütemeyen” herhangi bir hayvanın aksine, her ikisi de “şu an olmayan” geçmiş ve gelecek zamanlarla bile oldukça alakalı bir varlık olan insanın “şu hazır zaman” karşısında duyarlı olmaması düşünülebilir mi hiç?

Bilakis, insan geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanların hepsinde de “nazik, nazenin ve hassas bir teçhizatla” var edilmiş durumdadır tam olarak.

Ve ah o insan yüreği, sanal âlemin pek de sanal kalmayan nefret dolu güncel paylaşımları karşısında dahi “mengeneye girebilen” bir yapıdadır ‘maalesef’!.

Demem o ki, söz konusu “nazik-nazenin” tarifindeki bu tonlamayı daha yakînle görebilmem, (belki en pozitif bir zorlamayla "negatif" diye tarif edebileceğimiz) kimi insanların "nefretlerini akıttıkları" sosyal medya paylaşımları vasıtasıyla mümkün oldu bu yakınlarda. Öyle ki, bu tip paylaşımlara yönelik kısacık ve 'sanal' bir muhatabiyet dahi, yansıttıkları negatif hissiyattan ötürü insana (diğer mahlukata oranla) manen ne kadar da nazik-nazenin bir mevcud olduğunu gayet iyi hatırlatabiliyor gerçekten de.

Kısacası, insafsızca söylenmiş bir söz, vicdansızca atılmış bir tweet veya nefretle yazılmış bir cümle de, -sanal olduğuna bakmaksızın- bir hançer gibi ‘iş görebiliyor’ icabında..

O halde, bu durum karşısında “aman dikkat!” demeli galiba!.

Aman, tahrip ve tamir mücadelesi ‘sanal âlemde’ de alabildiğine devam ederken, bize düşen, öncelikle paylaşımlarımızın "hakiki âlem" olan ahiret yurdu için de kayda alındığından gaflete düşmemek olmalı kesinlikle.

Ve de o paylaşımlardaki muhatapların "nazik ve nazenin" bir yapıyla yaratılmış olduklarını unutmamak belki ‘biraz’ da.

Son söz; “kesin bilgi, yayalım: Varsın sanal âleme de kin taşı(r)sın başkaları, duamız o ki: #yasasinyüküGülolanlar ”.

  07.04.2014

© 2015 karakalem.net, Mustafa H. Kurt

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut