“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Tim’in tevhid arayışı
–İsmail Örgen

[*4.622 yazı içinden]

Görmez olaydım!

Zeyneb Hafsa

İlginç olan nokta şu ki ‘görme’ sadece ânı geleceğe bağlamaz. Geçmişle de bağı vardır. Çünkü görme biçimlerimiz, bildiklerimizden ve inandıklarımızdan; yani bizim kim olduğumuzdan etkilenir.


TABİAT, İNSAN ve eşya gibi kendiliğinden görünen haricindeki görüntü, etkileyen-etkilenen ilişkisi çerçevesinde, hiç bir zaman şimdiki kadar hayatlarımızın içinde hatta üzerinde yer almamış olsa gerek. Televizyon, bilgisayar, cep telefonu, billboard, gazete, kitap, dergi, giysi ve daha bir çok şeyden sâdır olan görüntüler buna örnek verilebilir. Hatta denebilir ki dokunma, koku alma, tatma, işitme gibi duyulara erişen doğal olmayan uyaranlar görmeninki kadar yaygın değil günümüzde. Velhâsıl görüyoruz, görüyorsun/uz, görüyor/lar.

Nedendir peki görüntüye olan bu eğilim, bu düşkünlük? Bir kere, görüntünün öncelliği inkâr edilemez. Tıpkı İngiliz yazar John Berger’in Görme Biçimleri (Ways of Seeing) isimli eserinde dile getirdiği gibi görme, kelimelerden önce gelir ve bizi çevreleyen dünyadaki konuşlanışımızı belirler. İkinci olaraksa, baskındır görme. Varlıkla olan ilişkinin nihai ve yanılmaz değil lakin en etkin aracıdır belki de.

Kimlik ve ‘görme’ biçimleri

Çoğunlukla kısa süreli olan günümüz görmelerine dair asıl önemli olan husus şudur zannımca: o görme anının sonrasına etkisi. Buna binaen, derece farkları göz önünde bulundurulmak kaydıyla, olumlu, olumsuz ya da nötr etkilenmeden bahsedilebilir. Ve kişi bu farklı etkilenişlere göre duygulanım, düşünce ve hareket tarzı edinir. Her ne kadar bunları fark etmese bile... İlginç olan nokta şudur ki görme sadece ânı geleceğe bağlamaz. Geçmişle de bağı vardır. Çünkü yine Berger’in dile getirdiği gibi, görme biçimlerimiz, bildiklerimizden ve inandıklarımızdan etkilenir. Yani bizim kim olduğumuzdan etkilenir ‘görme’miz.

Her ne kadar Berger, sadece baktığımız şeyi gördüğümüzü ve bakmanın ise tercihli bir eylem olduğunu iddia etse de televizyonda kanal değiştirirken gözümüze çarpan saniyelik görüntüler, internette bir siteyi ziyaretimiz sırasında görünür olmak için bağrışan reklamlar ve benzeri gördüklerimizin ne kadarının hakikaten tercihli olduğu konusunda şüpheye düşürüyor beni.

Suriye’deki işkence görüntülerini nasıl ‘gördük’?

Bakmanın ve görmenin tercihli olduğu iddiasının aleyhinde olmak üzere karşıma çıka/rıla/n Suriye’deki işkence görüntülerinden bahsetmek istiyorum aslında. Lakin mevzu ağır olunca elim doğrudan bir başlangıca gidemedi de yukarıdaki girizgâh ile oyalandım durdum. Şimdi vakit, bu girizgâhı ana mevzuya bağlama vakti.

Herkes o ana değin bildikleri, inandıkları, kimliği ve duruşu ile şekillendirdi işkence fotoğraflarını görme biçimlerini. Ben mi? Ben varlıkla ilişkisini en çok, en derin olarak gözüne atfedenlerden olmamaya çalışanım. Bir şeylerin varlığına inanışım yalnızca gözüm itibariyle değildir; öyle olsun istemem. Velhasıl, o görüntüler sadece ek bir çiziktir mevzu ile ilgili daha önce açılmış iç yaramın üzerinde. Sonra, herkes görme biçimi şekillendirmelerine göre duygusunu, tavrını, hareketini belirledi. Ortaya serdi ya da sermedi, o ayrı bir mevzu. Yine ben mi? Bırakın o kısmı mahrem kalsın.

  29.01.2014

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut