Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.612 yazı içinden]

‘Onu da anlamaya çalış’

Abdullah Taha Orhan

Af daha güzel bir yol olduğu halde, mabudiyet makamının tek sahibi olan Rabbü’l-âlemin dahi kula suçluyu affetmesini emretmemekte, önce kısas seçeneğini sunmaktadır.


BELKİ GÖRMÜŞSÜNÜZDÜR, bir karikatür. Mahkemede hâkim suçluya cezasını okur, fakat bir sürü hafifletici sebepten ötürü neredeyse mahkeme suçluya borçlu çıkar ve hâkim suçludan özür diler, mahcub olur. Suçlu da “insan biraz dikkat eder yani” diye sitem eder.

Aslında bu karikatürün benzerlerini şahsi hayatlarımızda çok defa yaşarız. Aile içi ilişkilerde, işyerinde, toplumsal ilişkilerimizde kimi zaman karikatürdeki hâkim rolünü, kimi zaman da suçlu rolünü oynarız.

Çünkü toplumsal adalet anlayışımız, ne yazık ki, karikatürün işaret ettiğinden çok da farklı değildir. Çoğunlukla güçsüz ama haklı olana karşı güçlü ama haksız olanın üstün olduğu vehmine kapılırız.

Bu vehim bizi çoğu zaman, özellikle de hakkı yenen ‘biz’dense, ahireti dünyaya önceleyen bir imana sahip biriyse onun hakkından feragat etmesini beklemeye iter. Hatta daha da ileri gidip Kur’an’dan ayetler getiririz delil olarak. Özellikle de parçalı bir okumaya tabi tuttuğumuz Hucûrât suresinin dokuzuncu ayetini kullanırız, hâlbuki ayetin ilgili cümlesinden önce “biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın” emri bulunduğu halde, böyle yaparız.

Psikolojik baskıyla suç bastırmaya çalışmak

Eğer haklı olan hakkından feragat edip, haksızı affetmezse bir de üzerinde psikolojik baskı kurmaya çalışırız. “Onu da anlamaya çalış biraz” der, haksızın haksızlığını hafifletmeye çalışırız. Ona vicdan azabı yaşatır, affetmezse suçlu ve haksız duruma düşeceğini söyleriz. Hatta belki bir adım ilerisi, onu bazı sosyal enstrümanlarla cezalandırmaya çalışırız.

Maamafih, bu yeni veya modern bir problemimiz değildir elbette. Hatta “hırsızın hiç mi suçu yok?” atasözümüz büyük ihtimalle bu adalet zaafının toplumsallaşıp kurumsallaştığı bir zeminde neşvünemâ bulmuş olmalı.

Kur’anî ve nebevî adalet ölçüleri ise, haklıya hakkının verilmesini, haksızın cezalandırılmasını öngörür aslında. Örneğin bir cinayet hadisesinde Efendimiz öldürülen kişinin yakınlarına önce kısas haklarını verir, fakat eğer affetmek isterlerse diyet de isteyebileceklerini ekler. Ancak hiçbir zaman “affedin gitsin, zaten affetmek daha iyidir” gibi bir şey söylemez. Çünkü toplumda adaletin tesisi için, muhtemel suçların da önüne geçilebilmesi, caydırılabilmesi için suçun cezalandırılması elbette ki gereklidir.

Bu yüzden değil midir ki Âlemler Rabbi “kısasta hayat vardır” buyurmuştur Kur’ân-ı Hakîm’inde. Elbette ki affetmek, kul için en iyi yoldur. Ancak kul kula affetmeyi buyuramaz, hakkını yememek ve eğer bir hak zayi olduysa hakkını iade etmekle mükelleftir. Affetmeyi emretmeye hakkı yoktur; çünkü kullar mabudiyetten uzaklık noktasında birdirler.

Af daha güzel bir yol olduğu halde, mabudiyet makamının tek sahibi olan Rabbü’l-âlemin dahi kula affetmesini emretmemekte, ona önce kısas seçeneğini sunmakta, fakat affetmesinin daha iyi olacağını da sonrasında eklemektedir.

Peki Hazret-i Ömer ne yapmıştı?

Nitekim Hazret-i Ömer’in bir yahudiyle olan muhakemesi ve kadı’nın Hazret-i Ömer aleyhine hüküm verip onu uygulamaya koyacak olması, ancak ondan sonra yahudinin bu hakkından feragat edip, zımmî bir teb’asını, halifesine karşı dahi koruyan bu adalet sistemine, yani şeriat-ı Ahmediye’ye hayran olup, orada Müslüman olması, hakkın; isterse bir zımmînin olsun ve isterse müminlerin halifesinin aleyhine olsun, ne kadar önemli olduğunu göstermektedir bizlere. Ne Hazret-i Ömer muhakemeyi reddetmiştir, ne de kadı. Üstelik yahudiden affetmesini de beklememişlerdir. Bunu gören yahudi ise kendi iradesiyle af yoluna gitmiş ve daha da önemlisi Müslüman olmayı tercih etmiştir.

Fakat maalesef günümüzde başta zikrettiğimiz karikatürde resmedildiğine yakın, trajikomik bir sosyal adalet sistemimiz var. Haksıza haksızsın demediğimiz gibi, haklıya; eğer haksızı affetmez ve onu ‘anlamaya çalışmaz’sa haksızsın diyoruz.

Çıkış yolu ise, işte önümüzde: Adalet timsali Hazret-i Ömer ve şeriatıyla her şeyi yerli yerine oturtan usve-i hasenemiz Muhammed-i Arabî aleyhissalatuvesselam.

  12.12.2013

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut