Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Çocuk Taziyenamesi’ne dair
–Metin Karabaşoğlu

[*4.629 yazı içinden]

İkiz kardeşler: şükür ve sabır

Abdullah Taha Orhan

Nasıl celâl ile cemâl bir arada olmadan kemâl olmuyorsa sabırla şükür de bir arada olmadan kemâl ortaya çıkmıyor maalesef. Buradan çok önemli bir ders daha çıkıyor bizlere: ‘şükürsüz sabırlara dikkat’ dersi...


RİSALE-İ NUR’DAKİ yolculuğum boyunca aldığım en önemli derslerden biri kâinatın ve hayatın merkezinde şükrün olduğunu öğretmesiydi.

Cenab-ı hak biz kullarını kendisine ibadet etmemiz ve O’nu tanımamız için yaratmıştı Zâriyât suresinde buyurduğu üzere. Bu yüzden bize düşen tahmid ve tesbihle; şükürle O’na kulluk ve O’nu tanımaktı. Kur’an-ı Hakîm’in ilk suresinin ilk ayetinin ilk kelimesinin de “el-hamd” olması manidardır bu açıdan.

Yokluklar ve zorluklar içinde geçmiş olan Bediüzzaman’ın hayatı da şükrün hayatta nasıl pratize edileceğinin en güzel örneklerinden biri olmuştur benim için.

Risale-i Nur’un çok çeşitli yerlerinde, şükür konusu doğrudan işlendiği gibi, özellikle hapishaneden yazdığı mektuplarında Bediüzzaman’ın, hep dikkatimi çeken bir unsur olmuştur “şükür”.

“Sabır içinde şükür”

Özellikle lahikalarda yer alan hapishane mektuplarında “sabır içinde şükretmek”ten bahseder Bediüzzaman. Doğrusu ilk okuduğumda anlamakta zorlandığım kavramlardan biri olmuştu bu “sabır içinde şükür”.

Zira sabır, şükredilemeyecek denli zor bir hale, bir musibete düçar olduğumuzda Cenab-ı Hakk’a isyan etmemek için, edeben kullandığımız bir kavram olarak kodlanmıştı kafamda, sanıyorum toplumsal muhayyilede halen böyle anlaşılıyor. Oysa Bediüzzaman sabırla şükrü yan yana zikrediyordu.

Bu müşkilimin halli için sabrı ve şükrü bir arada zikreden bir ayet ve bir hadis yol gösterici olacaklardı. Cenab-ı Hakk’ın “Sabır ve namaz ile” kendisinden yardım dilememizi emrettiği Bakara suresinin yüz elli üçüncü ayeti ile “mü’minin haline şaşarım, onun her hali hayırdır; ona bir nimet gelse şükreder, hakkında hayrolur, musibet isabet etse, sabreder yine hakkında hayrolur” mealindeki, Efendimiz aleyhissalatuvesselam’ın hadis-i şerifleri.

Ayette, şükrün zirvesini teşkil eden namazla beraber ve hatta öncesinde, sabır zikredilmiştir. Zira insanın şükür için de bir sabır talimine ihtiyacı vardır, Bediüzzaman’ın ve onun öncesinde Gazzâlî gibi birçok İslam âliminin ifade ettiği gibi sabır sadece musibete değil, günah işlememeye ve Allah’a ibadete karşı da gösterilmesi gereken bilinç halini işaretler.

Hadiste ise, mü’minin başına ne gelirse gelsin, sabrederek ve şükrederek hayra erişeceğinin müjdesini veriyor Efendimiz.

Şükürsüz sabırlara dikkat!

İşte bu ayet ve hadisin yol göstericiliğinde, Bediüzzaman’ın “sabır içinde şükür” denklemi biraz daha netleşiyor. Çünkü Allah, hem Celîl’dir, hem de Cemîl’dir. Celâlî tecellilerinin yoğunlukta olduğu musibet anlarında da, cemâlî tecellileri aslında devam etmektedir ve şükür bu yüzden daimi olmalıdır. Sabır, celâl tecellilerinin içindeki cemâli görmek ve şükretmek için insana bir kamçı, bir teşvikçi olmaktadır.

Meselenin bir diğer boyutunu da, kendimize değil de, bir başkasına isabet eden musibetle yüz yüze geldiğimizde karşılaştığımız durum oluşturuyor. Bu durumda da, örneğin, yolda gördüğümüzde şaşırdığımız, utandığımız ve rabbimize çokça şükrettiğimiz tablolar bize aynı zamanda sabır dersi de vermiyor mu? O gördüğümüz zorluklara, sıkıntılara, yoksunluk ve yoksulluklara göğüs geren insanların varlığı bize de içinde bulunduğumuz nimete şükür ve yüz yüze geldiğimiz nimetlerden eksiltme imtihanlarına sabretmeyi salık vermiyor mu?

İşte bu yüzden, celâl ve cemâl gibi, sabır ve şükür ikiz kardeşler aslında. Ve nasıl celâl ile cemâl bir arada olmadan kemâl olmuyorsa sabırla şükür de bir arada olmadan kemâl ortaya çıkmıyor maalesef. Buradan çok önemli bir ders daha çıkıyor bizlere: ‘şükürsüz sabırlara dikkat’ dersi...

  25.11.2013

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut