Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘İmam’ ve ‘Cemaat’
–Abdullah Taha Orhan

[*4,139 yazı içinden]

Bu yazının çıktısını al

Kıssalardan hisseler: O bizi görüyor

Oktay Gökkoca

KABA BİR tasnif yaptığımızda Kur’ân âyetlerinin yaklaşık beşte birinden fazlasının peygamber kıssalarına tahsis edildiğini görüyoruz. İnsanlığın Hz. Âdem aleyhisselâm’dan Hz. İsa aleyhisselâm’a kadar hangi sınanmalarda ayağının sürçtüğünün, nerelerde istikametini yitirdiğinin özetini peygamber kıssalarıyla haber veriyor Rabbimiz bize. Eski ümmetlerin yaşadığı tecrübeler üzerinden onların düştüğü hatalara düşmememiz için yapmamız ve yapmamamız gerekenlerin dersini veriyor.

Peygamber kıssaları, bazen imana dair itikadî meselelerin üzerinde dururken, bazen islam’a dair amelî/ahlakî meselelerin üzerinde duruyor. Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlerin nübüvvetlerinin hakkaniyeti, âhiretin hak oluşu gibi hususların yanında, ölçü ve tartıda dürüstlük, iffetli olma, hakikati eğip bükmeme, sözünde durma, musibetlere sabır, nimetlere şükür gibi hususlara da vurgu yapıyor.

Dikkatimi çeken ve kendimce ders aldığım bir nokta daha var peygamber kıssalarında. O nokta, kıssalarla haber verilen hâdiselerin Peygamberimiz aleyhissâlatü vesselam ve bizler için gaybî bilgiler olmasında gizli. Bazı âyetler bu bilgilerin gaybî oluşunu açıkça beyan ediyor.

Mesela Hz. Meryem’in sorumluluğunu kimin alacağına dair kur’a çekme hadisesiyle ilgili Âl-i İmrân sûresinin 44. ayeti, kardeşlerinin Hz. Yusuf’a tuzak kurmalarıyla ilgili Yûsuf sûresinin 102. ayeti, Allah’ın Hz. Mûsa’ya Tûr dağında vahyetmesi ile ilgili Kasas sûresinin 44 ve 46. âyetleri, bu hadiselerin Efendimiz aleyhissâlatü vesselama gayb bilgisi olarak haber verildiğini beyan eden âyetlerden bazıları.

Bunlarla beraber öyle âyetler var ki küçük/büyük, gizli/aşikâr hiçbir hadisenin Rabbimizin bilmesi, görmesi ve işitmesi haricinde meydana gelmediğine dair çarpıcı örnekler içeriyor.

Mesela biri, meleklerin, Hz. Lût’a (a.s) uğramadan önce Hz. İbrahim (a.s) ve hanımını ziyaretlerini anlatan Hûd sûresinin şu âyetleri :

Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: Korkma. Biz Lût kavmine gönderildik. (Hûd – 70)

Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik. (Hûd–71)

Bir diğeri, bebek Mûsa’yı (a.s) nehre bırakan annesinin ruh halini anlatan Kasas sûresinin şu âyeti :

Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. (Kasas-10)

Hz. İbrahim aleyhisselam’ın “içine bir tür korku düşmesi”, hanımının “gülmesi”, Hz. Mûsa aleyhisselamın annesinin “yüreğinin boşluk içinde olması/endişesi”.

Bu ve benzeri âyetler, insanın en küçük bir hareketinden, mimiğinden, kendi içinde yaşadığı en gizli bir halden bile haberdar olan bir Rabbimizin olduğunu haber veriyor bize. İnsana şah damarından daha yakın olan, açığa vurulanları da sînelerde gizlenenleri de bilen bir Rabbimizin olduğunu hatırlatıyor.

Bunun farkında olmanın, bizi, içinde hem teyakkuz hem de ümit olan istikametli bir yola ulaştıracağını düşünüyorum.

Teyakkuz tarafında, Peygamber aleyhissâlatü vesselamın Cibril hadisinde tarif ettiği “ihsan” şuuruyla yaşamak var. Yani “Allah’a sanki O’nu görüyormuş gibi ibâdet etmek. Çünkü biz onu görmesek de O, şüphesiz bizi görüyor” bilinciyle hareket etmek. En küçük davranış ve hareketlerimizle birlikte içimizde olup biten hayallerimizi ve niyetlerimizi de Rabbimizin istediği gibi şekillendirmek. Başkalarının bilmediği, görmediği ortamlarda da olsak, O’nun her şeyi gördüğünün ve işittiğinin şuurunda olarak şeytanın üflemelerine ve nefsimizin isteklerine karşı her an teyakkuz halinde olmak.

Ümit tarafında ise en onulmaz görünen dertlere mâruz kaldığımızda, bizi kimselerin duymadığını, anlamadığını düşündüğümüz ümitsizlik hallerinde bile, kalbimizin en ince ve en gizli hâtırâtını bilen, duyan ve cevap veren bir Rabbimizin olduğunu bilmenin ve O’na iltica etmenin huzuruyla, O’nun rahmetinden ümit kesmeden yolumuza devam etmek var.

Rabbim, hayatlarımızı, O’nun bizi her an görüyor ve işitiyor olduğunun şuurunda olarak yaşamayı nasip etsin. Âmin.

  06/11/2013

© 2013 karakalem.net, Oktay Gökkoca

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2013 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut