Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.611 yazı içinden]

‘Askıda hurma’

Abdullah Taha Orhan

Kâinatla ve fıtratla birebir uyum içinde olan bir şeriat-ı Ahmediye’ye tâbiyiz. Acaba dünyada bundan büyük bir nimet olabilir mi?


‘ASKIDA’ UYGULAMALARINI bilirsiniz. İlk kez İtalya’nın Napoli kentinde, kahveyle başladığı söylenen bu uygulama, günümüzde çok çeşitli ürünler için kullanılır hale geldi. Ekmekten çoraba, kitaptan giysiye kadar pek çok ‘askıda’ uygulaması görmek mümkün.

Hatta Karakalem dergimizin de ‘askıda dergi’ uygulaması mevcuttu.

Bir rivayete göre Napoli’de başlayan askıda kahve uygulamasının yüz yıllık bir geçmişi var. İtalyancada ‘caffè sospeso’, İngilizcede ise ‘suspended’ veya ‘pending coffee’ olarak ifade ediliyor bu uygulama.

Ülkemizde ise, her ne kadar daha öncelerde de ‘ahilik teşkilatı’ üzerinden benzeri uygulamalar olsa da, yanılmıyorsam bir 5–10 senelik geçmişi var bu uygulamanın.

En değerli besinin en güzellerinden salkımlar asılıyor mescide

Oysa şu hadis, yüzyıllardır hadis kitaplarımızda, üstelik “kütüb-i sitte” denilen en muteber hadis külliyatında yer alıyor:

“...Câbir b. Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, Peygamber aleyhissalatuvesselam ağacından koparılmış her on vesak hurmadan fakirler için mescide bir salkım hurma asılmasını emretti.”

(Ebu Dâvûd, zekât, 32, 1662)

İşte buradan da anlaşılacağı gibi ilk ‘askıda’ uygulamasının örneğini Efendimiz aleyhissalatuvesselam gösteriyor bizlere. O toplum için çok önemli bir besin olan hurma üzerinden üstelik.

Bir diğer önemli boyutu da meselenin, bunun zekâtın bir türü olarak ‘emredilmiş’ olması. Yani taabbüdî bir hadise haline geliyor o müminler için ‘askıda hurma’ uygulaması.

Yaşlıların yanından geçerken onları hüzne boğmamak için...

Yaşlı bir insanın yanından geçerken gayr-i ihtiyari yavaşlama ihtiyacı hissederdim kendi içimde. Vicdanım beni durdururdu, yavaşça, zorlukla yürüyebilen bir amca veya teyzenin yanından hızla geçersem, onların kendilerini kötü hissetmelerine sebep olurum, gençliklerini hatırlatıp onları hüzne düşürürüm endişe taşırdım.

Meğerse ‘askıda’ uygulamaları gibi, bunun da örneği sünnet-i seniyyede mevcut imiş. Efendimiz yaşlıların yanından geçerken yavaş olunmasını emretmiş.

Tüm bunlar bize nasıl bir şeriatın takipçileri olduğumuzu söylüyor aslında. Kur’ân, kâinat ve insan arasındaki uyumu görüyoruz burada.

Kâinatla ve fıtratla birebir uyum içinde olan bir şeriat-ı Ahmediye’ye tâbiyiz. Bundan büyük nimet olabilir mi dünyada acaba?

Kâinatı yaratan, Kur’ân’ı gönderen ve ahlâkı Kur’ân olan Rasulüyle o Kur’ânı en mükemmel şekilde yaşatan, yarattığı kullarının içine de devamlı surette bu uyumu, fıtratı fısıldayan vicdanı koyan bir Rabbimiz var. Sonsuz hamd olsun o rabbe...

Bir de şunu görüyoruz: kim bilir kitaplarda, külliyatlarda bizleri daha ne hazineler bekliyor; keşfetmemiz ve yeniden hayata geçirmemiz için.

  04.11.2013

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut