Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

İlkemin yanındayım
–Metin Karabaşoğlu

[*4.629 yazı içinden]

Eleştirmek yargılamak mıdır?

Abdullah Taha Orhan

İnsanlar yaratılmışlık noktasında da, yaratıcı olmaktan uzaklık noktasında da denkler hâsılı. Ve bu denge bize hem eleştiriye açık olmayı, hem de yargılamaya kaçmadan eleştirmenin hak olduğunu öğretiyor.


HAYAT DÜSTURLARIMDAN biridir bu, “mahlûkat mâbûdiyetten uzaklık noktasında müsâvi oldukları gibi, mahlûkiyet nisbetinde de birdirler”.

Bediüzzaman’ın Kur’ân-ı Hakîm tefekküründen süzdüğü bu cümle; hem yatayda kullar arası ilişkileri; hem de dikeyde kul-rab arası ilişkilerin nasıl olması gerektiğini ifade eden enfes bir cümledir.

Her türlü manevi hastalığın önüne bu düsturla geçilebilir diye düşünürüm hep. Örneğin kibir. İnsan kendini diğer insanlarla, mâbûdiyetten uzaklık noktasında bir görürse, nasıl tekebbür etsin ki? Ya da diğer taraftan, insan sair insanlarla kendini mahlûkiyet nisbetinde de bir görürse nasıl tezellül etsin ki?

Ne tekebbür et, ne de tezellül

İşte çift taraflı bir denge hâlini işaretliyor bu cümle. Ne tekebbür edebilirsin diyor insana, ne de tezellül. Ne zulmet, ne de zulme rıza göster diyor. Tam bir adalet halini gösteriyor insana.

Bu kaideyi insan ilişkilerine uyarladığımda ilk aklıma gelen noktalardan biri eleştiri konusu olur hep. İnsan, insan olmaklığı hasebiyle; yani ‘mâbûdiyetten uzaklık noktasında müsâvî’ olduğu insan kardeşini eleştirme hakkına sahip değil midir?

Eleştiri konusunda hep bu dile getirilir zira. “Sen kim oluyorsun da filancayı eleştiriyorsun” tarzı cümlelere çok rastlarız fakat dengenin diğer ucunu teşkil eden “mahlûkiyet nisbetinde de bir” olmayı es geçeriz nedense.

Eleştireni “mabudiyet” iddiası taslamakla itham eder, denklemin ilk tarafını nazara vererek “mabudiyetten uzaklık noktasında birsiniz, nasıl olur da onu eleştirirsin” deriz insan kardeşimize. Oysa eleştirilenin de mahlûk olduğunu ve eleştirenle eleştirilenin mahlukiyet noktasında bir olduklarını hiç akla getirmeyiz.

Bana kalırsa burada sorunlu görülmesi gereken şey, eleştirinin haddini aşıp, yargılama sınırlarına girmesidir. İşte eleştirinin dozu kaçmış veya eleştiri sanki hiyerarşik olarak üstten alta yapılır hale gelmiş ise, yukarıdan bir eda takınılıyorsa, orada tehlike çanları çalıyor demektir. Çünkü eleştiri eleştiri olmaktan çıkmış, ancak hiyerarşik olarak üst bir varlık düzeyinden, mabudiyet noktasından yapılabilecek olan “yargılama” aşamasına geçilmiş demektir bu durumda.

Niyet okumalar eleştirmek değil, yargılamaktır

Örneğin “bence bu şöyle yapılsa daha doğru olurdu” ya da “bu bence yanlış yapılmış” demek eleştiri sınırları içerisinde kalıyorken; “bu adam zaten hep yanlış yapıyor, zaten şöyle düşündüğü için böyle yapmıştır” vb. hükümler, niyet okumalar, yargılama sahasına giriyor kanaatimce.

Bir de şu noktaya değinmek gerek elbette. İnsanın insan kardeşini eleştirebilmesi için önce kendisinin eleştiriye açık olması gerekiyor. Kur’an’da birkaç defa “vetevasav” fiiliyle işteş kipte zikredilen sabrı, merhameti, hakkı tavsiye etmek örneklerinden hareketle; insanın sabrı, merhameti ve hakkı tavsiye edebilmesi için kendisinin de bunların tavsiyesine açık olması gerektiği hakikati, eleştiri için de gerekli. İnsanın eleştiriye açık olduğu ölçüde eleştirme hakkı oluyor.

İnsanlar yaratılmışlık noktasında da, yaratıcı olmaktan uzaklık noktasında da denkler hâsılı. Ve bu denge bize hem eleştiriye açık olmayı, hem de yargılamaya kaçmadan eleştirmenin hak olduğunu öğretiyor. Adaleti sağlayabilenlere ne mutlu...

  01.11.2013

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut