“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Sadaka
–İsmail Örgen

[*4.622 yazı içinden]

Hak etmek ya da etmemek, işte bütün mesele bu (mu?)

Zeyneb Hafsa

Sahip olduklarımıza odaklanıp hak edip hak etmediklerimizden dem vurmalarımız büyük çerçeveyi görememeye, mutsuzluğa ve kıskançlığa sebep oluyor her şeyden önce. Tüm bunlara dair harika bir örnek zat var tarihte. Kimdir o bilir misiniz? İblis.


GÜNLÜK HAYATTA gerek kendi adımıza gerekse başkaları için ya açıkça dile getirdiğimiz ya da sıklıkla içimizden geçen bir kavramdır ‘hak etmek.’ Birilerini teskin etmek adına şöyle deriz mesela: “sen daha iyilerini hak ediyorsun”. Veyahut çevremizdekileri kendimizle karşılaştırdığımızda kendi kendimize şunları söyleriz: “sen daha iyi bir iş/eş/evlat/ev/araba hak ediyorsun”. Hadi daha iyisi olmasın ama en azından onlara eş değerde şeyler hak ettiğimizi telkin ederiz kendi kendimize. İşte bize bunları hissettirip söyleten ruh haline değinmek istiyorum bir nebze.

Hak etmek kavramının kökeni ve ötesi

Bize yardımcı olacağını düşündüğüm için kavramın İngilizcesi olan ‘deserve’ kelimesine bakalım. Etimoloji sözlüğüne göre bu kelimenin kökeni Latince ve de- ile servire kelimelerinin birleşiminden oluşuyor ki şu anlama geliyor: “iyi hizmet dolayısı ile bir şeye hak kazanmak”. Kelimenin Türk Dil Kurumu sözlüğünde yer alan anlamı da bu zaten.

Buna binaen, yukarıda belirtilenlere benzer ifadeleri sarf ettiğimizde aslında ne demek istiyoruz? Tam olarak şunu: “ben yeteneklerime, bilgime, eğitimime, ahlakıma hatta inancıma bakıyorum ve düşünüyorum da şu şey bana yaraşırdır”. Böylesi bir yaklaşımda şu iki husus kesinkes mevcut olsa gerektir; kendimizi tamı tamına değerlendirebildiğimiz varsayımı ve bize verilenlerin değerlendirilmesinin sadece bizim sahip olduklarımız üzerinden yapılması. Oysa açıktır ki hiç bir insan kendini tamamen objektif olarak değerlendiremez. Ve daha da önemlisi, bize verilenlerin arkaplanında çok derin, karmaşık yapılar mevcuttur. Eğer aşkın bir yaratıcıya inanıyorsak tabi...

Basit bir gösterim

Bir olgu ve onun etkileyenleri üzerine kurulu karmaşık yapılı durumları açıklarken ekonometrinin sıklıkla kullandığı lineer/düz bağlanım modelini kullanmayı çok isabetli buluyorum. Diyelim ki bize verilen herhangi bir şey bizim bağımlı unsurumuz olsun. ‘Bu unsur neye bağımlı olabilir?’ sorusunun cevapları ise bizim etkileyen unsurlarımız olsun. O halde şöyle düz bir model kuralım:

Bize verilen=(a)sahip olduklarımız+(b)sahip olduklarımızın eyleme dönüşme derecesi ve şekli+(c)sınanma+(d)hikmet+gayb

Bu model bize demektedir ki bize verilen o her neyse, evet, bizim sahip olduklarımıza bir şekilde bağlı olabilir. Fakat bunları ne derece ve ne şekilde kullandığımıza da bağlı olabilir. Hadi bu her iki unsur da bizde yerli yerince mevcut olsun. İş onunla bitiyor mu? Hayır. Çünkü ‘sınanma’ gerçeği var. Yani ilk iki unsurun yerli yerindeliğine rağmen o şey bize verilmezse ‘nasıl davranırız’ın tesbiti için sınanma... Ya da önceki hatalarımızın bedeli olarak sınanma...

Ve tabi hikmet... Neyin kime neden ne zaman ne şekilde ve ne dereceye kadar verileceğinin nihai belirleyicisi olan Allah’ın hikmetli iş görüşüne binaen ortaya çıkan unsur. Buraya kadar benim aklıma gelen ancak bu 4 unsur. Lakin bu demek değil ki daha bir sürü başka unsurlar mevcut olmasın.

İşte bu yazılanlar haricindeki her bir unsur, en büyüğünden en basitine değin, bize gayb’dır. Şimdi, dikkat ettiyseniz her bir unsurun önünde bir harf mevcut. Bunlar, o unsurun ne derece önemli olduğunu göstermekte. Yani olabilir ki bize verilen bir şeyi etkileyen en önemli unsur hikmet oldu, o halde ‘d’ diğerlerinden daha büyük bir değere sahip demeye gelir bu. Oysa biz bu modelde sadece ilk unsura odaklarınız. Zaten ‘hak etmek’ kavramını çokça kullanışlarımız da bundandır. Diğer unsurları hatırlasak bile isteriz ki ‘a’ en büyük değere sahip olsun, yani sahip olduklarımızın etkisi en büyük olsun.

Netice-i kelam: İblis’ten ders almak...

Sahip olduklarımıza odaklanıp hak edip hak etmediklerimizden dem vurmalarımız büyük çerçeveyi görememeye, mutsuzluğa ve kıskançlığa sebep oluyor her şeyden önce. Tüm bu anlatılanlara dair harika bir örnek zat vardır insanlık tarihinde. Kimdir o bilir misiniz? İblis.

Kendisinin ateşten yaratıldığını ve dahi otomatik olarak insandan üstün olması gerektiğini, yeryüzü halifeliğine de bu sebeple kendisinin layık olduğunu açıkça dile getirip insana savaş açan iblis... Rabb, bilerek ya da bilmeyerek benzeri şekilde davranmaktan korusun dilerim.

  24.10.2013

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut