Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.612 yazı içinden]

 *Bu sayfa, değişik arkadaşlarımızın kâinat ve hayat sayfalarını ‘alışılmışın dışında’ bir gözle okumak suretiyle çıkardıkları derslerden hareketle yazdıkları yazıları paylaşmak amacıyla tasarlanmıştır.

‘İmam’ ve ‘Cemaat’

Abdullah Taha Orhan

“İmam” kâinat algısının ve hayatın merkezinde konumlandırıldığından dolayı büyük bir önemi haiz Şia için. Onsuz dünya karanlık, hayat anlamsız oluyor bu ontolojik inşada. Tüm ümitler ona bağlı. O olmazsa tüm hayaller ve hayallerdeki tüm iyi şeyler yerle bir olacak.


İRAN’DA EN sık kullanılan kelimeyi bulmak için bir tahmin yürütecek olsam aklıma ilk gelecek kelime “imam” olurdu.

Şiaya göre imamsız bir “kurtuluş” mümkün olamayacağı için imamlar, özellikle de beklenen, muntazar, mehdi oldukça önemli. Zihinler buna göre kodlandığı gibi şehir planlaması dahi buna göre yapılıyor. “Allah’ı bilmenin ardından en faziletli amel imamı beklemektir” diyen Şia’nın düşünce dünyasının merkezinde bu kavram olduğu gibi, kurulan şehirlerin merkezini de bu kelimeyle isimlendirilen meydanlar teşkil ediyor. Herhalde gördüğümüz 6 şehrin merkezinde de bir “İmam Meydanı” yer alıyordu.

Geçmiş on bir imamın her biri son derece önemli olduğu gibi, son yüzyılda “velayet-i fakih” yetkisiyle onlara niyabet eden imamlar olan Humeyni ve Hamaney de bir hayli önemli toplumsal muhayyilede.

Ümit = İmam

Tabi önemli olan sadece imamlar değil. İmamların yakın akrabaları da oldukça önemli. Sokaklarda gezerken, çoğu imamların akrabaları için yaptırılmış birçok türbeyle karşılaşabilirsiniz. Bu türbelerin ziyaretçi sayısı da sizi epeyce şaşırtabilir.

“İmam” kelimesi, yukarıda ifâde etmeye çalıştığımız gibi, bütün bir dünya görüşünün, kainat algısının ve ontolojinin merkezinde konumlandırıldığından dolayı büyük bir önemi haiz Şia için. Onsuz dünya karanlık, hayat anlamsız oluyor bu ontolojik inşada. Tüm ümitler ona bağlı. O olmazsa tüm hayaller, hayallerdeki tüm iyi şeyler yerle bir olacak.

Bu bize aslında biraz Yahudilerin va’d edilmiş topraklar ve ezoterik bazı diğer inanışlarını hatırlatıyor. Öyle ki Yahudilikte de beklenen mesih gelmeden kurulan devletin gayrımeşru olduğunu savunan ve İsrail devletinin otoritesini tanımayan gruplar bulunuyor. Şia bu meşruiyet problemini biraz da “velayet-i fakih” sistemiyle çözüyor zannımızca.

Satranç kurgusuna benzer bir ontolojik inşa

İşte bu bakış açısı, bu ontolojik inşa üzerine geliştirilen inanış, “Allahumme acilli veliyyike elferec”(*1) duasını billboardlarda boy boy astırtıyor, her sokak başına vekil imamlar olan Hamaney ve Humeyni’nin posterlerini astırtıyor.

Kanaatimizce bu algı, insanların kâinata, hayata ve kendine olan ümitlerini zedeliyor. Tek bir şahın, yani imamın olduğu bu ümidi kırık ontolojik düzlemde, insanlar kendilerini bir nevi değersiz piyonlar olarak görüyorlar. Kim bilir belki de İran şahlarının satranç konusundaki maharetlerinin altında yatan sebeplerden biri de Şia’daki bu imam algısıdır.

Evet, ‘imam’ elbette ki önemlidir. Lakin cemaat de en az imam kadar değerli ve önemlidir. Asr-ı saadeti, bizim için saadet asrı yapan elbette ki başta Efendimiz aleyhissalâtu vesselam’ın varlığıdır. Fakat ashabı olmasaydı eğer, saadet toplumsallaşamayacak, önceki nebilere olduğu gibi, mirası sonraki asırlara taşınamayacaktı. O yüzden de bize miras olarak ashabını bıraktığını söylemiyor mu Efendimiz?

İmamı imam yapan, biraz da onun değerini bilen cemaati değil midir?


1. “Allah’ım! Dostunun kurtuluşunu çabuklaştır.”

  14.10.2013

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan


  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut