Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘İmam’ ve ‘Cemaat’
–Abdullah Taha Orhan

[*4.653 yazı içinden]

Hasenât – Seyyiât denklemi

Abdullah Taha Orhan

Neyi ki Allah'tan bilirsin, o hasene olur hakkında; neyi ki kendinden bilirsin, o seyyie olur hakkında.


KUR’AN’I VE kâinatı anlamada en sevdiğim yöntemlerden biri tersinden düşünme de diyebileceğimiz mantıkî kıyas metodudur.

Bunun en güzel örneklerinden birini, Bediüzzaman 11. Lem’a’da, Âl-i İmran suresinin 31. ayeti üzerine yaptığı tefekküründe ortaya koyar. Ayette Cenâb-ı Hak, habibine şöyle demesini emretmektedir:

Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.

Buradan hareketle Bediüzzaman şu kıyası yapar:

Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibâı intaç eder.

Güneş varsa gündüzdür

Çünkü “güneş varsa gündüzdür” ya da tersinden düşünürsek “gündüz değilse henüz güneş çıkmamıştır”.

Nisa suresinin 79. ayetini de ne zamandır böyle düşünüyordum:

Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.

İşte bu ayetin ilk iki cümlesini tersten düşünürsek gayet önemli bir mesele çıkıyor karşımıza. “Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır; sana ne kötülük gelirse kendindendir” cümlelerini bu kıyas mantığı ile şöyle okumak da mümkün: Neyi ki Allah'tan bilirsin, o hasene olur hakkında; neyi ki kendinden bilirsin, o seyyie olur hakkında.

İş kulun nazarında düğümleniyor hâsılı. Var olan her şey iyi, doğru ve güzel. Eğer ortada bir şer ve seyyie var ise, bu ancak kulun nazarından kaynaklanıyor ve kulun nazarıyla sınırlı kalıyor, hakikat-i haldeki durumu değiştirmiyor.

Nazar eşyayı tebdil ediyor

Bu nazar o kadar önemli ki, haseneyi seyyie yapabiliyor, seyyieyi ise hasene. İşlenen günahlar için de geçerli bu. Eğer kul günahı rabbine değil de kendine atfeder ve rabbinden bağışlanma dilerse, işlediği seyyie affedilmekle kalmıyor, haseneye tebdil ediliyor.

Furkan suresinin 70. ayetinde bunu açıkça ifade ediyor Cenâb-ı hak:

Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Kulun nazarında şer olan, aslen hayr olduğu için, kul yanlış nazarı ve vehmiyle kendi kendine zulmetmiş, kendi kendine kötülük etmiş oluyor.

Nazarında hayr olan, hasene olan ise hakikat-i halde de zaten hayr ve hasene olduğu için kul aslında sadece var olanı görmüş oluyor ve bu hüsn ve hayrın varlığı ise ancak ve ancak Âlemler Rabbinden kaynaklanıyor.

İşte hasenât-seyyiât denkleminin formülü Nisa suresinin 79. ayetinde gizli bizce. Denklemi çözmek içinse kıyas mantığı ve neticesinde ulaştığımız şu cümleler yol gösteriyor bize: Neyi ki Allah'tan bilirsin, o hasene olur hakkında; neyi ki kendinden bilirsin, o seyyie olur hakkında.

  02.10.2013

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut