Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

IX. Miracın adımları
–Metin Karabaşoğlu

[*4.611 yazı içinden]

Kolay mı, zor mu?

Abdullah Taha Orhan

"Ne anlaşılabilir olduğu için inanır bir mü'min, ne de anlaşılamaz olduğu için. O anlayabilmek için inanmıştır."1


HAL-İ HAZIRDAKİ bazı Hıristiyanî öğretilerde şöyle ilginç bir denklem kurulur: “tabi ki bir'in üç, üç'ün bir olması anlaşılabilir bir şey değildir, zaten anlaşılamaz olduğu için değerlidir bu öğreti.”

Karşılaştığınız Hıristiyanlar, teslis inanılması zor bir akide olduğu için birçok insan Hıristiyanlığı kabullenmekte güçlük çekiyor diyebilir size. Bu sebepten de imanlarının çok değerli olduğunu söyleyeceklerdir. İnanması zor olduğu için imanlarının değerli olduğuna inanmaktadır hâsılı kimi Hıristiyanlar.

İslamiyetse kolayı gösteriyor bize daima. Efendimiz aleyhissalatu vesselam “Din kolaylıktır” diyor, “Zorlaştırmayın, kolaylaştırın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin” diyor.

Diğer taraftan ilginç olan şu ki Efendimiz’in bu nasihatlerine rağmen Müslümanlar arasında da zoru kolaya tercih eden, bazı şeyleri sadece zor olduğu için daha değerli gören nice kimseler var, geçmişte de oldu, gelecekte de olacak.

‘Kolayı’ varken ‘zoru’ sevmek niye?

Peki, nedir bizi bu “zorluğa” sevk eden? Neden zor yolu tercih eder, onu daha değerli görürüz?

Aslında bu sorunun çok basit bir cevabı var: nefis. Nefis insana hakikati sanki kendi icad edecek, yaratacak ya da en azından kendi kendine bulacakmış vehmiyle insanı kendine inandırmaya çalışıyor.

Dolayısıyla insan da zor bir işi başarmış olmayı, kolay olana tercih ediyor, çünkü eğer insan sonuca kendi kendine ulaşacağına inanırsa kolay olanı başarmayı kendine yakıştıramıyor, zoru başarmak istiyor.

İşte bu yüzdendir ki araya araya bir türlü hakikati bulamayanlarımız var. Aramayı bulmaya tercih edenlerimiz var.

Hâlbuki hakikat basittir. Zaten bu sebepten hakikat, hakikattir. Hakikat bazen arayışı gerektirmeyecek denli burnumuzun dibinde, gözümüzün önündedir. Çünkü ruhumuz, vicdanımız, aklımız ve kalbimiz zaten hakikate uyumlu bir vaziyettedir. Eğer araya perdeler koymazsak içimizdeki hakikat dışımızdaki hakikati kolayca bulacak ve ona sımsıkı sarılacaktır.

Hakikat bir öncül gerektirmez, zira basittir

Hakikat arayışında en büyük perdelerden biri, belki de en önemlisi, insanın, hakikat yerine kendine inanmasıdır. İnsan hakikati “kendisinin” bulacağını vehmederek yola çıkarsa, o yolculuğun hedefine ulaşması neredeyse imkânsızlaşır, yolculuk gitgide zorlaşır.

Oysa yolculuğa, hedefin, yani hakikatin varlığına iman ile çıksa insan, yolculuk kolaylaşacak ve hakikat insanı kendine râm edecektir. Böylece insan hakikati kuşatamasa da -ki bu mümkün değildir zaten- onu anlayacaktır.

Hâsılı, hakikat yolculuğunun başlangıcı onun varlığına olan iman olacak, varış noktası da onun derinliklerinin lezzetine varmak olacaktır.

Başa dönersek, “din kolaylıktır” ve zor olduğu için değil, bilakis kolay olduğu için değerlidir. Çünkü hakikat kolay olandır; eğer ortada bir zorluk varsa, yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir.


*1. (Seyit N. Erkal, Son Gemi, İstanbul:2009, Sütun Yayınları, s. 49)

  27.09.2013

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut