Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.503 yazı içinden]

Güzel iman, güzel amel

Zeyneb Hafsa

GEREK KİŞİSEL GÖRÜŞ AKTARIMLARI gerekse dizi vb. televizyon programları ‘yer’i geldikçe bir ikiliğe vurgu yapmakta. Bu ikiliğe göre bir tarafta inançlı (ya da inançlı olduğunu dile getiren) fakat yalan söylememek, dalavereye bulaşmamak, insanlara iyi davranmak gibi ahlaki ilkeleri günlük hayatına yansıt(a)mayan bir grup diğer tarafta ise dini inanca sahip olmayan fakat evrensel ahlak kurallarına riayet eden bir grup vardır.

Bu yapay ikiliğin nedeni ne?

Hatta bu tarz bir ayrım sadece kendi toplumumuz ve inanç sistemimiz için yapılmamaktadır. Buna dair basit fakat isabetli bir örnek olarak, Türkçe’ye Çikolata adı ile çevrilen kitabı gösterebilirim. Her nerede olursa olsun bu tarz bir ikiliğin arkasında yatan amacın şu olduğunu düşünüyorum: taraflardan birini, özellikle de dışarıdan daha sempatik görünen ikinci grubu seçmenize yardımcı olmak. Daha da arka planda ise inanç-ahlak arası bağlantıyı zayıflatıp salt birey/toplum kaynaklı bir ahlaki yapılanmaya meşruluk zemini hazırlamak...

Seçim yapmalı mıyız?

Peki, gerçekten bir seçim yapmamız gerekiyor mu bu iki grup arasında? Elbette hayır. Zira bu ayrım, suni bir ayrım aslında. Çünkü ilk olarak, aşırı bir genelleme arz ediyor bu ayrım. İkinci olarak, kişilerin eksikliklerinin faturasını topyekûn inanca kesiyor. Son olarak ise Kur’an’da bize sunulan asıl seçeneğin görmezden gelinmesine yol açıyor. Nedir bu seçenek? Hem inanmak hem güzel amel eylemek... Kur’an’ı bu anlamda inceleyen biri fark edecektir ki nerede imana atıf varsa onu mutlaka güzel amele yapılan atıf takip eder. Tıpkı aşağıdaki örnek ayetlerde olduğu gibi: (*1)

• “İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele!” (Bakara, 25)

• “Erkek veya kadın, kim mümin olur da güzel ameller işlerse, işte onlar cennete girerler.” (Nisa, 124)

• “Hiç şüphesiz iman edip salih ameller işleyenleri, imanlarından dolayı Rableri hidayete erdirir. Naim cennetlerinde altlarından ırmaklar akar durur.” (Yunus, 9)

İman-amel ikiliği değil, birliği

Bu ve benzeri ayetlere binaen çıkarılabilir ki bizden asıl istenen iman-amel/davranış birliğidir. Fakat aşikâr ki insanoğlu eksiklikten, hatadan beri değil. Yine de davranıştaki eksiklikleri imanın etkisizliğine ve dahi gereksizliğine yormak bu iki unsur arasında var olması gereken dengenin tamamen alt üst olması demek. Değil mi ki imanın yansıma alanlarının başında ibadetler gelir, o halde ameldeki eksikliklere binaen ibadetlerin de etkisiz veya ehemmiyetsiz olduğu gibi bir sonuca da götürebilir bu tarz bir bakış açısı.

Şeytanın kadim “numarası”

Yine bu sitede, 25 Temmuz’da yayınlanan yazısında Ahmet Abdullah’ın dediği gibi: (*2)

“İnsan hilkati gereği günah işler, sonrasında af diler; bu günahların farzların terkini gerektirdiğine insanların ikna edilmesi herhalde nefis ve şeytanın en ustaca numaralarındandır.”

Netice itibariyle, amaçlanan iman-güzel amel dengesi olmalı hep. Ameldeki eksikliklerin iman ve niyet ile imandaki eksikliklerin ise vicdan ve ahlak ile dengeye erişmesi umulur.


1. Örneklerin daha detaylı bir listesi için bkz. http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/kuranda-gecen-amel-ile-ilgili-ayetler.html

2. “Üstüne üstlük oruç da tutmuyor” (Ahmet Abdullah), bkz. http://www.karakalem.net/?article=4975

  06.08.2013

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut