Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘İmam’ ve ‘Cemaat’
–Abdullah Taha Orhan

[*4.670 yazı içinden]

 Arşiv

Müzisyen Ailenin Muhtedi Çocuğu

Yazara Mesaj Gönder

MÜSTAKİM SAHİR

90’lı yıllarda ihtida etti. ABD’li.



HIRİSTİYAN BİR AİLE İÇİNDE doğmuşum. Ailem, müzisyen bir aile. Evimizde müziksiz bir vakit geçmezdi. Annem piyanist, babam cazcı ve iki ağabeyim de müzisyen.

On yaş grubuna dahil olduğum süre zarfında, müzik alanında bir kariyer sahibi olma yönünde hiçbir planım olmadı, çünkü bir müzisyenin derli toplu bir hayatın ne kadar da uzağında olduğunu görmüştüm. Bu yüzden, doktor olmaya karar verdim ve biyoloji alanında üniversite öğrenimi görmeye başladım.

Üniversitedeki ilk üç yılımda kendimi sefil bir vaziyette buldum. Beni mutlu eden yegâne şey, kampüsteki binalardan birinde piyano çalıyor olmaktı.

Bu noktadan itibaren, müzikle gitgide daha da çok iştigal etmeye başladım. Benden daha küçük olan erkek kardeşim ve ben, birlikte şarkı sözleri yazmaya başladık ve sonra da, Allah’ın bana daha ziyade şarkı sözü yazarlığı kabiliyeti vermiş olduğunda karar kıldım.

Üniversitedeki bu son iki sene zarfında, ileride eşim olacak olan bir hanımla tanıştım. Bu hanım, Müslümandı. O sıralar dinini yaşıyor olmadığı halde, yine de kalbinde güçlü bir Allah sevgisi taşıyordu. Ne zaman bana İslâm’dan söz açsa, kahkahalar atar ve kendisine "Terörist!" filan deyip işi şakaya boğardım. Müslümanlar hakkında bütün bildiğim, onlarla ilgili, bombalanan bina ve uçak görüntüleri yüklü haberlerde gördüklerimden ibaretti. Bu bakımdan, o sıralar İslâm’ı reddettim.

Rahmetinden dolayı şükürler olsun Allah’a ki, müstakbel eşim bir yıllığına bir üniversitede çalışmalar yürütmek üzere başka bir eyalete gitti. Ve o sene orada bazı çok hoş Müslime kardeşlerle tanışıp yeniden İslâm’ı yaşamaya, namaz kılıp Kur’ân okumaya başladı.

Bir gece bana telefon etti ve bana gayrimüslim bir erkekle evlenemeyeceğini ve de evlenmeyeceğini söyledi. Şaka yapıyor olduğunu zannettim. Ama son derece ciddiydi. Beni değil, Allah’ı seçtiğini söylüyordu. Bunun üzerine, kendisini çok ama çok seviyor olduğum halde, sırf onun hatırına dinimi değiştirmeyeceğimi söyledim. Ondan, bana İslâm’ın ne anlama geldiğini açıklamasını istedim; ve sonra, hayatımda ilk kez, önyargısız açık bir zihinle kendisini dinledim. Şayet kabul edebileceğim türde birşey olsaydı, İslâm’ı kabul eder, Müslüman olurdum, dedim. Bunun üzerine bana İslâm’ın beş şartını açıkladı. "Hepsi bu mu?" dedim. "Evet" cevabını verdi. Buna karşılık, sanki dinini son derece bağlı bir Hıristiyanmışım gibi, "Tamam da, ben İsa’mdan vazgeçemem!" dedim. "İsa’dan vazgeçmen gerekmiyor ki! Biz İsa’nın bir peygamber olduğuna inanıyoruz" açıklamasını getirdi. Bana, İsa peygamber değil de Allah olsaydı, ölümle yüzyüze gelmezdi diye; bu hususu iyice izah etti. O dakikada İslâm’ı kabul ettim.

İslâm’ı kabul ettiğim halde, onu yaşamaya başlama yönünde içimde hiçbir kıpırtı yoktu. Sonra, depresif ve negatif düşüncelerle kendimi çökmüş vaziyette hissettiğim bir gün, zihnimi açık tutmaya çalıştım. Bu depresif haller arasıra başıma gelirdi. Kendi kendime, böyle bir histen nefret ettiğimi söyledim. Bu hisse karşı mücadele etmemi sağlayacak birşeylere, hayatımın kalan kısmında her gün ve de günboyu bana yardımcı olacak birtakım şeylere sahip olmak istedim. Sonra, birdenbire, "Müslümanlar her gün günde beş vakit ibadet etmiyorlar mı?" diye düşündüm. Cevabım "Evet!" idi elbette. "Evet, bu; çaresi bu!" dedim. "Müslümanların ibadetlerini öğreneceğim ve bu ibadeti yapmaya başlayacağım."

Öylesine heyecana kapılmıştım ki, bu mutlu haberi kendisiyle paylaşmak için babamın bürosuna gittim. İslâm’ı yaşamaya başlamak istediğimi kendisine söylediğimde, ne yazık ki, "Böyle birşey tavsiye etmezdim sana" dedi. Babamın destek vermemesi keyfimi kaçırdı, ama beni kararımdan vazgeçirmedi. Hiçbir şeyin beni durduramaz gibi bir his taşıyordum içimde.

Böylece, İslâm’ı yaşamaya başladım ve bu zaman zarfında, üç erkek kardeşimle bir müzik topluluğu oluşturmak üzere Hollywood’a göç ettim. Şarkı söylüyorduk, bu şarkıları kaydediyorduk ve bu alanda dünyanın en büyük firmalarından olan Arista Records’la sözleşme imzalama gibi büyük bir şans yakalamıştık. Annem ve babam, iki büyük oğulları ile iki küçük oğulları biraraya geldiği ve en sonunda büyük iş becerecekleri ve kendilerine bir sürü para getirecekleri için çok mutluydular. O sıra, hanımım ve ben, yeni evlenmiştik ve İslâm hayatımda daha büyük bir yer tutmaya başlamıştı. Kur’ân’ı ve Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünnetini okuduğumda, en güzel ve en temiz hayat tarzını görmüştüm.

Fakat, çevreme baktığımda gördüğüm şey, zina, fuhuş, uyuşturucu ve putperestlik yüklü rezil bir müzik piyasasından ibaretti. Şayet Arista Records firmasıyla sözleşme imzalarsam, yeni yeni bulmuş olduğum İslâmî inançlarımdan taviz vermeye mecbur bırakılacağımı söyledim. Fakat, kafam o kadar karışıktı ki, ne yapacağımı bilmiyordum. Bir sabah, böylesi bir halde kalktım sabah namazına. O yüzden, namazdan sonra, "Lütfen bana yolu göster Rabbim!" diye, Allah’a dua ettim. Seccademin başından kalktığımda, yapmam gereken şeyi biliyordum. Aynanın karşısına geçtim ve Hollywood ‘imajı’m için bir senedir uzatıyor olduğum saçlarımı kestim. Müzik kariyerimi sıfırladığımı biliyordum. Annem, babam ve kardeşlerim yapıyor olduğum şeye inanamadılar. ‘Büyük zaman’ı yakalamak üzere karşılarına çıkmış büyük şanslarını kaçırıyordum onların! Babama, taviz vermek istemediğimi söyledim. Bana, "Para için yapman gereken şeyi yaparsın!" dedi. Kardeşlerimden biri beni tehdit etmeye bile kalkıştı.

Dua ederken, "Bir daha yeni bir şarkı sözü yazmamam gerekiyorsa, tamam Allah’ım!" dedim. "Cennette bana vereceklerin, müzik kariyerimin bana verebileceği şeylerden çok daha büyük çünkü."

Böylece, eşim ve ben Boston’a geri döndük ve orada daimi bir iş edindik.

Sonra, acayip bir hadise vuku buldu. İslâmî bir mesaj yüklü yeni şarkılar yazıp besteleme fikri oluşmaya başladı zihnimde. Kısa bir süre sonra da, Allah subhanehu ve teâlâ’nın Kendi davası uğrunda şarkı sözleri yazmam için beni Hollywood’un dışına itmiş olduğunu görmeye başladım. Böylece, İslâmî bir mesaj taşır şekilde, Amerikan stili şarkılar yazmaya başladım.

Ne var ki, Müslümanlar için müzik yapmanın güçlüklerini kısa sürede keşfettim. Müzik âletlerinin kullanımını yasakladığı belirtilen bazı hadislere binaen, kimi Müslümanlar, yapıyor olduğum şeyi reddettiler. Yapıyor olduğum şeyin yanlış olduğuna inanmasam dahi, dünya üzerindeki bütün Müslümanların hoşlanacağı bir müzik yapmayı hâlâ daha istiyordum. Bu yüzden, tekrar Rabbime yöneldim ve her zaman olduğu üzere, O bana çıkış yolu gösterdi. Sesimi enstrümanların çıkardığı sesleri çıkaracak şekilde kullanarak ağzımla müzik yapmanın yolunu keşfettim. Elhamdulillah, bu iş yürüdü. Ki, bu tarzaómüzik diye adlandırmak yerineóAmerikan Neşîd adını vermeyi kararlaştırmış bulunuyorum.

  28.12.2003

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

1helal müziklahika, 07.11.2006,

aslında müzik konusunda islamiyet çalgının islami olarak kullanılmasına karşı çıkmamış bildiğim kadarı ile.. helal yolada kullanılırsa, hella dairesi keyfe kafi geliyor. güzel şeyleri çagrıştıran müzikler neden haram olsun ki..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut