Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ondan önce
–İsmail Örgen

[*4.670 yazı içinden]

 Arşiv

Heavy Metal’den İslâm’a

Yazara Mesaj Gönder

YAHIYE ADAM GADAHN

Yahyâ dem. 1995’te ihtida etti. ABD’li.



HAYATIMIN İLK ONYEDİ YILI, pek çok Amerikalının tecrübe ettiğinden bir nebze farklı bir biçimde geçti. Kaliforniya’nın, ailemin süt, peynir ve et için ortalama yüzelli-ikiyüz hayvan yetiştirdiği Western Riverside kesiminde, son derece kırsal özellikler arzeden bir keçi yetiştirme çiftliğinde büyüdüm.

Babam İslâmî tarzda kesim yapan bir kasap; ki, Los Angeles’ın şehir merkezindeki İslâm Merkezi içindeki bir İslâmî gıda pazarına et satıyor. Kendisi agnostik veya ateist olarak büyütülmüş biri. Ama, bir gün sahilde bırakılmış bir Kitab-ı Mukaddes’i eline alalı beri, tek bir Tanrı’nın varlığına inanan muvahhid bir mü’min olmuş. Bir vakit, babamın birçok Müslüman arkadaş edindiği oldu; ama bu arkadaşlarının hepsi şimdi Kaliforniya dışındaki yerlere göçtüler.

Annem Katolik terbiyesi görerek büyümüş. O yüzden, babam gibio da Teslisi benimsemiyor olduğu halde, Hıristiyanlığa doğru bir meyli var.

Ben ve kardeşlerim, okul eğitimini evde gördük; ve, mâlûm, okuldaki dersleri evde veren ailelerin büyük kısmı Hıristiyandır. Son sekiz-on sene içinde, evde verilen okul eğitimine destek sağlayan bazı gruplarla münasebetimiz oldu. Böylece, fundamentalist Hıristiyanlıktan da haberdar olduk. Bu, göz açıcı bir tecrübe oldu bizim için. Kör dogmatizmi ve karizmatik mantıksızlığı bir kenara koyarsak, bu insanların, dua ederken gerçekten İSA’YA dua ettiklerini anladığım an, tam bir şok hali yaşadım. Hep İsa’nın (a.s.) olsa olsa Kitab-ı Mukaddes’in aslındaki ‘Allah’ın kulu’ ifadesinin yanlışlıkla ‘Allah’ın Oğlu’ diye tercüme edildiğine, bundan dolayı ona ‘Allah’ın Oğlu’ denildiğine inanmıştım. Teslis inancı misali mutlak surette saçma bulduğum kimi şeylerin pek çok Hıristiyan tarafından ebedî âlemde selamete ve necata ermenin ön şartı olarak görüldüğünü öğrendikçe, yavaş yavaş anladım ki, ben Hıristiyan olamam.

Bu esnada, kafayı şeytanî heavy metal müziğine takmıştım. Oysa, sair aile efradının hiç de hoşlanmadığı bir müzikti buóne kadar haklı olduklarını şimdi anlıyorum. Heavy metal takıntım yüzünden, bütün hayatım, müzik kolleksiyonumu genişletmeye odaklanmıştı. Bu dönemde, temizlikten kasden uzak durdum, pis pis dolaştım ve odamın da inanılmaz derecede karmakarışık hale gelmesine göz yumdum. Annemle ve babamla ilişkilerim iyice gergin hale geldi. Halbuki, o güne kadar, kısa fasılalar bir tarafa, aramızda hiç böyle bir gerginlik olmamıştı. Bunu yazarken bile üzüntü duyuyorum.

Bu yılın başında, Hıristiyan radyosunun ‘kehanet uzmanları’nın Kıyamet vaktine dair atıp tutmalarını dinlemeye başladım. Onların değişik komplo teorilerine sağladığı paranoid arka çıkmalar, İsrail’e ve dinsel siyonizme tam bir fanatizm içinde sağladıkları destek ve ‘İslâmî Tehdit’e dair ateşli vaazları beni acayip bir büyülenme duygusuna sevketti. Neden? Sanırım, onları, kendim için husule getirmiş olduğum boşluğu doldurma ihtiyacı hissediyor olduğum için dinliyordum sadece.

Her hâlükârda, kısa bir süre sonra, bu evanjelistlerin sahip oldukları aslî günah ve ‘Tanrı Sözü’nün hatadan masuniyeti gibi inançlarının kendi teolojik fikirlerime ters düştüğünü anladım (maamafih, Kitab-ı Mukaddes’e bir lâf dediğim de yoktu), ve tutunacağım başka dallar aramaya başladım.

Dönüm noktası, herhalde, büyükbabam ve büyükannem ile birlikte Kaliforniya’nın Orange bölgesinin kırsal merkezi olan Santa Ana’ya göçmem idi. Bir bilgisayar dehası olan büyükannem bu sırada American Online’a bağlandı ve dolayısıyla, bu yılın Ocak ayından beri, enformasyon süperanayolunda hızla yol almaya başladım. Fakat, bir iş bulma niyetiyle dolaşmaya giriştiğim internetteóinternetten iş bulmak; söylemesi kolay da, yapması değil!ó AOL ve Usenet yazışma gruplarındaki din dosyalarını ziyaret etmeye başladım. Ki, buralarda, İslâm’a dair son derece merak uyandırıca müzakereler buldum. Bu dinin inanç esasları ile amelî pratiklerinin, temelde bütün insanların mantığına uygun düştüğü kadar, kendi şahsî teolojime ve kendi aklıma da denk düştüğünü keşfettim. İslâm Allah’ı antropomorfik (insan-biçimli) bir varlık olarak sunmaz; bilakis, O’nu beşer idrakinin ötesinde, müteâl, bağımsız ve bölünmez bir varlık olarak sunar. İslâm’ın, vasat bir insanın mânâsını kavrayabileceği bir kutsal kitabı vardır; ve, yoruma dair hususlarda kendilerine yanılmazlık izafe edilen papalığı veya ruhbanları yoktur: Kâfi derecede imanî terbiye edinmiş her Müslüman bu Kitabı tefekkür edip yorumlamakta serbesttir. İslâm, Tanrı’nın Kendisini inanmış bütün insanları bağışlamaya muktedir kılmak için bir çarmıha gerilip Kendisine eziyet edilmesine alicenaplıkla müsaade ettiği türünden itikadlar taşımazógüya, başka türlü, bağışlamaya muktedir değilmiş gibi! Aynı şekilde, böyle bir inancı benimsemedikleri sürece bütün insanların cehenneme girmeye mahkum olduğuna da inanmaz. İslâm, bir ‘Seçilmiş Irk’a da inanmazÖ

Kur’ân’ın İngilizce meallerini okumaya başladıkça, bu 114 sûrede bize sunulan öğretilerinin hepsinin hak ve hakikat olduğu; ve hepsinin doğrudan doğruya Allah’tan geldiği kanaati bende daha da pekişti. Şahsiyetimin şekillendiği yıllarda Müslümanların da var olduğu bir çevrede bulunduğumdan, onların, bize haberler sunan medyanın ve televizyon üzerinden Hıristiyanlığı yaymaya çalışan televanjelistlerin göstermeye çalıştıkları şekilde kana susamış barbar teröristler olmadıklarını çok iyi biliyordum. Kendi kişisel araştırmamı başka bir kişinin yapacağından daha ileri bir noktaya kadar götürmeye, belki de bu bilgi sevketti beni.

İslâm’ın benim için biçilmiş kaftan olduğuna birdenbire karar verdiğimi söyleyemem. Bu karara, fıtrî bir seyir dahilinde ulaştım. Her hâlükârda, geçen hafta [Kasım 1995], Garden Grove’daki Orange County İslâm Cemiyetine gittim ve bu cemiyetin kütüphanesine bakmakla görevli kardeşe Müslüman olmak istediğimi söyledim. Bana, okumak üzere, çok güzel bazı eserler verdi. Geçtiğimiz Cuma günü de tıklım tıklım dolu bir mescitte kelime-i şehadet getirdim. Şu haftamı ise, namaz kılmayı öğrenmekle ve Allah’ın azametini düşünmekle geçirdim.

Müslüman olmak, muazzam bir duygu... Subhâne rabbiye’l-azîm!

  28.12.2003

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut