Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Aşikar okuma
–Hüseyin Eren

[*4.673 yazı içinden]

Fanon eşliğinde Suriye tarihine bir bakış

Zeyneb Hafsa

“Sömürge insanı her an bir ödünle etkisizleştirilme riski altındadır.” Yani ödünler, özellikle de karşıdakine saygı gösterildiğini belirten ödünler yolu ile daha büyük kayıpların önüne geçilmek istenmektedir. Halbuki bu ödünler pek de işe yaramayacaktır çünkü Suriye bir kaç sene sonra, 1946`da, bağımsız bir ülke haline gelecektir.


SURİYE İLE ilgili bir önceki yazımızın bir bitmemişlik hissi uyandırdığına dair yorumlar alınca bu hafta bu konudan devam edeyim istedim. Ayrıca, Suriye hikayesini benimle paylaşan arkadaşa da tekrar teşekkür etmek isterim.

Her ne kadar bu yazının sınırları derinlemesine bir incelemeye izin vermese de Suriye`nin özellikle sömürgecilik bitiminden sonraki tarihine bir bakış atmak ve de gördüklerimi bir eserle ara ara desteklemek istiyorum ki bu eser, Frantz Fanon`un Yeryüzünün Lanetlileri isimli eseri… Fanon, 1925-1961 yılları arasında yaşamış, asıl mesleği psikiyatristlik olmakla beraber Cezayir ulusal savaşında aktif rol oynamış bir isim. Bu tecrübesinden de mütevellit olacak, sömürge dönemi ve sonrasına dair çok isabetli olduğunu düşündüğüm fikirleri var. Adı geçen eserinin bu yazıya eşlik etmesini arzu etmem de bu sebeptendir.

…

Birinci dünya savaşının ardından Fransa`nın Suriye`yi kendi yönetimine dahil etmesi 1920 yılında gerçekleşti. Ö. Osman Umar, Fransa`nın Suriye manda yönetimini ‘böl ve yönet’ anlayışına dayanarak idame ettirdiğini dile getiriyor, zira, Lazkiye ve çevresinde Aleviler Devleti, Cebel-i Druz`da Dürzi Devleti, Suriye`nin diğer kesimlerinde de Şam ve Halep devletleri kurulmuştur [1]. Fransa`nın yönetimi boyunca çeşitli isyan ve grev hareketleri vuku bulmuş ve Fransa bunlara katı bir askeri müdahale ile cevap vermiştir. Bu hareketlerin dayandığı ekonomik sebepleri anlamak için yine Umar`a dönecek olursak; Fransa gelir getiren liman ve demiryolları gibi işletmecilikleri Fransız şirketlerine vermiştir. Ayrıca Fransa, Suriye`deki askeri birliklerinin masrafını da Suriye gelir kaynaklarından karşılamıştır. Yani genel bir izahat ile, Fransa piyasa ve pazarları yöneterek Fransız tüccarların kar yapmasını sağlamıştır.

Bu noktada sözü Fanon`a verecek olursak, o, sömürge yönetimine dair yukarıdaki tespitler ile parallelik arzeden şu görüşlerini serdediyor; “Sömürge dünyası ikiye bölünmüş bir dünyadır. Ayrım çizgisi, hudut, kışla ve karakollarla temsil edilir. Sömürgelerde ekonomik alt yapı aynı zamanda bir üst yapıdır. Neden, sonuçtur: beyaz (yani Fransız) olduğunuz için zenginsiniz, zengin olduğunuz için beyazsınız (Fransızsınız)!”

1941 Atlantik Beyannamesi ile sömürge halklara kendi hükumet şekillerini seçme hakkı tanınıyordu. Bu, verilen ilk tavizleri oluşturmaktadır ki Fanon bunu şöyle açıklar; “Sömürge insanı her an bir ödünle etkisizleştirilme riski altındadır.” Yani ödünler, özellikle de karşıdakine saygı gösterildiğini belirten ödünler yolu ile daha büyük kayıpların önüne geçilmek istenmektedir. Halbuki bu ödünler pek de işe yaramayacaktır çünkü Suriye bir kaç sene sonra, 1946`da, bağımsız bir ülke haline gelecektir.

Bağımsızlıktan sonraki süreç ise sancılıdır. 1949`da albay Hüsni el-Zaim, ondan hemen 6 ay sonra ise Sami Hinnavi askeri müdahalede bulunmuşlardır. 1951 yılında ise bir başka asker, Edib el-Çiçekli yönetime el koymuştur. Onun devrilmesi ise 1954`te gerçekleşir. Nevin Yazıcı`nın dile getirdiği üzre, el-Çiçekli`yi deviren darbede Baas Partisi önemli rol oynamıştır [2]. Bu vesile ile Baas partisi`ne dair bir parantez açmamız gerekiyor. Baas partisi, liderliğini Hristiyan Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar`ın yaptığı Batı eğitimi almış Suriyeli entellektüellerce 1943`te kuruldu. Parti liderlerine göre Arap ulusu geçmişinde şanlı bir tarih taşıyordu ve hedef, bunu yeniden diriltmekti. Eflak, partinin üç temel amacını Arap milliyetçiliği, ferdi ve ulusal hürriyet ve sosyalizm olarak ilan etti [3].

1955-1957 arası muhafazakar partilerin iktidarda olduğu dönemdir. 1958`de ise Mısır ve Suriye, Birleşik Arap Cumhuriyeti`ni kurmuş fakat bu yapı uzun ömürlü olmamış ve 1961`de yeni bir darbe ile sonlanmıştır. 1961-1970 arası dönem Baas partisinde iktidar mücadelesi ile geçerken Hafız Esed 1970`te askeri bir darbe ile yönetime hakim olmuştur. Yazıcı, 1970-2000 arası dönemi, çerçevesini ve merkezini Hafız Esed`in belirlediği, hassas siyasal ve toplumsal dengeler üzerine kurulmuş ve istikrarı yakalamış ‘Esed usulü bir totalitarizm’ olarak adlandırıyor ki bu rejimde devlet başkanlığı, parti genel sekreterliği ve silahlı kuvvetler başkomutanlığı makamları, Esed`e ait idi; otoriteyi ve iktidar araçlarını tekellerinde bulunduran seçkinleri içinde barındıran ve devletin güç merkezi olan kurumsal yapı ise Baas Partisi, Suriye Güvenlik Güçleri ve güçlü bir devlet bürokrasisinden oluşuyordu.

Kısaca özetleyecek olursak, Suriye`nin sömürgecilik sonrası tarihine damga vuran iki ana akım var; birincisi, darbeler ve askerler iken ikincisi ise Baas partisi. Baas partisinin el-Çiçekli`nin son dönemlerinden yani 1950`lerin ortasından itibaren başladığını varsayabileceğimiz iktidarı bugün dahi varlığını sürdürmektedir.

Baas ile ilgili noktadan tekrar Fanon`a dönecek olursak; “Belki de sömürge aydınları bilinçaltlarında ezilen halklarının tarihiyle barışamadıkları için şu anki barbarlık durumlarında övünülecek çok az şey olduğu için ileri gitmeye daha derine inmeye karar vermişlerdir. Ama bu derinlere yolculuk ulusal değildir. Çoğunlukla bir gurubun ortak tarihine uzanılır.” Ayrıca, “Sömürge rejiminin sonunda iktidara gelen ulusal burjuvazi, az gelişmiş bir burjuvazidir. Burjuvaziye göre millileştirme, tam olarak, sömürge döneminden miras kalan ayrıcalıkların yerlilerin ellerinden kendisine geçmesi demektir… Ve tek parti, burjuva diktatörlüğünün modern biçimidir.” Fanon`un ilk tespiti Baas örneğinde oldukça isabetli görünüyor zira yukarıda da zikredildiği üzre parti kurucuları aydın kesimden geliyor ve tarihlerinin derinine inmeye çalıştıklarında Suriyelilik olgusuna değil Arap milliyetinin ortak tarihine uzanıyorlar. Fanon`un ikinci tespiti ise Baas`ın sosyalist eğilimini açıklamak için iyi bir tespit olabilir çünkü tam da onun dediği gibi milli burjuvazi çok gelişmediği için ulusal çıkarlardan faydalanma isteklisi ufak bir zümre olan feodal beyler, elit kesim ve orduya karşı bir tepki olarak sosyalizme kayış olmuştur. Fakat ilginçtir ki Fanon`un milli burjuva yönetiminin uzanacağı mecra olarak belirttiği tek partili burjuva diktatörlüğünü Baas, sosyalist, aydın kesim tarafından yönetilen bir tek parti diktatörlüğüne ya da totalitarizmine döndürmüştür. Yani tercih edilen yol teoride farklı olsa da uygulamada aynı sona erişilmiştir.

…

İsmet Kayaoğlu, “Modern Arap medeniyetinin beşiği aranırsa Suriye`de bulunur.” diyor [4]. Biz de bu yazımızda bu beşiği daha iyi anlayabilmek için kısa ve özet bir bakış atıyoruz tarihe. Bunu yaparken de bir zamanlar sömürge olan devletleri isabetli bir şekilde tetkit ettiğini düşündüğümüz Fanon`a kulak kesiliyoruz. Umut ederiz ki bütün bunlar, Suriye`nin özellikle bugün yaşadıklarını anlamada bir nebze yardımcı olur.


[1] Ömer Osman Umar, Suriye`de Fransız Emperyalizmi, Fatih Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 12, Sayı: 1, Sayfa: 297-310, 2002.

[2] Nevin Yazıcı, Suriye Siyasi Tarihi, bkz. http://www.21yyte.org

[3] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Özge Özkoç, Suriye Baas Partisi: Kökenleri, Dönüşümü, İzlediği İç ve Dış Politika (1943-1991), Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007.

[4] İsmet Kayaoğlu, İslam Ülkelerinin Yakın Tarihi, bkz. www.dergiler.ankara.edu.tr

--

NOT* Bu yazı ilk kez dosdogruhaber.com sitesinde yayınlanmıştır.

  28.10.2012

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut