Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

V. Esmâ-i hüsnâ ahlâkı
–Metin Karabaşoğlu

[*4.503 yazı içinden]

Öfke ve şiddet kültürü

Zeyneb Hafsa

Annesinin istediği herhangi bir şeyi yerine getirmeyen bir çocuğa karşı annenin zihninden geçenler: “Bu da hiç söz dinlemiyor. Yap dedim mi yap işte. Bunu ancak korku paklar.” Ve anne eyleme girişir: “5 dakika içinde gelmezsen oklava hazır bak, ona göre!”


ÖFKE VE şiddet kültürü olur mu demeyin zira kültür kelimesini ‘gelenek haline gelen yaşayış’ olarak tanımlarsak kolaylıkla diyebilirim ki şiddet ve öfke bu topluma dair bir kültür unsuru haline gelmiştir. Bu kanım insanlık geneline de yayılabilir lakin benim tecrübi bilgim en çok içerisinde yetiştiğim topluma dair olduğu için tespitlerim de özellikle buna dair olacaktır. Bu durumun neden böyle sorusuna dair cevap aramak bu yazının sınırlarını aşmaktadır.

…

Herhangi bir şey üzerine, hatta muhtemelen ufak bir şey üzerine, tartışan bir çiftten erkeğin zihninden geçenler: “Bak gene bir sürü şeyler söylüyor. Ben şimdi nasıl cevap yetiştireyim ona. Üstelik bazı sorularına nasıl cevap vereceğimi de bilmiyorum. En iyisi mi sesimi bir yükselteyim, kimin son sözü söylediği belli olsun. Elimi de şöyle bir kaldırayım, vurmasam bile sindiririm.”

Trafikte karşı karşıya gelen herhangi iki insandan birinin zihninden geçenler: “Şu cahil insanlara da laf anlatılmaz ki! Zaten vaktim de yok. Dur şu pencereyi açıp okkalı bir küfür savurayım şu kendini bilmeze. Bunlar bu dilden anlarlar nasıl olsa.”

Annesinin istediği herhangi bir şeyi yerine getirmeyen bir çocuğa karşı annenin zihninden geçenler: “Bu da hiç söz dinlemiyor. Yap dedim mi yap işte. Bunu ancak korku paklar.” Ve anne eyleme girişir: “5 dakika içinde gelmezsen oklava hazır bak, ona göre!”

Herhangi iki ‘büyük’ takımın iki taraftarından birinin zihninden geçenler: “Bak nasıl da seviniyor yendik diye. Ben şimdi nasıl karşı koyayım bu haksız (benim takımım yenmediği için doğal olarak haksız bir sonuç bu) sevince? Bunu ancak alçalmak paklar. Dur bir küfür sallayayım şunun takımına da görsün ne mal olduklarını! Gelecek maça da çakı falan taşısam yanımda iyi olacak.”

…

Bu ve benzeri esntantaneleri çoğaltmak mümkün. Siz de dikkatinizi vererek etrafı dinler ve gözlerseniz fark edeceksiniz ki neredeyse hemen her an birileri ya küfrediyor, ya seslerini yükseltiyor veyahut kaba güç kullanıyor. Peki, nedendir şiddete bu denli meylimiz ve öfkeye çabucak savruluşumuz? Eğer örneklere tekrar bakılırsa bu sorunun cevabını bulabiliriz diye düşünüyorum. Şöyle ki: insan her ne zaman kendini ifade etmekte zorlanıyor veya ne zaman kendisinin o kadar da haklı olmadığını inceden hissediyor ama bunu kabul etmeye yanaşmıyorsa karşısındakine daha ‘etkili’ olduğunu düşündüğü küfür, bağırıp çağırma veya el-kol ile müdahaleye başvuruyor. Direk olumsuz etkileri bir yana (karşıdaki insanı kırmak, onlara zarar vermek gibi), bu durumun dolaylı olarak yol açtığı ve belki de daha da önemli olan bir sorun var. Bu yersiz öfke ve şiddet hallerinin, insanların bu duyguları aslında haklı olarak ne gibi yerlerde ve ne derece kullanmaları gerektiğine dair marifeti yok etmesi.

Peki, ne yapılması lazım? Aklıma ilk gelen şey şu ki o yoğun öfke anlarında kendini ne pahasına olursa olsun dizginlemek. O anlarla baş edilirse gerisi daha kolay olacaktır diye düşünüyorum. Tabi her şeyden önce herkesin bu konuda kendini derin bir sorgulamaya çekmesi gerek.


NOT* Bu yazı ilk kez dosdogruhaber.com sitesinde yayınlanmıştır.

  19.10.2012

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut