Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

"Hayır her şey bitmedi!.."
–Rabia Nazik Kaya

[*4.665 yazı içinden]

 Arşiv

Cevşen’e Nasıl Muhatap Olmalı?

Yazara Mesaj Gönder

RESUL-İ EKREM’İN (a.s.m.) küçük torunu Hz. Hüseyin’in (r.a.) oğlu, Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’nın (r.a.) torunu olan; hayatını Rabbine hakkıyla kul olma esası üzere kurmasına mukabil ümmet tarafından ‘es-Seccâd,’ yani çok secde eden lakâbıyla anılan, ‘âbidlerin süsü’ İmam Zeynelâbidîn’in rivayetine göre, Cevşenü’l-Kebîr, Hz. Peygamber’e bir gazve esnasında Cebrail’in getirdiği kudsî bir münacattır. Cebrail, Peygamber’e Cevşen’i sunduğunda, "Zırhı çıkar, bunu al" demiştir.

Rabbimizin binbir ismiyle anıldığı bu kudsî münacat, ne yazık ki, Sünnî-Şiî çekişmeleri yüzünden neredeyse bin küsur yıl, Sünnî müslümanların uzağında kalmış durumdadır. Asırlardır Şîa’nın imanî taliminde önemli bir yer tutan bu nebevî hediye, artık, Said Nursî’nin kısır bir çekişmeyi aşan hikmetli ve engin vizyonuyla nihayet nüfuz ettiği Ehl-i Sünnet’i de kudsî mânâlarından istifadeye çağırmaktadır.

Fakat ne fecî bir hal ki, asırlar boyu kaçırılmış bir fırsat, ucuz ve basit tavırlarla, bir kez daha kaçıp gitme tehlikesiyle yüzyüze durmaktadır.

Bu tehlikenin en kritik noktasını ise, sanırım, "Zırhı çıkar, bunu al" rivayeti oluşturmaktadır.

Bu sözden hareketle, bir esmâ-i hüsnâ manzumesi olan Cevşen, ucuz bir sigorta malzemesine dönüştürülmektedir.

Çok kereler olduğu gibi, bir kez daha, kudsî bir hakikat, basit akılların elinde ‘çok ucuza’ satılır haldedir. Heder edilmektedir.

Cevşenü’l-Kebîr, bugün,óHafîz ve Kerîm olan bir Kadîr-i Mutlak’ın hıfz ve himayesini unuturcasınaóâdeta yangın, kaza ve sair belaların ‘sigorta’sı kılınır ve sözkonusu rivayet bunun çıkış noktası yapılır iken, bu rivayetin asıl muradını açığa çıkaracak en basit sorular ve muhakemeler bile esirgenmektedir.

Meselâ, Cevşenü’l-Kebîr adlı, baştan sonra binbir ismiyle Rabbimize niyaz edilen, eşsiz bir tefekkür ve tezekkür manzumesi olan kudsî münacata mazhar olduktan sonra, Resul-i Ekrem (a.s.m.) ne yapmıştır? En başta, Cevşen, bir kez olsun açılıp okunmasını imkânsız kılan deri veya metal mahfazalar içinde mi ona gelmiştir; yoksa kalbe ilka edilen kudsî mânâlar olarak mı? Resul-i Ekrem (a.s.m.) onu boynuna asarak mı yanında taşımıştır, mânâlarını kalb ve dimağına yazarak mı? Hem, Resul-i Ekrem (a.s.m.) Cevşen’in Cibril (a.s.) tarafından kendisine sunulmasından sonra, gazvelere çıkarken artık ne zırh, ne silah almayıp "Bu Cevşen bana yeter" mi demiştir?

Bu soruların cevabının ne olduğunu, siyer kitaplarından kolaylıkla öğreniyoruz. Öncelikle, Cevşenü’l-Kebîr, o ümmî Nebî’ye (a.s.m.) yazılı veya basılı bir kitap olarak gelmemiştir. Resul-i Ekrem de, bir kul olarakóüstelik, her hareketi ‘en güzel örnek’ diye kaydedilip asırlar boyu izlenecek bir güzel kul olarakózırhı kuşanma gibi, bir kulun sebepler dairesinde ifa etmesi gereken vazifeleri ihmal etmemiştir.

O halde Cebrail’in "Zırhı çıkar, bunu al" sözündeki asıl murad nedir?

Cevşenü’l-Kebîr’i okurken, insan, bu muradın ipuçlarını, idrakinin elverdiği ölçüde kavramaya başlamaktadır.

Bu kudsî münacat, her noktadaki acz ve ihtiyacımız karşısında, sığınma ve başvuru adresi olarak, yalnızca Rabbü’l-âlemîn’i gösterir. Kendimizin yanısıra sair sebeplerin, yani tüm mahlukların acizlik ve zayıflığını gözler önüne sererek, bizi, başvurumuza cevap vermeye muktedir doğru adrese sevkeder. Herşeyin O’nun kudret, ilim ve iradesiyle olduğunu; O dilemezse, tüm dünya lehimize gözükse bile bunun bir işe yaramayacağını bildirir.

O kudsî münacatı okurken, hissederiz ki, biz kendiliğimizden burada değiliz. Tesadüfen de burada değiliz. Hayy-ı Kayyum, Faalün limâ yürid, Cemîl-i Zülcelâl olan bir Zât-ı Ehad-ı Samed’in sanatıyız. Ve O’nun izin ve kudretiyle yaşıyoruz. Bizi yaşatan, yediğimiz ekmek, içtiğimiz su değil. Keza, zırh giydiğimiz için savaşta ölmekten kurtuluyor değiliz. Sebepler dairesinde dergâh-ı ilahînin kapısını çalma anlamına gelen fiilî dualarda bulunuruz; ama sonucu, o sebepler perdesinin arkasında işgören Müsebbibü’l-Esbab verir. Hayatımızı devam ettiren de O’dur; midemizi doyuran da. Kalbimize iman ve ubudiyet gibi manevî gıdalar veren de O’dur; düşmanlarımız ve musibetler karşısında bizi koruyan da...

Kısacası, zırh giydiğimiz için ölmüyor değiliz. Zırhı giyerek yaptığımız duaya mukabil, Rabbimiz bizi muhafaza buyurduğu için oklardan ve mızraklardan azadeyiz.

Cebrail aleyhisselâm, Resul-i Ekrem’e (a.s.m.) Cevşen’in makamını, önemini ve muhtevasını belirten o sözü söylerken, aslında tüm ümmete bu mesajı iletmiştir. Bu söz, Cevşen’i hakkıyla okuyun; ve, hadsiz tehlikeler, hastalıklar ve felâketler karşısında merciinizin yalnız ve yalnız Rabb-ı Rahîm ve Kadîr-i Hakîm olduğunu derkedin, demektedir. Böylece, sebepleri merci tanımaktan; merci bildiğiniz o sebeplerin acizliği ve yetersizliği karşısında aklen, kalben ve ruhen kahrolmaktan kurtulun, demektedir. İhtiyaçlarınıza karşı meded, düşmanlarımıza karşı dayanak noktası olarak O size yeter; Cevşen işte bunu belletir, mesajını vermektedir.

Yoksa, Cevşen hiç okunmadan, mânâları hiç tefekkür ve tezekkür edilmeden saklanırsa, Rabbimiz bizi gene de koruróher daim korumaktadır zaten. Her saniye bir kanser hücresinin var olduğu bir bedene; her dakika bir mikrobun içeri girdiği bir vücuda sahip olan bizleri, lenfosit, eritrosit, trombosit.. gibi miniminnacık maddeleri istihdam ederek koruyagelmiş, bu yaşa kadar yaşatmıştır meselâ. Ama bize doğru adresi gösterip şirk ve esbab çukurlarından uzak tutan eşsiz bir kudsî münacatın tanıttığı Rabb-ı Rahîm’den değil, o münacatın kendi ‘nesne’sinden medet umuluyorsa, en başta Cevşen’in ders verdiği en birinci hakikat çiğnenmiş olmaktadır. Bâki bir hayatın önsözü olacak imanî bir şuurun mübelliği olan o pırlanta, üç günlük dünya hayatı için sarfedilip heba olunmaktadır.

Oysa o ilahî hediye, Rabbimizi binbir ismiyle tanıyıp yalnız ve ancak O’na yönelerek şu dünya hayatını ebedî bir cennetin giriş kapısı kılmayı öğretmektedir.

  27.12.2003

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

18Cevsen`in Mesnedine Dair-2muhsin kurt, 12.05.2008, Almanya

(bir önceki yorumdan devamla:)

Cevşen-ül Kebir hakkında varid olmuş rivayeti de uygun bulacakları muhakkaktır. Kaldı ki, Peygamber (A.S.M.) Cevşen ve emsali duaların fazilet ve sevaplarını evvelâ ve birinci derecede kendi hakkında vaziyetlerini görmüş öylece ifade buyurmuşlardır. Risale-i Nur bu mes’eleyi ve daha benzer birçok mes’eleleri kökten ve esastan halletmiştir. İsteyenler 24. sözün 3. dal’ının 12 asıllarına ve hususiyle Emirdağ Lahikası sahife 162’deki Hazret-i Üstadın (R.A.) hârika izahatına bakabilirler. Bütün bu izahatla beraber şiaların içinde ve şia kaynaklı Cevşenler hakkında bazı ziyadelikler ve mübalağakâr ifadeler veya garip tatbikatlar bulunmuş olabilir. Şiaların o tip mübalağaları elbette Cevşenin asliyetine ve metninin i’cazdarlığına ve ehl-i sünnetin onun hakkında müstakim makbul ve mutedil telâkkilerina bir zarar îras etmez.

4- Rivayet yoluyla geldiği halde Cevşenin kelimelerinin büyük bir titizlikle aynı aynısına, eksiksiz olarak kaydedilmesiyle hafızlardan nakledilen sair rivayetli hadislere benzemediği için uydurulmuştur. Cevap: Herşeyi biliyorum diye arz-ı endam eden bîçare münekkid zât anlaşılıyor ki; asrı saadette bir çok mühim hadîslerin ve i’caza dair bazı rivayetlerin, anında veya hemen akabinde yazi ile kaydedildiğinden haberi yoktur.Cevşen-ül Kebir gibi vahy-i zımnî ile gelmiş fevkalade mühim bir duanın Hazret-i Ali’ye (R.A.) menba-i Risaletten intikal edildiğine imam-ı Ali (R.A.) tarafından hemen yazı ile kaydedilmiş olduğuna neden ihtimal vermiyor?. Bilmiyoruz. Bu Hakikatla beraber münekkid olan zat bir gaflet ile kendi kendine tenakuza düşüyor. Diyor ki: “Şifa kaynaklı Cevşenlerle Sünnilerin tabettirdikleri nüshalarda bazı eksiklikler veya farklılıklar vardır.” Eğer düğüm böyle ise, münekkid zâtın az üsteki ifadesinde: “Onun kelimeleri titizlikle zaptedilmiş.” İle kendisinin tesbit etmiş olduğu o ziyadelikler veya eksiklikler vaziyeti; kendisini derince cerh etmekte oduğunun farkında değildir. Kaldı ki her bir dua veya sahih hadîslerin de mutlaka nusha farkları bulunmaktadır. Cevşeninki de öyledir. Bazı farkları vardır; ve bunlar “Mecmuat-ül Ahzab”ın ilgili yerinde işaretlenmişlerdir.

5- Cevşen-ül Kebir duasındaki mânâlar herkesin anlayabileceği bir ifade ile geldiği için onun gibi bırakılmasına imkân yoktur.

Cevap: Bu mes’elede bu münekkid zât, bilmediği halde biliyorum hülyasıyla kendi canibinden bir hükme varmış; amma bilmezliğini itiraf ederek arayıp da bir bilene sormayı ihmal etmiş. Evet, Cevşen-ül Kebir gibi daha birçok dualar ve sırlı hususi mes’eleler var ki ilk başlarda hususi ve mahrem tutulmuşken lâkin zamanla hususilik ve mahremiyet tarafları naehil insanlar yüzünden zedelenmiş, herkese gösterilmiş, şuyu’ bulmuştur. Haliyle o dualardaki mıknatıs gibi hâsiyetler de gaib olmuşlardır. Buna göre Cevşen’in asıl mahrem tutulan yanı is herkes tarafından kolayca anlaşılabilen onun muazzam metni değil; belki fazilet, sevab ve hasiyetleridir. Veya bunlar hakkında gelen rivayet şeklidir.

Evet, Kur’anla beraber umuma bakan ve her vakit herkese lâzım olan âyetleri, hadîsleri veya sahabenin tefsirlerini herkese bildirmek ve yaymak lâzım ve vâcib bir vazife olduğu gibi, İslâm ailesinin hususi ve mahrem ve ancak ehline gösterilebilir sırlı ve özel bazı dua ve rivayet kısımlarının varlığı da muhakkaktır. Bu mevzua Hazret-i Ebu Hüreyre’nin (R.A.) ve İmam-ı Ali’nin (R.A.) söyledikleri ve dikkat çekdikleri sözleri kat’î delildir. Başka sahabelerin aynı mevzuda ayrı sözleri de vardır. İşte Hazret-i Ebu Hüreyre (R.A.) bu hususta şöyle der: “Ben Resulullah’tan (A.S.M.) iki kab ilim hıfzedip aldım. Bunlardan birisini neşrettim, amma ikincisini ise eğer neşretsem şu boyun (kendi boynunu göstererek) kesilir”. Buhari cilt 2.sahife 185 Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) ise derki: “Ben Ebü-l Kasım’ın (Resulullah’ın) ağzından her işittiğimi size söyler, ifşa edersem, sizler benim yanımdan ayrıldığınızda “Ali yalancıların yalancısı, fâsıkların fâsıkıdır diyeceksiniz.” (Ruh-ul Beyan, Burusevi, cilt 4. sahife 270) Demek ki sırlı, mahrem ve hususi rivayetler, dualar ve işler vardır ki, bunların meşhur ve umuma açık hadîs kitaplarına geçmemeleri ile asıllarının gayr-ı mevcudluğuna hiçbir delil olamaz.

NETİCE Cevşen-ül Kebir adındaki en meşhur ve Kur’andan sonra en mübarek ve en kudsî münacat-ı Peygamberî merfû ve muttasıl ve mütevatir senedi “Mecmuat-ül Ahzab’ın 1. cildinin 234. sahifesinde mevcuttur. Rivayet silsilesi, sâdat-ı ehl-i Beytten müteşekkildir. Ve şimdiye kadar hiçbir muhaddis veya nekkad-ı muhaddisinden hiçbir müteşeddit; cerh ve tâdil kitaplarında Cevşenin senedine ilişmemiş, hiçbir şey dememiştir. İşte meydan, bütün cerh, nekd ve tadil kitapları ortada

... Ayrıca, Cevşen-ül Kebir münacatı hakkında tahkikli bir araştırmamızın kısaca bir özeti “Risale-i Nur’un Kudsî Kaynakları” adlı eserimizin 412 sahifesinde mevcuttur. Ve böylece, ehl-i hak ve hakikatın yanında mes’ele gündüz gibi aydınlanmıştır. Şüphe ve vesveselerin, sivrisineklerin sakat vızıltıları, şu gök gürültüsü gibi olan sâdânın yanında hiçbir değeri yoktur. Ve her zaman da sönmeye ve susmaya mahkumdur.

http://www.nurpenceresi.com/moduller.php?modul=makale&op=1&id=8

17Cevsen`in Mesnedine DairMuhsin Kurt, 12.05.2008, Almanya

Selam Aleyküm,

Metin Bey`in tesbitlerine ve Cevsen`e muhatabiyet noktasinda kendimize sormamiz gereken sorular hakkindaki düsüncelerine katilmamak mümkün degil.

Burada, Cevsen`in mesnedine dair, Abdülkadir Badilli Agabeyden, bir gazetedeki Cevsen`e taaruz dolayisiyla yazdigi bir yazidan alinti yapmak istiyorum, yazinin kaynagina sonunda yer verdim:

..kudsî olan Cevşenin hakikatları ve bunların tecelli ve tezahürleri Risale-i Nur’un eserlerinde nuranî semereler vermesiyle meydandadır. Cevşen-ül Kebir münacatına ilişmek isteyen münekkid zâtın ileri sürdüğü başlıca bahaneleri şunlardır:

1-Cevşen Duası daha çok Şiîler arasında yaygın olmakla birlikte bir kısım Sünnîlerle müşterek tarafı var olduğu..

2-Ne Ehl-iSünnetin, ne de Şia’nın hadis kitaplarında yer almayışı..

3-Cevşen-ül Kebir duasının fazilet ve hâsiyetleri hakkında gelen rivayetlerde mübalağaların bulunduğu..

4-Cevşen-ül Kebir rivayet yoluyla geldiği halde kelimelerinin zaptında son derece bir titizlik içerisinde kayıt edilmesiyle hafızlardan nakledilen rivayetli hadislere benzemediği..

5-Cevşen duası herkesin vâkıf olabileceği bir açıklık içerisinde literatüre geçtiği için gizli tutulmasının imkânsızlığı ki; rivayetteki ifadeye zıt olduğu..

İşte kendini her şeyi bilir edası içerisinde bir köşe yazarı olarak takdim eden zat, basit bir akılcılık tufanına kapılarak kendi basit görüşüne, anlayışına yukarıda sıraladığımız vâhi bahaneleri âdeta bir ilmî kaide tarzında görmüş, ona göre davranmış ve çok yersiz bir ilim furuşluk yapmak istemiştir. Oysa ki; “Ben biliyorum, ben âlimim” diyenin cahilliğini ilân eden hadis-i şerif vardır. Biz bu kabil davranışı ve sakat görüşü ....... Gazetesinin ağırbaşlılık, ilmî vakar ve tasavvuf anlayışıyla kabil-i telif göremedik. Az sonra arzedeceğimiz mes’eleyi açıklığa kavuştumuş olacağız inşâallah...

CEVAPLARA GEÇİYORUZ

1- Cevşen-ül Kebir duası gibi daha pek çok mes’elelerde Şialarla, Ehl-i Sünnetin müşterekliği vardır. Şiaların iştirak ettiği her bir mes’eleyi alıp ilim ve irfan kütüphanemizden söküp atarsak, bir çok mes’ele ve hakikatları kaybetmiş oluruz.

Meselâ: Mehdi Mes’elesinde şialarla Ehl-i Sünnet esasta müşterektirler. Lâkin Şialar mes’eleyi mübalağalı ve hurafeli bir zemine götürmüşlerdir.

Hem meselâ: Hazret-i Ali’nin (RA) yüksek kemalâtı hakkında peygamberimizin yüksek senâları ehl-i sünnetin bütün hadîs kitablarında mevcuttur. Fakat şialar mes’eleyi başka maksad ve gayelere yönlendimişlerdir. Yine meselâ; bütün sahih hadîs kitaplarımızda: “Dağda, kırda, bayırda her yerde temiz toprak üstünde rahatlıkla secde edilip namaz kılınabileceği” manasında bir hadis-i şerif mevcuddur. Şialar ise bu hadîsi başka bir mecraya çekerek kiremitten secdelik taşlar yaptırarak, sadece onun üstünde secde edilebileceği manasında uygulamişlardır. İşte Cevşen-ül Kebir Duası da böyledir. Şialar onun hakkında bir çok mübağalalar uydurmuş ve gayr-i murad yanlış tatbikatlar yapmış olabilirler. Kefenlerine özel tarzda Cevşeni yazdırabilirler; ki aslında Gümüşhanevî Şeyh Ahmed Ziyauddin Hazretlerinin “Mecmuat-ül Ahzab” isimli eserinin cild 1 sahife 243’ün kenarında yazılı bulunan, Cevşen-ül Kebir’in hasiyetleri hakkındaki bölümde: “Kefenin üstüne Cevşenin metni yazılır.” diye bir şey yoktur. Belki “Kâfur ve misk ile bir kaba yazılsa kabdaki yazılar su ile eritilip o su ölünün kefenine serpilse” diye yazılıdır.

2- Cevşen-ül Kebir duası hadîs kitablarımızda hattâ şiaların da meşhur hadîs mecmualarında kayıtlı değildir diyerek gayr-i sahihliğine delil gösterilmiş.

Cevap: Cevşen-ül Kebir gibi daha bir çok hususi mes’ele ve büyük dualar meşhur hadîs müdevvenatı olan kitaplarımızda mevcut olmaması, sahih olmadığına delil değildir. Sadece Cevşen-ül Kebir değil, Kur’an’ın bazı sure ve âyetleri bir münacaat duası olan “Kenz-ül Arş” duası gibi bir çok mühim dua ve münacatlar kat’iyen menba-ı Risaletten gelmiş oldukları halde meşhur hadîs kitaplarımızda kayıtlı değildir. Yine bu neviden olarak koskoca Nakşibendiye Tarîkatı’nın esasının hafi zikir tarzında Peygamberimiz (A.S.M.) tarafından Hazret-i Ebubekir-i Sıddık’a (R.A.) mağara içinde hususî bir tarzda talim edildiği Başta İmam-ı Rabbanî (R.A.) “Mektubat’ında”, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri “Marifetname’sinde”, daha birçok tasavvuf kitaplarında önemle kayıtlı olduğu halde, meşhur hiçbir hadîs kitabında yer almamaktadır. Bu durumda ve münekkid zatın kaidesine göre acaba hepsi kâmilîni ulema olan sâdat-ı Nakşibendiyenin kutup ve pirlerinin o tarz görüş ve telâkkileri asılsız bir hurafe midir?

(Bu münâcat, Üstad Bediüzzaman tarafından her gün vird olarak okunmuş olduğu gibi, Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinde onun büyüklüğü, hakikatlılığı ayrı ayrı ifadelerle beyan edilmiştir. İşte Cevşen-ül Kebir'den bahseden Nur Risalelerinin yer ve sahife numaraları kısmen aşağıdadır:)

Sözler sh: 454; Mektubat sh: 217; Lem'alar sh: 339; Şualar sh: 59, 104, 129, 246, 622 ve 625; Büyük Tarihçe sh: 398 ve daha Risale-i Nur'un bir çok yerle­rinde, Üstad Bediüzzaman Hazretleri gayet kesin ve pervasız bir kanaatla, Cevşen-ül Kebir Duasının Resul-i Ekrem (A.S.M.)'m kudsî bir münâcatı olduğunu beyan etmişlerdir.

Me'hazleri ise Mecmuat-ul Ahzab 1/231'de Cevşen'in senedi de kaydedilmiştir; ayrıca Irak’ta tab'edilmiş "Mecmuat-ud Daavat isimli bir eserde Cevşen'i ve onun rivayet senedini de görmüştüm.

Cevşen-ül Kebir Münâcatı, mütedavil hadîs kitaplarında tamamının bu­lunmadığını söylemeye gerek yoktur. Sırlı ve hususi hadîsler kısmından olduğu da kesindir. Bununla beraber Cevşen-ül Kebir'in bazı kısımları (Cevşen-ül Kebir duası olarak değil) Peygamber'in (A.S.M.) sair duaları içinde olarak, bazı hadîs kitablarında bulunmaktadır. Az sonra nümunelerini arz edeceğiz.

Cevşen-ül Kebir Münâcatını, bil-farz senedi olmayan sadece dillerde dolaşan bir hadîs olarak kabul etsek bile; İman-ı Suyutî Hazretleri "Sened-ü Musafaha" Risalesi Mukaddemesinde, mukarrer bir hadîs kaidesi olarak yazdığı şu: "Senedi bulunmayan hadîsler görülürse, eğer o hadîs, usûl-u İslâmiyeye zıd, akla münafi ve ayrıca da sair sahih hadîslere muhalif ise, o zaman mevzuluğuna hükmedilebilir. Eğer bu şartlar yoksa, o hadîs bir taraf; bırakılır ve ilişilmez." İşte, bu hadîs kaidesine göre, Cevşen-ül Kebiri ölçtüğümüz zaman, kaidedeki menfi üç kaziyeden hiçbirisinin Cevşen'de bulunmadığını görmekteyiz. Kaideye muhalefet şöyle dursun, baştan sona kadar Kur'an âyetlerini, Esma-i Hüsna'yı ve hakiki hâlis tevhidi terennüm etmektedir. Böylelikle Cevşen-ül Kebir, usûl-ü Îslâmiyenin en mühim temeli olan tevhid hakikatını tahkim ve takviye ediyor. Hem Marifet-i İlahiye'ye dair harikulade tavsifat göstermesi ve hiçbir arifin, hiçbir kâmil velînin münâcatlarına benzememesi, elbette Cevşen-ül Kebir'in, Mu'ciz-Beyan olan Lisan-ı Nübüvvet ten geldiğini gösterir.

Hem koca Bediüzzaman gibi bir dâhî-yi hakikat, bir Allâme-i Küll Cevşen-ül Kebir'e "Mütevatirdir" deyip, hayatının son kırk senelik kısmında onu kendine vird edinip her gün okuması ve ondan çok büyük feyizler, nur ve bereketler alması, Cevşen'in menba-ı Risaletten gelmiş olduğuna ayrı bir şâhiddir.

3- Kudsî ve emsalsız ve hârika bir münacat-i Peygamberî olan Cevşen-ül Kebir duasının fazilet ve hasiyetleri hakkında gelen rivayette aşırı bir mübalağanın söz konusu olduğu mes’elesine cevabımız ise:

Evvelâ: Ehl-i sünnet’in ve bunlardan özellikle ehl-i tahkik bir mutasavvıf ve büyük bir veli, ayni zamanda hadîs usûlü ilmine âşina ve bu yolda te’lifatı var olan meşhur Şeyh Ahmet Gümüşhanevî Hazretleri’nin “Mecmuat-ül Ahzab” eseri birinci cilt sahife 243’te yazılı olan rivayetteki ifadelerde; ehl-i sünnetin akıl ve ilim kâidelerine ve sair hâdislerdeki peygamberimizden (A.S.M.) mervi bazı dua ve Kur’an sureleri hakkında gelmiş rivayetlerdeki beyan tarzına hiçde bir mugayereti ya da bir ziyadeliği diye bir şey yoktur. Sözünü ettiğimiz rivayetlerde makam-ı tergibin icabından olan ve mübalağa gibi görünen bazı sözlerinin ve kelimay-ı Nebeviyenin aksamının vaziyetine âşınalığı olan kimselerin, Cevş

16asya, 18.06.2007,

cevşenin sahihliği konusuna takılıp maksadını aşacak sözler söylenmemeli.madem bu konuda ihtilaf var okuyup istifade edenler okumaya devam etsin ki ben bunu yapıyorum sahihliğine takılıp tat almayanlarda kendi tercihlerini kullansın.hayır günler

15ZEHRA TOPRAK, 16.06.2007, Ankara

Cevşenin sahihliği notasında hiç bir şüphe olamaz. Hz.Ali(r.a) velilerin efendisiydi onun ve onun soyundan gelen Zeynel abidin(k.s)in rivayetini hafife almak bize yakışıyor mu? Onların Rasulullahın sözlerine dulalarına hassasiyetleri herhalde bizden çok daha fazladır. Cevşenin ehemmiyeti hem Cebrail(as) getirdiği bir dua olması hem Esma ile yapılan dua olmasından geldiği gibi çok daha sebepleri de var. Mustafa bey elbette Cebrail as vahiyden başka şeylerde Rasulullaha (sav)bildirmiştir bir çok kudsi hadisler dualar hadiseler olaylar haber getirmiştir.Ayrıca elbette duanın mezhebi olmaz ama şiilik sunnilik alevilere zıtlık gibi bir çok ayrımdan Hz.Ali ve onun soyundan gelen yüksk şahsiyetler bize pek tanıtılmamış ulatırdıkları cevşen celceutiye gibi dualar bizden hep uzak tutulmuş Allah Üstadımızdan binlerce kez razı olsun bizlre yeniden ulaştırmış ama şu sıralarda bu dua sadece nurcuların duası gibi algılanıp diğer guruplar tarafından sadece asmakla kullanılıyor.İnş kıymetini bilip tüm gruplara bildirmeye çalışalım

14niye cevşen okuruz...sevgi, 12.06.2007, İstanbul

Tüm yorumları dikkatlice okudum.Bİr kaç kelamda ben yazmak istiyorum.Cevşeni okurken sırf bu bizi korur diye okumuyrouz yada taşımıyoruz.Bir kere cevşenin türçesini okuduğumuzda göreceksinizki Allahü tealayı hem övüyor hemde bizim ona aciziliğimizi bilerek ve görerek dua ettiğimizi anlarız.SIrf cevşen cevşen olarak bilinmese bile sırf Allah isminin insan ruhunu ne kadar rahatlattğını keşfederiz.Velhasıl okuyalım okutturalım vesselam...

13kışırından sıyrılmak..murat ayvaz, 25.05.2007, Ankara

Mevzu-u bahis olan her ne kadar Cevşen olsa da, aslında, amelimizde rızayı ilahi olmadığı takdirde her işimiz,ibadetimz ve okuma nev'inden yakarışlarımız içi boş olmuyor mu?Yani şöyle bir geriye yaslanıp düşündüğümüzde; acaba kaç tane amelimiz rızayı ilahi ekseninde hayatımızda tezahür etmiştir?? Yoksa amellerimizde mi otomatiğie bağlandı bizimile beraber gidiyor?Rabbimiz bizleri böyle olmaktan halas eylesin.Fakat gelin görün ki cazibedar fitne asrında her ne kadar iman hakikatlarına muhatap olsak dahi yine bir yerleden,birtakım menfezlerden hayatımıza KİR, oluk oluk akıyor...Sonuç itibariyle;Cevşen-i Kebir elbette haktır hakikattır.Şia nın elinde kaldığı yazarımızca iddia edilen bu muazzam yakarışa ehl-i imanın muhatap olması için ameli rıza dairesinde olsa da olmasa da mutemadiyen okunmalı ve müstefid olunmalı.Tabii manası bilinerek yapılan dua ve ibadetlerin kalplerde edeceği tezahür şüphesiz daha yoğun olacağından kendi dilimizden manası öğrenerek EFENDİMİZ (A.S.M) gibi kalplerimize nakşetmeliyiz cevşen-i kebiri.Unutulmamalıdır ki Cenab-ı Hakk a müteveccih olanbir kalpte binbir esma-i ilahiye tezahür eder.Muhabbetle kalınız..

12Kaynağı Belli Olmayan Dua(!)Kadir Kaan ERKURAN, 23.05.2007, Adana

Murat Öztoprak Bey'in yazısında geçtiği üzre bazıları "siz nurcular kaynağı belli olmayan dua okuyorsunuz" deyû kimilerini tenkid ediyorlar. Böyle söyleyenlere sormazlar mı "dua etmek için illâ ki bir kaynak mı gerekmektedir?" Mesela duanın kavlî, fiilî vs. gibi pek çok çeşidi vardır. İnsan olan herkes bunun hakikatini teslim edecektir. O halde birinin çıkıp da 'meâşı için çalışan' birine, 'kardeşim neden çalışıyorsun, bu çalışmanın bir kaynağı var mı?' kabilinden sual teveccüh etmesi ne kadar abes ise, cevşene dâir mezkûr sual de aynı derecede abes karşılanmalıdır. Hörmetle...

11istifade ettim m.murat tiknaz , 21.05.2007, londra/ingiltere

Allah ebeden hepinizden razi olsun oncelikle.Beni bu konuda faydalanmama sebeb oldunuz. insan oglu her konuda oldugu gibi din konusundada gerektigi kadar ozgur bir sekilde dusunduklerini ifade etmesi baska insanlarin goruslerini deistirebilior en azindan bakis acimiz biraz farkli oluyor. Cunku insan yorum yaparken degerlendirme yaparken aslinda biraz bilgi edindigini zannedip hemen ortaya bir tez atabiliyor ve aslinda biraz bizim isin temeline inmemiz gerekir diye dusunyorum o yuzden benim bu isi biraz arastirmam gerekiyor bir seyler solemem icin.Ama sunu solemek istyorum bu siteyi kuran ve emegi gecen ve burada yorum ve yazida bulunan arkadaslardan Allah razi olsun cunku sizlerin bole guzel bir isle ugrasmasi cok guzel bir olay.

10salih, 20.05.2007, manisa

her dini muammalı meselelerde DİYANETİ örnek alıcaz diye bir sey yok.DİYANET DAHA CUMA HUTBELERİNDE MİLLİ PİYANGONUN HARAM OLDUGUNU SOYLEYEMEYECEK KADAR ACİZ TAVIRLAR SERGİLEYEN BİR KURUM.ONA BAKARSANIZ DİYANET DAHA BİRCOK MESELEDE BOCALIYOR.VESSELAM.OKUMUYORSANIZ OKUMAYIN.OKUYANLARA KARISMAYIN...

9CevşenMurat Öztoprak, 19.05.2007, Bolu-Türkiye

Cevşenin mahiyeti hakkındaki yazınızdan çok istifade ettim. teşekkür ederim ancak Cevşenin bize ulaşması ile ilgili, yada tarihçesi hakkında tek bilgi Zeynel Abidin hazretlerine ait olanımıdır. bazen çevremizde "siz nurcular kaynağı belli olmayan dua okuyorsunuz" şeklinde eleştiriler alıyoruz. bu konu hakkında bilgilendirirseniz sevinirim. Selam ve Dua ile

8Birkaç sorumustafa kınık, 17.05.2007,

cevşen hakkında aklıma takılan birkaç soru var. ama bu soruları soruyor olmam onun sahihi olmadığını iddia etmem demek değil tabi.. sık sık dinlemeye ve okumaya çalışırım.

- Efendimizin ashabından değil de torunundan rivayet edilmesi ilginç değl mi? yani arada hayli zaman geçiyor olmalı. buna nasıl bakarsınız?

- Efendimize Cebrail as.den gelen bir dua.. o zaman Cebrail as. ile sadece Kuran kelamı iletilmiyor değil mi? yani iletilenlerden hangisi Kuran kelamı hangisi değil, nasıl bir iletişim var acaba?

dediğim gibi bunlar aklıma takılan sorular yoksa sahih olduğuna ben de inanıyorum.

saygılar.

7Diyanet Ansiklopedisine göre...mustafa, 24.07.2006, İstanbul

Buradaki yorumlari görünce diyanetin hazirladigi ansiklopedinin Cevsen maddesi ne baktim.(s.462-464)

Bazi bölümlerini paylasmak istedim:

"Cevsen-i Kebir Türkiye’deki bazi Sünni müslümanlar arasinda da ilgiyle karsilanmistir. Duayi, A. Z. Gümüshanevi, tarikatla ilgili Mecmuatül-ahzab adli eserinde nakletmis, daha sonra özellikle Risale-i Nur cemaati tarafindan müstakil olarak birçok defa basilmis ve Türkçe’ye de tercümeleri yapilmistir. Ayrica Sii kaynaklarinda zikredilen metinle bu eserlerdeki metin arasinda bazi eksiklik veya fazlaliklar göze çarpmaktadir. Cevsen-i Kebir diye bilinen ve Musa el-Kazimdan itibaren imamlar yoluyla Hz. Peygambere nispet edilmis bir hadis olarak rivayet edilen, yaklasik 15 sayfalik metnin sahih olmasi mümkün görünmemektedir. Zira bu metin, bilinen bir olayi, bir kissayi veya tarihi bir vakayi anlatan, hafizada tutulmasi kolay metinlerden farkli olarak, her kelime ve cümlesinin büyük bir titizlikle raptedilip tekrarlanmasi, Hz. Peygamberden alinip rivayet edilmesi imkansiz denecek kadar güçtür.

Duanin Sünni hadis mecmualarinda yer almamasi, ayrica Sii hadis külliyatinin ana kaynagi durumundaki Kütüb-i erbeada da bulunmamasi, sadece dua mecmualari gibi ikinci derecede kitaplarda mevcut olmasi da bu görüsü desteklemektedir"

6kaan emre beyeceyhun türkmen , 18.07.2006, Ankara

genellemeler yaparken özgür olmak ayri cesur olmak ayri ...

cevsen sahihtir diyenlerin mealini okumadgini söylerken hangi istatistige göre dasvrandiniz?simdi biri çiksa ben okudum mealini dese fikriniz degisecek mi? ben sik sik okuyorum...simdi ne olacak ? güzel bir tarz degil harhalde...

m.nur saraç beyin dediklerini dikkate almak gerekiyor. ayetlerden mülhem oldugunu söylüyor. hafiz oldugu için dikkate almak gerekiyor. kurandan mülhem oldugunu ben söylesem sizin mantiginiza göre belki hafiz olmadigimi bahane edersiniz diyerek onu misal gösteriyorum.

bir müslüman arap fars hatta kizilderili de olabilir ve kendi dilinde dua edebilir. buna kim itiraz edioyr ki cevsen ile ilgili farkli görüslerinize destek olarak bunlari söylüyorsunuz?bir de kurani dualari da agpzina alsa agzi ruhu tatlanir ki ayetler bize nasil dua edecegimizi ögretmiyor mu:?

5risale talebeleri içinm. nur sarac, 07.07.2006, Ankara

bir risale i nur talabesi için cevşenden şüphe etmek muhaldir. çünkü bediüzzamanın bize hediyesidir. Evet, cevşen ve celcelutiyeyi tanıtmış olması bile üstada farklı bir sevgi duymama yol açıyor.

1. cevşenin en az yarısı ayettir. (hafız değilim, o kadarını görebildim)

2. allaha hitabda ne güzel ibareler var.

3. sevabına dair rivayetlerin tuhaflığı, kendi değerini azaltmaz ki. (ben "yasini bir kere okuyanın gelecek günahları dahi affolunur" diye bir şey uydursam; bu yasinin kadru kıymetini azaltmaz ki)

4. Mecmuatul Ahzab da geçiyor ki; Gümüşhanevinin, Bediüzzamannın ve (benim için) Fethulah gülen hocaefendinin tasdikinden geçmiş bir şyden niye şüphe duyayım.

5. Dua kitaplarında büyük imamlardan nakledilen pek çok dua var ki içinde cevşenden ibareler hatta bablar bulunuyor.

6. Bu yüzyılda birisi yazmış olsa bile cevşen güzeldir. Mealiyle beraber okuyunca marifetullahım ve esma bilgim ve dua şuurum kat kat arttı.

Baki Selamlar;

4Bilinçsiz YorumlarKaan Emre, 07.07.2006, Kayseri

Evvela Cevşen sahih diyen kişilerin hayatlarında bir kez olsun da eline alıp Türkçe mealini okuduğunu şahsen ben görmedim.Daha doğrusu araştırma zahmetine katlanmadıklarına şahit oldum.Hep kulaktan dolma bilgilerle yanlış yönde tasvirler yapılıyor.Dua evrenseldir.Bir insan elini Rabbi ne açıp dua ettiği zaman istediği gibi dua eder.İngiliz İngilizce,Arap Arapça,Türk Türkçe,Alman Almanca dua edecek.Gidip de o kişiye niye bu dilde dua ediyorsun denemez.Ayrıca duanın şiisi,sünnisi,hanefisi,malikisi yani kısaca mezhebi olmaz.Bir hrıstiyan elini açıp "Allahım!Bana işlerimde sebat ver" diye dua ederse sen ona "Sen Hrıstiyansın.Böyle dua olmaz" diyemezsin.Duanın kabul olup olmayacağını da bilemezsin.Bu sebepten dolayı Cevşen inmanası incelendiğinde o kadar güzel anlamlar ihtiva ediyor ki her milletten insan dua edebilir.Manaları çok güzel.Neymiş efendim?Kütübü Sitte de yokmuş.Kütübü Sittede "Allah ım bana ÖSS sınavında yardım et" diye bir dua da yok.O zaman böyle dua etmeyecek miyiz?Sanki bunu söyleyenler Kütüb-ü Sittedeki duaların hepsini günlük hiç aksatmadan okuyorlar.Şunu unutmayalım ki duada önemli olan ANLAM ve MANADIR.Eleştiri yapmadan önce elinize Cevşen i alın ve Türkçe mealini en az bir kere okuyun.Eğer kusur bulursanız konuşun.Çok basit şeylere takılmayalım lütfen.(Sürç-ü lisanımız affola)

3cevşen sahih değil!murat demir, 06.07.2006, İstanbul

Kütübü sittede ve diğer sağlam kaynaklarda onca dua varken; şiilerin bile güvenilir kaynaklarında yer almayan cevşen i bu kadar ön plana çıkarmak isteyenlerin varlığı beni derin düşüncelere sürüklüyor.

Allah-u Teala sonumuzu hayr eylesin....

2cevşen sahih mi?rizeli, 05.01.2006, tekirdag

cevşen duasının sahih olmadığını ve şianın yanlış bir uygulaması olduğu kanaatindeyim. bir dua ile cennet garanti olur mu? neredeyse kitabı-ı kadim kadar değer verilir oldu. Allah esirgesin.

1gerçekmiosman karavelioğulları, 23.11.2004, burdur

bazıları cevşenli ilgili sahih bir hadis yok diyor cevabınızı bekliyorum.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut