“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.593 yazı içinden]

Bir Umre Seyyahının Not Defterinden
Sokağın sesi

Yazara Mesaj Gönder

SABAH 4–5 civarlarında otelden çıkıyor. - Türkiye saatinden bir saat ileri burası -. İbrahim Halil caddesinde hayat başlamış bile, belki de hiç bitmiyor. Mescid- Haram’a gidenler insanlar görülüyor, kimi grup halinde, kimi yalnız.

Caddeden sokağa sapıldığında dilenci çocukların sesleri duyuluyor. Başlarında veya az ileride duvar kenarında anneleri var. Yolun ortasına düzenli olarak dizilmişler, yürüdükçe değişik seslerini aynı renklerini, sevimli yüzlerini görüyorsunuz.

Gündüzleri burada siyahî kadınlar kuşyemi satıyor. Buranın güvercinleri o kadar şanslı ki rızık endişesi çekmiyorlar. Bir sıkıntıları varsa yem verildikten sonra uçurtulmaları meraklılarınca fotoğraf çektirilmeleri.

Namaz öncesi biraz olsun tenha olan sokak, namaz çıkışı iyice kalabalıklaşıyor. O kadar ki bazen yürümekte zorlanıyorsunuz. Dilenciler gitmiş, yerini işportacılar almış. Tesbih, elbise, terlik, koku, kumaş, meyve vd. satıcıların değişik sesle bağrışları, inşaatı devam eden Zemzem Tower’ın gürültüsü, insan selin karışmış insan sesleri cıvıl cıvıl ediyor sokağı.

Caddeyi çıkınca da trafik; otel önüne yerleşmek isteyen büyük otobüsler, otobüsten eşyalarını indirenler, eşyasını koyanlar, taksicilerin müşteri arayışları, büyük otobüslerin geçerken çıkardıkları sesler, giderken kaldırdıkları toz, bıraktıkları dumanlar… Kaldığı günler boyunca bu minval üzere gitti sabahlar, akşamlar.

Başka sokaklarda durum nedir bilmiyor ama bundan çok farklı olmasa gerek.

Dilencilerin ve işportacıların zabıtadan – bizde zabıta baktığı için öyle diyor – bir kaçışları var ki insanın acıyası geliyor. Ölümüne kaçıyorlar sanki. Onlar da insan, onlar da can taşıyor, onlar da rızık peşinde.

Dilenci işportacı, küçük esnaf yerli Arap değil, hep başka ülkelerden gelmişler. Hizmet işlerini Bangladeş, Türkî Cumhuriyetler vs, Afrika ülkelerinden gelenler yapıyor. Orada dükkân açabilmeniz veya orada ikamet edebilmeniz için yerli birinin himayesine girmeniz gerekiyor. Bunun için kişi başına para aldığı gibi, dükkâna da bir nevi ortak oluyor. Suudi vatandaşlığına geçmek mümkün değil, mülkiyet satışı zaten yok. Kalmanız için bir Arap’ın vesayetinde girmeniz gerekiyor, bu her yıl yenileniyor, yenilenmezse yapacak bir şey yok, ülke dışına.

Suudi Devleti kendi vatandaşından vergi almıyor, hatta vatandaşına bakıyor. Petrol var, Hac- Umre gelirleri var; az olan nüfusu bakmaya yetiyor.

Vatandaş bunlardan ne kadar memnun, istediği sadece geçim mi, hürriyeti ne derece önemsiyor; Arap dünyasındaki dalgalanmadan sonra anlaşılacak şeyler.

  26.04.2011

© 2015 karakalem.net, Hüseyin Eren


  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut