“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Beyaz yalanlar ne kadar beyaz?
–Rabia Nazik Kaya

[*4.593 yazı içinden]

İmanı “Kayyum” ile kıyamda tutmak

Yazara Mesaj Gönder

BAŞINDA HER ne kadar “Her on beş günde okunmalı” yazmıyor olsa da nefsi dizginleme, duyguları düzenlemede aklı kullanarak yapan “Uhuvvet Risalesi”ni sıklıkla okumanın büyük faydalar sağlayacağı düşüncesindeyim.

Her okunduğunda ayrı bir mana katmanı açılan Risale’lerin her birinin ayrı bir makamı, ayrı bir hitap tarzı, başka bir bakışı var. Uhuvvet Risalesi daha çok nefse hitap ediyor olsa gerek; kuru bir nasihat değil, iman temelli, akıl ve kalp destekli bir nasihat şekli görülüyor bütünlükte.

“İmanın verdiği nur ve şuur ile ve sana gösterdiği ve bildirdiği Esma-ı İlahiye adedince vahdet alakaları ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var. Her ikinizin Halik’ınız bir, Malik’iniz bir, Mabud’unuz bir, Razık’ınız bir… bir bir, bine kadar bir bir.”

Devamında “kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak manevi zincirler” mü’min olan kalpleri bağlayacağı yerde “mü’mine hakiki adavet etmek ve kin bağlamak” o vahdet alakalarına hürmetsizlik edildiği ifade edilmekte, böyle yapıldığında “aklın sönmesi”, “kalbin ölmesi” gibi ağır tabirle nitelendirilmekte.

Ehli imana “hakiki” adavet eden, kin bağlayanın aklı sönmüş, kalbi ölmüştür. Kâinatta Esma-i İlahiyenin tecellilerini her an müşahede edildiği halde böylesi bir cürmü işleyen ölmüşlük ve sönmüşlük içindedir.

Halık, Rezzak, Mabud, Malik olduğu kâinattaki eserleriyle müşahede edilen Malik-i Zülcelâlın huzurunda olduğunu hisseden iman ehli, kin ve nifak gibi deni bir davranışta bulunur mu? Bulunması iman zafiyetinden; akla, kalbe, latifelere, ruha, iman nurunun tam yerleşmemesinden. İmani bir kökleşme bulunmuş olsaydı şuur altından böyle nara netice veren davranış ve fiiller dökülür müydü?

İnsanız elbet… Her an o yüksek iman lezzetini hissedemiyor, bazen zayıflıyor, imana ve İslamiyet uygun olmayan cürümleri işleyebiliyoruz.

“Üçüncü Vecih” te “Eğer desen” diye başlayan bölümde çok incelikli bir düstur var; “fıtratımda adavet var, hem damarıma dokundurmuşlar vazgeçemiyorum” sorusuna Elcevapla başlayan açıklama ilgi çekici.

“ Gıybet gibi şeylerle ve muktezası ile amel edilmezse; kusurunu da anlasa zarar vermez. Gizli bir tevbe ve zımmi bir istiğfar hükmünde olan kusurunu bilmen ve o haslette haksız olduğunu anlaman; onun şerrinden seni kurtarır.”

Devamında bu mebhası neden yazdığını söyler Said Nursi: “ Bu manevi istiğfarı temin etsin; haksızlığı hak bilmesin; haklı hasmını haksızlıkla teşhir etmesin.”

22.Mektubu ne kadar çok okuyor olsak da - nefsin ve şeytanın hücumlarına maruz kalmak itibariyle - hatalardan hali olamayız, uhuvveti bozucu küçük de olsa cürümleri işleyebiliriz. Anlamla uygun okumayana göre daha az muhabbeti zedeleyici iş ve davranışta bulunacağımız aşikâr bir gerçek.

Hatadan çabuk döner, kendisinin ve haksızlık ettiği kardeşinin bağışlanması için Allah’a istiğfar eder, bağışlanması için Rahman’a yalvarır ise kurusu itiraf ve istiğfarla kusursuz olan “Sübhan” a ayinedarlık etmiş olur, manevi derecesi artar, yükselme vesilesi olur…

İsmi Azam’dan bahseden 30.Lem’ada Kayyum ismi izah edilirken; Kayyum isminden Hay ismine, Hay isminden Ferd, Ferd isminden Hakem ismine, Hakem isminden Adl ismine, Adl isminden Kudüs ismine geçişler izah edilir. Kayyum anlaşılınca diğer isimler gonca gonca açılmakta İmani koku sineye sinmektedir. Böyle bir sineden uhuvvete zıt bir fiil zuhur eder mi? Etse bile çabuk telafi edilir, çıkarılan dersle kazançlı - istiğfara netice vermesiyle – bile olunabilinir.

Okumaların düz çizgi ile değil bazen dairesel yapıldığında, bakış ve algılayışların genişleyeceği, o genişlikte yeni anlam kavrayışları kazanılacağı, o kazançla da hatalardan bile kazanç sağlanacağı görülecektir. 24. Mektuptan, 30. Lem’aya geçmek gibi…

Böylesi geçişler genişlediğinde Risale-i Nur’un tek cümle olduğu görülecek, kâinatla birlikte okuma ile iç âlem imar edilecek; muhabbete ve uhuvvete zıt davranışlar azalacaktır.

Kâinat ve insan “Kayyum” ile ayakta durur; imanı ayakta tutmak da “İsmi Kayyum” u kavrama miktarınca olacaktır.

Muhabbetinize sığınarak, uhuvvetinize dayanarak “İhlâs ve Uhuvvet Risalelerini, Otuzuncu Lem’a ile birlikte okusak” desem, ne dersiniz?

  01.03.2010

© 2015 karakalem.net, Hüseyin Eren

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut