Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Beyaz sayfa
–İsmail Örgen

[*4.493 yazı içinden]

Bir harf

Nuriye Çakmak Yazara Mesaj Gönder

KASIM AYININ ortalarında birden Hz. Ali’nin bir sözünü çokça görmeye başlarsınız. Hayır, toplumda bir uyanış, bir eğilim, bir değişim yoktur. Her yıl yaşandığı için olağan gelen bir durumdur bu üstelik, zira Öğretmenler Gününün sene-i devriyesi gelmiştir. Senenin günlerinin birşeyleri anmak için özelleştirilmesi durumuna hiçbir anlam atfedemediğim halde, bu günde Hz. Ali’ye ciddi bir atıfta bulunan birçok kişi vardır. Dayatmaları, en azından toplumsal değişmezleri içselleştirme çabalarının da sonucudur bu. Çünkü sanırım bu sözün günle bağlantısını “bizimkiler” bulmuştur. Diğerleri de homojen bir hale getirmiştir belki.

Hangi sözden mi bahsediyorum, hepiniz hatırlıyorsunuzdur zaten: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”

Cümlenin bir kilit noktası vardır, herkes anlamı işte bu noktaya bina eder. O kelime “harf”tir. Derler ki, bak ilim şehrinin kapısı koskoca Hz. Ali, ne demiş, şu halinize bakın, biz size ne harfler öğrettik! Kitaplar, sayılar, hesaplar, sanatlar... Eti senin, kemiği benim psikolojisinin üzerine bir de dinî bir baskıyla bu eklenir: Öğreticilere köle gibi itaat etmelidir. Zira hakları asla ödenmezdir. Bir harf kırk yıla tekabül ediyorsa, varın siz hesap edin...dir.

Ama kimse şu soruyu sorma gereği duymaz: Hz Ali’nin harf derken kast ettiği acaba sistemimizde kullandığımız ve sayısı 29’a tekabül eden Latin alfabemizin harflerinden biri midir? Hz. Ali köleliği bu harflerden biri için mi göze almış ve böyle bir teşbih dile getirmiştir?

Cahilliğimizin çapımızı çoktan aşan boyutları idrakimizi öyle örtüyor ki, kendi cahilliğimizi başkalarının faziletlerini kendimize yontmakla besliyoruz. Bu sözün kaderi nasıl da ilk ayetinkiyle benzeşiyor. Hiç ummadığınız ağızlardan işitmiyor musunuz, dinin ilk emri “oku”dur, sözünü. Oysa ne aydınlık dinimiz vardır, ama o yobazlar yok mu, tek sorun bu... Allah sana oku demiş, senin yaptığına bak, türban için cahil kalıyorsun, yaşlanınca örtersin, sen şimdi “ilim” öğren, “farz” hem.

İlim, bilim, hikmet, mana nasıl da birbirine girmiş bu hem kel hem fodul durumlarda. Sözgelimi kimse aynı anda inen, aynı surenin hemen bir sonraki ayetini bilmez. Hafız değildir onlar, sadece kendilerine lazım olanı alırlar. Yani yontmak için lazım olanı. Gerisi ise “teferruat”.

Allah’ın adıyla okumak dediğinizde, nasıl da yabancı gelir onlara, ilk emri iyi bilirler ama. Emri neye uygulayacağınızı sormazlar. Nasıl okumalıyım? Allah’ın adıyla. Neyi? Yaratan Rabbinin adıyla, yarattığı herşeyi. Gerçi başka emirler hakkında da pek parlak değillerdir. Sonra Hz. Ali’nin bu cümlesinde kast edilenin alfabemizin bir harfi olduğundan da emindirler. Böyle bir sorgulamaya gitmek kimsenin aklına gelmemiştir. Anlaşılan, dinimizin ilme verdiği büyük önem birileri için hayli elverişli bir durum arzetmiştir.

Kainat kitabından haberleri yoktur mesela. Mana-i ismi ve mana-i harfi hakikatini de bilmezler. Kainat kitabının şifrelerini harf harf besmeleyle geçmeyi. Harf ilmini sonra.

Hz. Ali hangi harfi kast ediyordu, Allah “oku” derken neyi amaçlıyordu? Laik devletimizin eğitim sistemine mi tekabül ediyor bu hakikatler? Peki laik oluşu gereği dini ayrı bir potada ele alan bu sistem, niye böyle dini söylemlerle besleniyor ve ifade ediliyor? Ve neden birileri kendi yitik mallarını karşıdan böyle pahalıya alıyor, yanında hediye olarak gelen bir sürü ideoloji eşliğinde?

Biz Allah’ın adını yitirmiştik, onları bize “oku” dedirten buydu. Biz harf ilmini, kainatın dilini, hakikatin özünü, Allah’ın adıyla okumayı yitirmiştik, harflerimiz yok olmuştu bizim, birileri bize harfleri öğretti. Uğruna köle olunacak harfler sundular bize. Bize bizim dilimizle, bizim şifrelerimizle, hassasiyetlerimizle sesleniyorlar, ama bir türlü kabul etmedikleri bizi, bize değil, kendilerine çağırıyorlardı.

İkra emrine Hz. Ali gibi lebbeyk demeyenler, mana-i harfiyle değil mana-i ismiyle kainatı seyredenler, özlerini kaybedip, sonra ithal edenler, kapları kadar alacakları hikmetleri yine bizim üzerimizden yüklendiler velhasıl.

“İkra Allah’ın emridir, O’nun adıyla okumanın emridir, örtüm gibi, Müslüman kimliğim gibi, bedeli ödenmeyen ilim harf ilmidir, o harf Allah’ın adıyla okumanın alfabesinindir” demek çok mu zor, ilim şehrinin kapısında dilenen bizler için?

Harf harf açsın Rahman hakikatini, ilminin taliplerine. Ve evet, böyle bir mana denizini açan bir harf ilmi şifresine, 40 yıllık kölelikle mukabele az bile.

İlim bizim, hakikat bizim, talep bizim, mukabele bizim, köle bizim, efendi bizim.

Vesselam.

  22.12.2009

© 2015 karakalem.net, Nuriye Çakmak

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut