“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.616 yazı içinden]

 Arşiv

Düğümleri Atan Kim?

Yazara Mesaj Gönder

İSTANBUL’UN ANADOLU yakasında, vaktiyle sakinlerinin önemli kısmının Hıristiyan ve Yahudi olduğu bir semtte, muhtemelen ilk sakinleri Hıristiyanlar olan asırlık bir binada oturuyorum. Evimizin tam karşısında, yine ömrü bir asra yaklaşan büyük bir bina mevcut. 1938 yılından beri lise olarak kullanılan ve o yıl ölen bir insanın ismini taşıyan bu lisenin sahile daha yakın kısmındaki, halen silinmemiş ‘Eclise du Rosaire’ yazısı ise, bu binanın esasen bir kilise olarak yapıldığını belgeliyor. Semtin çok yaşlılarının rivayetine göre de, binanın bir tarafı rahibe okulu, bir tarafı ise kilise olarak tasarlanmış ve bir müddet o şekilde işgörmüş. Sonra rahibe okulu kapandı mı, kapatıldı mı, bilmiyorum. Bildiğim, binanın sözü edilen yıldan beri lise olarak işgördüğü.

Çalışma odamın penceresinden ona hemen her bakışımda, yahut önünden hemen her geçişimde, bu bina hakkında zihnime misafir olan bir düşünce vardır. Bilhassa binanın giriş kapısının açık olduğu zamanlarda karşı duvarın arzettiği manzara ile yüzyüze geldiğimde, bu düşünce daha çarpıcı bir biçimde zihin gündemime yerleşir. Kapının tam karşısında el’an bir büst bulunmaktadır ve duvarın biçimi, bir zamanlar aynı yerde İsa ve Meryem figürleri barındıran büyük bir tablonun mevcut olduğunu ihsas etmektedir.

Öyle ya da böyle, bu bina, benim iç dünyamda, şu toplumun kollektif ruh halinin sınandığı bir mekân konumundadır.

Zira, düşünürüm: Bugün lâdinî bir eğitimin verildiği; zihinlere tabiatçı-milliyetçi-devletçi seküler bir zihniyetin aşılandığı bu okulda, yine bugün Hıristiyanlara Hıristiyanlık öğretiliyor olsa idi, acaba semt halkının ve genel olarak Türk halkının tepkisi ne olurdu?

Düşünürüm: Bugün belli bir olaylar dizisinin bir kişinin kendi bakış açısıyla aktarıldığı Nutuk’un en azından belli kısımlarının ezberletildiği bu okulda, yine bugün İncil’den bazı âyetler, meselâ "Övünen, Rab ile övünsün" gibi, "Salih olan, yine salih amel işlesin" gibi âyetler ezberleniyor olsaydı, acaba semt halkının ve genel olarak Türk halkının tepkisi ne olurdu?

Düşünürüm: Daha iki gün önce duyduğum gibi, "Türk olmayı en büyük şeref ve şan sayarız" marşının pencereleri aşarak kulaklarıma kadar gelmesi yerine, "Rabbim, beni Sana lâyık kıl" gibi cümleler yüklü Hıristiyan ilahileri okunuyor olsaydı, semt halkının ve genel olarak Türk halkının tepkisi ne olurdu?

Bu sorular, benim açımdan, deyim yerindeyse şu toplumun ‘tarihsel yanılgı’sının hangi noktada düğümlendiğini ele verir. İslâmî akide açısından ‘muharref’ sayılan, yani taşıdığı saf vahiy hakikatine zaman içinde dünyevî lekeler bulaştırılmış olan, ama gene de o hakikatten bir kısım parıltıları hâlâ barındıran bir dine karşı bu kadar ‘uyanık,’ bu kadar gerilim yüklü olan şu toplum; ne yazık ki, aynı uyanıklığı ve aynı gerilimi, hiçbir semavî hakikat tanımayan ve hiçbir vahyi kabul etmeyen, "İlhamımızı gökten ve gaipten almıyoruz" gibi sözlerle bunu açıkça ifade eden bir dünyevî ideolojiye karşı gösterebilmiş değildir. Bir lise mektebinden başörtülü rahibe adayları çıkıyor olsa buna güya İslâm adına tepki gösterecek olan şu toplum, aynı okulda mini etekli, şeffaf gömlekli kız çocukları yetişmesini nedense normal görmektedir.

Çok tehlikeli bir yazı yazdığımın, çok tehlikeli damarlara bastığımın fardındayım. Birilerinin, "Çocuklarımız Hıristiyan mı olsun yani?" gibi çok ucuz savunmalarla bu yazının dokunduğu damarları bu tazyikten kurtarmaya çalışacağının da.

Ama, ne dediğimi, niye dediğimi ve neyi kasdetmediğimi çok iyi biliyorum.

O yüzden, açıkça yazıyor ve açık açık soruyorum: Muharref de olsa din hakikatını bir derece barındıran bir yapıya bu denli nefret gösterilirken, lâdinî, dünyevî bir ideolojiye çoluk çocuk niye bu kadar kolay teslim ediliyor? Burada gerçekten İslâmî duyarlılıktan gelen dinî bir hamiyet mi sözkonusu; yoksa milliyetçi duyguların beslediği millî bir hamiyet mi?

Bu düğümü çözmeden; ve çözülmesi gereken asıl düğümleri kimlerin attığını tesbit etmeden, şu modern zamanlar büyüsünden imanın aydınlığına uyanmamız zor, hatta imkânsızdır.

  27.12.2003

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut