“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ümit çiçeği
–Metin Karabaşoğlu

[*4.602 yazı içinden]

 Arşiv

Yönelişin Adresi

Yazara Mesaj Gönder

BİR HADİS-İ kudsîde, Resul-i Ekrem’e hitaben, "Habibim! Ben bu âlemleri senin için yarattım" buyurulur. ‘Her cemal ve kemal sahibinin kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi’ hakikati temelinde izahı gereken, manidar bir kudsî hadistir bu. Gelin görün ki, ne burada hususan bu konuyu ele almayı düşünüyoruz; ne de bu konuya hakkını verecek bir kalbî ve fikrî olgunluğun sahibiyiz.

Hadis-i kudsî ile bize haber verilen bu ilahî hitaba karşı Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) verdiği cevap da manidardır. "Bu âlemleri senin için yarattım" diyen Zât-ı Zülcelâl’e hitaben Resul-i Ekrem (a.s.m.) verdiği cevap, "Ben de bu âlemleri Senin için terkettim" olmuştur. Gerçekten, billur gibi şeffaf ve parlak hayatının belgelediği üzere, o, bu dünyadan O’na giden ve O’nu tanıtan herşeyi almış; ama bu dünyanın posasına asla yatırım yapmamıştır.

Onun ne şöhret olma derdi vardır, ne zengin olma sevdası, ne de iktidar hastalığı. Mekke müşrikleri kendisine "Ne istersen verelim; malsa mal, kadınsa kadın. İstediğin oysa, seni başımıza kral yapalım" teklifiyle geldiğinde, o, "Ben de şu âlemleri Senin için terkettim" sözünü yüreğinin ta derinliklerinden kopup gelerek söyleyen biri olarak cevap vermiştir: "Bir elime güneşi, öbür elime ayı verseniz bile vazgeçmem.

O, Zât-ı Zülcelâl’in mutlak rububiyetine karşı küllî bir ubudiyet çizgisinde, değil küçük kazançlar uğruna küçük tavizler vermek; ‘iktidar’ gibi zahiren en büyük bir kazanç önüne sunulduğu halde zerre miskal taviz vermemiştir o. Rabbinin rızasına aykırı en küçük bir hareketin karşılığı ay ve güneşin sahibi olmak olsa dahi, yolundan zerre miskal şaşmayacağını bildirmiştir. Ama, o eşyanın posasını, dünyanın maddî yüzünü mülk ve melekûtun Mâlik-i Hakikîsi adına öylesine net bir biçimde terkettiği içindir ki, güneş de ona musahhar kılınmıştır, ay da. Ümmî nebî hayatında bir kez ‘elif’ yazmış; o tek elif hatırına koskoca ay iki parçaya ayrılmıştır!

Mekke müşriklerine "Bir elime güneşi, bir elime ayı verseniz bile vazgeçmem" diyen insanın eline, ay da, güneş de verilmiştiróama, onları vermeye gerçekten kâdir olan Zât-ı Zülcelâl tarafından.

"Şu âlemleri Senin için terkettim" diyen insana, mazhar olduğu mucizelerin belgelediği üzere, tüm âlemler musahhar kılınmıştır.

İktidara beş para değer vermeyen; "Melik nebi değil, kul nebi olmak isterim" diyen zâtın dâvâsına az zamanda Mekke’nin kapıları da açılmıştır; Mısır’ın, Bizans’ın ve İran’ın kapıları da.

Şu dünyada yamalı hırkayla yaşamaktan yüksünmeyen zâtın yamalı bir hırkası dahi, tarih boyu, en büyük padişahın en ziyade mücevher işlemeli kaftanından daha fazla değer taşımış; kuşaktan kuşağa altın mahfazalar içinde aktarılmıştır.

En büyük bir zenginin dünyanın en pahalı modaevinden alınmış elbisesi dahi o kişi öldüğünde atılacak çöplük ararken, zira ‘ölü elbisesi’ olarak kimse onu giymeye yanaşmazken; onun değil hırkası ya da şalı, mübarek sakalının her bir teli dahi eşsiz bir hazine olarak saklanmaktadır.

Dünya, dünyayı isteyene değil, dünyayı Rabbi adına terkedene musahhar kılınmıştır.

Elbise meraklılarının en pahalı elbiseleri beş para etmez, bedava bile rağbet görmez hale gelirken, onun en sade kumaştan en gösterişsiz elbisesi, halen dahi yeryüzünün en pahalı, daha doğrusu ‘paha biçilmez’ elbisesi hükmündedir.

O Mekke’de hakarete, Taif’te taşlanmaya, Medine’de nifak ve ihanete şahsı adına üzülmeyip, şahsına gelen her kötülüğe Rabbinin dini adına tahammül ettiği; bir gün dahi ‘şöhret’ime halel gelecek türünden düşüncelere kapılıp gitmediği için de, bindört yüzyıldır en ziyade bilinen, en ziyade anılan, en ziyade tanınan insan odur. Her gün yüz milyonlarca ehl-i salât mü’minin ettiği salât ve selâmlar, bu bilinme ve anılmanın ibretli ve hikmetli bir delilidir.

Bu vâkıa karşısında, bizim alacağımız bir ders yok mudur?

Hadisenin kendisi, hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmaksızın, neyin ne olduğunu ve bizim de nerede durmamız gerektiğini apaçık gösteriyor.

Ayrıca, insan yine ondan rivayet olunup ayrı hadis külliyatlarında farklı versiyonlar ile zikredilen şu mealdeki hadis-i şerife kalbini açınca, olduğumuz yerin hakiki vaziyeti ile olmamız gereken yerin adresi, berrak bir şekilde beliriyor:

"Kimin hicreti Allah’a ve Resulüne ise, onun her işine Allah ve Resulü yeter. Ve kimin hicreti bir dünyalığa veya bir kadına ise, yeryüzünün neresine giderse gitsin, helâk olmaktan kurtulamayacaktır."

  27.12.2003

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut