Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Hayat felsefem
–Rabia Nazik Kaya

[*4.596 yazı içinden]

Aslolan Esmadır

Harun Pirim

BİR GÜN Manisa Sultan Camisi’nin avlusunda dünyevi anlamda yüksek rütbetli olmayan, lakin bu asırda Kur’an ile bağlantımızı yeniden yeniye kuran Risale-i Nur tefsir külliyatını azami seviyede anlamaya çaba gösteren bir şahs-ı muhteremin dilinden şu cümle döküldü: “Esmadan payın ne?” Bu soru esasen kimliğimizi hakiki anlamda belirleyen bir soruydu. Rabbini bilmeye uzanan kendini bilmenin ölçüsü, Allah’ın isimlerinden payidar olmaktan geçiyordu. Her şeyin hakiki hakikatı esmay-ı hüsna iken esmaya yaklaşımımız da bilgi seviyesinde, arapça bir kelimenin türkçesini öğrenmek gibi naif olabiliyor. Nuranî (maddi degil) oluş itibariyle kalp aynamızda tecelli edebilen isimler nispetinde istidatlarımız kabiliyetlere dönüşüyor ve marifet yolunda yine o nispette mesafe kat edebiliyoruz. Topluluklarda Celalî, bireylerde Cemalî olan tecelliler. Hakikatın bütününü ve en ince detaylarnı görmede farklı farklı yönlerden ulaşan ışıklar adeta esma. Birden(Allah Vahid’dir) çıkan ve birbiri içinde görünebilen(kalp ile – Allah Ehad’dir) keyfiyettedir esma.

Sayın Metin Karabaşoğlu’nun Mart ayı içinde kaleme aldığı Esma, Hüsnadır kısa ve öz yazısında değindiği doğru, iyi, güzel üçlemesinin esmai hakikalerini düşündüğmüzde hakiki anlamda iyi olanın güzel ve doğru, doğru olanın iyi ve güzel, güzel olanın doğru ve iyi olması kaçınılmazdır. Allah’ın isimleri nuranîdir, sayısızdır ve tecellileri hudutsuzdur. Tecelli ettiği mazharların(insan, hayvan, cansızlar vs.) kabiliyetleri tecellileri kısıtlamaktadır. İsimlerin iç içeliğini(Ehadiyeti düşündürür bana) ve geçişliliğini(nuraniyet aklıma gelir), hudutsuzlugunu(mutlaklık) anlama noktasında, Prof. Dr. Yunus Çengel’in sorulan bir soruya verdiği cevabı soruyla birlikte aktarmak istiyorum:

Soru: Cenab-ı Hakk'ın Kadîr olduğunu ve kudreti ile gökyüzüne yıldızlarla [La İlahe İllallah’ yazabileceğini, ancak O'nun Hakîm de olduğunu ve hikmetinin buna müsaade etmeyeceğini söylemiştiniz. Sualim şöyle: Biz, Cenab-ı Hakk'ın mutlak mânâda kudret sahibi ve hikmet sahibi (Kadîr-i Mutlak ve Hakîm-i Mutlak) olduğunu biliyoruz. Allah'ın kudreti ile yapabileceğini hikmeti ile yapmayacağı ifadesinden, Hakîm isminin Kadîr ismini kayıt altına aldığı anlamı, bundan da kudretin mutlak değil de mukayyed olduğu mânâsı çıkmaz mı? Hikmetin sınırlandırdığı bir kudret, nasıl mutlak olabilir?

Cevap: Kudret ve Hikmet’in nasıl bağdaştığı, çok kişinin zihnini meşgul eden önemli bir sorudur. Bu sorunun en basit cevabı ise Tevhid yani Allah’ın birliğidir. Allah’ın uluhiyetinin esası tüm Esma-ül Hüsna’nın mezculmuş olduğu şuunatıdır, ve şuunat-ı İlahiyede tecezzi veya inkisam olmaz. Şuunat nuranidir, ve o yüzden azlık veya çokluk sözkonusu değildir. İsimlerin nuraniyetinin bir gereği de her bir isimde tüm isimlerin dercedilmiş olmasıdır. Esma tabir edilen şeyler bu şuunun değişik tezahürleridir – aynen 7 rengin (aslında “sonsuz” sayıda rengin) ışığın değişik tezahürleri olduğu gibi. Bu şuunun bir temel özelliği hüsn-ü mutlakta yani mutlak bir güzellikte olması ve her türlü çirkinlikten münezzeh olmasıdır. Öze veya dahilden harice bakınca zatî olan sıfatlarda bir eksiklik, acizlik, sınırlılık, kayıtlılık söz konusu değildir. Mesela Allah’ın yapmak isteyip de yapamıyacağı hiç bir şey yoktur. Yani o Kadir-i Mutlak’tır, ve bir şeyin olması için Allah’ın o şeyin olmasını dilemesi yeterlidir. Ancak Allah’ın birliği ve Esma’nın nuraniyeti kudret ışığında hikmet pırıltısının olmasını (keza hikmet ışığında bir kudret pırıltısı olmasını) gerektirir, ve Allah’ın kudretiyle hikmetsiz bir iş yapması O’nun şuunatına ve birliğine aykırıdır. Yani, Allah’ın şuunatından hikmetsiz bir kudret ışığı çıkamaz. Faraza çıkacak olursa bu hikmetsizlik yani abesle iştigal olur. Bu ise bir çirkinliktir, ve Allah’ın Cemil-i Mutlak olmasına aykırıdır. Mesela eğer güneş, ışığındaki renklerin miktarını control edebilen şuurlu bir varlık olsaydı, dünyaya sadece ışığın kırmızıya karşılık gelen dalga boyunu gönderip herşeyin kırmızı görünmesini sağlıyabilirdi. Ama zatî bir özelliği güzellik olan bir güneş bunu asla yapmazdı, ve güneşten sadece güzelliği sağlıyacak ışınlar demeti çıkardı.

Kudretinde hiçbir sınır ve noksanlık olmayan Allah’ın herşeyi hikmetle yapmasını zihinsel olarak Hakîm isminin Kadîr ismini kayıt altına aldığı veya sınırladığı şeklinde bakmak mümkün olmakla beraber mahzurludur, ve bu bakış açısı şirke kapı açar. Çünkü böyle bir yaklaşım mitolojideki birbiriyle mücadele eden bağımsız Yunan tanrılarını çağrıştırır. Sanki “Hikmet” tanrısı “Kudret” tanrısını kayıt altına almaya ve de baba Zeus bu yaramaz tanrıları bir hizada tutmaya çalışıyormuş gibi bir manzara ortaya çıkar. Ehl-I sünnete uygun olan yaklaşım Allah’ın “Kadir” ve “Hakim” olduğu yerine O’nun “Kadir ve Hakim” olduğuna inanmaktır. Yani Allah’ın kudreti hikmetsiz, hikmeti de kudretsiz olamaz. Bu yaklaşım tüm Esma için genelleştirilebilir. Tevhid inancı Allah’ın bu manada da birliğini gerektirir. Esma, Allah’ın şuunatının değişik şubelerdeki tecelliyatıdır, ve bu şubelere ayrı ayrı bakmak, ancak Allah’ın sıfatlarını daha iyi anlamak ve marifetullahta mertebe katetmek için olursa doğrudur – aynen üniversitelerde değişik konuların daha iyi anlaşılabilmasi icin muhtelif derslerde kısım kısım analiz edildiği, ama mezunlardan bu parçaları sentez yapmalarının beklendiği gibi.

Bir örnek vermek gerekirse, bir devlet başkanı düşünelim ki son derece mahir bir sanatkar, şefkatli ve adil bir yönetici, mahir bir kumandan, tüm ilimleri hazmetmiş bilge bir insan, ve istediği herşeyi yapabilecek güce sahip kudretli bir sultan olsun. Bu harika kişinin ordusunu donatırken silahlarının teknoloji harikası olması, en son savaş tekniklerine tam uygun olması, her bir silahın aynı zamanda bir san’at harikası olması, ve ordusunda eskiden kaleleri taş atarak zayıflatan mancınık gibi silahlara yer vermemesi, ve güçlü ordusunu her türlü zulümden uzak tutması, ve her işinde ilim, hikmet, kudret, adalet, şefkat, ve san’atın bir denge ve uyum içinde birlikte parladığı bir güzelliğin görülmesi onun kollektif karekterinin bir gereğidir. Bu kişi ordusuyla problemli bir yere girecek olursa, oraya kuvvetle beraber hikmet, adalet, şefkat, ilim, ve san’at girecektir. Ve kuvvet bu hasiyetler üstünde sönük bir tarzda değil en muhteşem bir şekilde parlıyacaktır. Bu güzellik halkın gönlünü sevgi ile doldurup gözünü kamaştıracak, ve “kuvvet dediğin böyle olur” dedirtecektir. Yoksa kasırga gibi gelip zalimlerle beraber masumları da yakıp yıkan ve ortalığı harabeye çeviren kontrolsüz bir güç geride çirkinlik, hüzün, ve korku bırakacaktır. İlk durumda güç kullanımında bir eksiklik veya zaaf söz konusu değildir. Çünkü en güzel yaklaşım insanların “gücü sınırsız olan gayet hikmetli, adaletli, şefkatli bilge bir kumandan gelip tam ölçülü bir güç kullanımıyla buradaki problemi tereyağından kıl çeker gibi kolayca çözdü” diye tarif edeceği yaklaşımdır.

Özetlemek gerekirse Hikmet, Allah’ın Kudret’inin ayrılmaz bir parçasıdır. Hikmet’siz Kudret bir israftır, abestir, ve çırkinliktir, ve Cemil-i Mutlak olan Allah’ın şuunatına zıttır. Kudreti sonsuz olan Allah her türlü hikmetsizlik ve çirkinlikten uzaktır.”

Kainatla muhatap olan insan, kevni ayetler ile Yaratıcısını tanımaya çalışırken esmai hakikatleri sebeplere verebilme gafına düşebileceği gibi bir ismi idrak edip o isimden diğer bir isme geçememe gafletinde de bulunabilir. Kadîr ve Hâlık isimlerinin eserlerini görüp(yağmur, protein, maymun) Alîm ismini görmezse yağmuru buluta, proteini DNA’ya, maymun’u da genel anlamda tabiata verebilir (1). Fizik, kimya, biyoloji ve mühendislik bilimlerindeki doğa kanunları, doğal elementler, doğal seleksyonlar, doğal tasarımlar gibi ifadeler, farklı seviyelerde olmak üzere aynı gafletin neticesidir. Maddeyi ve maddi etkileşimleri anlamada yani farkında olunmasa da Allah’ın Kadir ismini anlamada zirveye koşan bilim en azından Alîm ismini bile keşfedemeyişiyle gelen bir gaflet içindedir. Hal böyle iken tabiat kelimesi de (kullanıldığı yere ve niyete göre anlamı değişir kaydını düşerek) tabiî karşılanır olmuş.

İlim ve dua ile tekemmül etmek için dünyaya gönderildiğimiz hakikati, ilimlerin babası olan marifetullahın(Allah’ı isimleriyle tanımak) kemalimiz için merkeziyetini bize bildiriyor. Kendime soruyorum, esmadan payım ne? Kur’an’a dikkat kesiliyorum:

“En güzel isimler Allah’ındır, o halde bu isimlerle O’na dua edin. O’nun isimleri konusunda haktan sapanları terkedin. Onlar işlediklerinin cezasını çekeceklerdir. (2) ”


  1. Bkz. Said Nursi, Sözler, 24. Söz, 1. Dal.

  2. Bkz. A’râf, 180

  29.05.2009

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut