Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Etrafımdaki âyetler
–Rabia Nazik Kaya

[*4.676 yazı içinden]

Sahipsiz fikriyat:
tarihsel süreçte ‘emperyalizm’

Mustafa H. Kurt

“Emperyalizmin insanlık tarihindeki tarihsel gelişimini ve bu gelişimin sebeplerini-sonuçlarını irdelemeyi de çok yararlı görmeme rağmen; bu yazıyla konuya uzaktan, farklı ve ahlakî bir projektörle bakmak istedim.”


DÜŞÜNCE TARİHİNDE kendisine yer bulabilmiş hemen her düşünce sistemi, ya başka bir sistemden benimsenen ya da kendilerince geliştirilen bir tarih yorumuna sahip olagelmiştir hep. Bu yorumlama; ‘Tarihi, kendi düşünce sistemine destek kılmak’ ya da ‘İdeolojisine tarihten destekler bulmak’ gayesiyle tarihi yeniden ve kendince yorumlamaktır. Ve bu da, bir düşünce sistematiğinin neredeyse olmazsa-olmazıdır.

Sözgelimi; skolastik düşüncenin şekillendirdiği bir dogmatik tarihin muhalifi olarak Marksist ya da materyalist tarih anlayışı, haklılığını ispat ve ‘insanîliğine’ ikna için, tarihten atıflarla kendisine “Kökler” sayar. Mesela bu yoruma göre Klanlardan Antik Yunan’a; Roma’dan Mazdek sosyalizmine, bir dolu ‘delil’; insanlık tarihini iktisâdi mücadelelerin şekillendirdiğine ve bu şekillendirmeyle mücadelenin de insanlıkla yaşıt olduğuna dair birer ispattırlar. Bu düşüncenin, maddeci bakış açısını izah için ileri sürdüğü fikirlerinden olan ve kainatın sebepsiz yere, tesadüfen var olduğu, insanın da tarihsel süreçte evrimleşmiş, düşünen bir hayvan olduğu şeklindeki ‘temel argümanları’ da, aynı felsefenin, özellikle de tarihle ilgili -mecburî-yorumlarındandır…

Irkçı-milliyetçi düşüncelerin oluşturma çabasına girdikleri kendi tarih felsefelerinde de; kendi düşünceleriyle, yani kendi ırklarının ne denli zekî, yetenekli, güçlü ve yönlendirici olduklarıyla ilgili, ‘tarihsel ispatlamalara’ gidilir. ‘Hitit mi-Eti mi?’ meselesinden Güneş Dil Teorisine, Âri-Germenlikten Anglo-Sakson ata Piltdown Adamı gibi–gerçekten trajikomik–bir dolu ‘delil’; böylesi her türlü ‘efsaneyi’ gözü kapalı delil olarak kabul edecek yığınlara sunulur. Böylece her topluluk, hatta sülale, kendilerine tarihten–zorlama–kökenler bularak, ‘asaletini ve derin köklerini’ göstermiş olurlar. Nazilerin, kendilerini Roma’ya, Baasçıların Babil’e, Kemalistlerin Eti diye adlandırdıkları Hititlere atfetmeleri vs. gibi örnekler, tarihte çokça rastlanır vakıalardandırlar.

Semavî dinlerin yorumladığı tarihte ise yine atıflar ve delillendirmelerle birlikte, daha kuvvetli bir ‘kendine haslık’ söz konusudur…

Semitik ya da Siyonist anlayışca ‘İl’ ya da Yehova, bu dünyayı insanların imtihanı için yaratmış ve kendisiyle insanlar arasında bir ‘zincir halka’ olarak da ‘kutsal’ Yahudi milletini yetkili kılmıştır. İlk çağlardan günümüze insanlık tarihi de, bu milletin o görevini yapabilmesi yolunda karşılaştığı destekler-köstekler mücadelesi tarihidir aslında. Onlara göre II. Sargon’un da, Nabukad-nezar’ın da, Eski Mısır’ın da, Roma’nın da, Ortaçağ Batı Avrupasının da, Nazilerin de ve başka muktedirlerin de sanki sözbirliği etmişçesine Yahudileri aynı trajik sonuçla, sürgünle cezalandırmalarının sebebi, bu gibilerin Tanrı’nın bu millete takdir ettiği mertebeyi kabul etme noktasındaki gafletleridir.

Hıristiyanlıkça, kutsal gökyüzü krallığının yeryüzündeki hükümranlığına çalışanların mücadelesidir tarih. Hz. Adem’in cennetteki hatasından dolayı her insanın o günahla kirlenmiş bir vaziyette doğması; Göklerdeki Baba’nın da, böylesi bir günaha kefaret olarak kendi biricik oğlunu, “Eşsiz Fedakarı” kurban seçmesi üzerine kuruludur tüm insanlık… Ve vaad edilen o hükümranlık günleri için de sürekli bir hazırlık ve mücadele tarihidir insanlık tarihi…

İslam’ın tarih yorumu ise kısa, kesin ve daha bütüncüldür: İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem’den itibaren gönderilen her peygamber, Tevhid dinini savunmuştur. Ve aslında tüm insanlık tarihi, gönderilen o tevhidî dinlerin yoldan çıkanlarca tahrif edilmesi veya tahrif edilmeye çalışılması ile, inananların buna karşı mücadelesi tarihidir.

Ancak, bu örnekleri anlatma nedenimize gelirsek; ideolojilerin, dinlerin, siyasî yapıların kendilerine has tarihi yorumlarına ve kendilerine tarihten atıflarda bulunmalarına karşılık, konumuz olan emperyalizmde, bunlardan eser olmadığını görürüz!

Toplayıcılıktan ilk köylere; Asur ticaret kolonileri ‘çağından’, Fenike deniz kolonilerine; İyon-Yunan Akdeniz filolarından, Roma “Emperyumuna”; Coğrafî keşiflerin âmillerinden, Batı Avrupa sömürgeciliğine; ve son olarak da, son devirlerdeki hakim güçlerin, ekonomik-kültürel-küresel sömürgeciliğine kadar sayabileceğimiz her sömürge tarihinde önde gelen hiçbir sömürgeci kendisine, sömürgecilikte tarihten atalar, kökler bularak meslekî atıflar yapmaz.

Halbuki bu o kadar da mümkün iken, bunu yapmazlar, yapamazlar. Emperyalist zihniyet, kendileriyle aynı şeyi yapmış olan tarihteki ‘meslektaşlarına’ atfetmek istemez kendini… Aynı şeyi yapıklarını kabule yanaşmaz. Ve kendisini böylelerine atfedenleri de affetmez.

Çünkü mesleklerinin, ( meslektaşlarının tarih boyunca yaptığı gibi) ne aşağılık bir sürecin sonucunda edinilmiş olunduğunu içten içe bilir.

Çünkü üstünlük vesilesi kıldıkları medeniyetlerinin, aslında ne türden bir hak, hürriyet, emek ve hayat sömürüsünden damıtılmış kirli kazançlarla şekillendiğini bilir.

Fikir babaları bilirler çünkü: “Güçlü olan kazanır”, “Yutulmak istemezsen, küçük balık olma”, “Ezmeyen ezilir” türü zalimce mazeretlerine RAĞMEN yaptıkları; Yüce Yaratan’ın, rızık ve nimet noktasındaki taksimatına riayet etmeme, yani başkalarının haklarını sömürerek güçlenme açgözlülüğüdür!

Neticede anlıyoruz ki: faşizm, ateizm vs. türü, insanlığı ne türden acı maceralara sürüklemiş fikirlerde bile, kendilerine tarihten, derin kökler bulma gibi bir gayret bulunuyor.

Ancak emperyalizm ne fena bir ‘yaşayış tarzıdır’ ki; aynen günümüzde kimsenin kendisini hain Yahuda’nın, Firavun’un ya da Ebu Leheb’in nesline atfetmemesi misali; emperyal ruhlar arasından, kendilerinin emperyalist köklerle anılmasına razı olanlara da rastlanmıyor! Ki bundan dolayı da sömürgecilik; temelde hakları gasp etme üzerine kurulu, nesebi gayr-ı sahîh bir fikriyattır.

  27.04.2009

© 2015 karakalem.net, Mustafa H. Kurt

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut