Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Dindar Ötekiyi Tasvip Etmek
–Abdülhakim Murad

[*4.676 yazı içinden]

Görecelik ve gerçeklik

Mustafa H. Kurt

DERS EDEBİYATTI. Öğretmenleri, bir dergiden aldığı şiir üzerine yorum yapmalarını istemişti tüm sınıftan. Böylelikle şiirde dile getirilen duygu ve düşünceler, gönüllü birkaç öğrenci tarafından enine-boyuna irdelenmişti. Durumdan memnun olan öğretmen, daha sonra şiir hakkındaki kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmeye başladı. “Şair şu satırlarda şuna değiniyor, devamındaki şu sözleriyle de şu konuyu imâ ediyor; şu sanatları kullanarak, şu şairlere cevaplar veriyor” gibi, konu hakkında aydınlatıcı bilgilerini de sunarak dersi toparladı. İşte tam da bu sırada, dersin başından beri suskun kalan bir öğrenci söz aldı. Orta sıralardan, büyük bir şaşkınlık, hatta hayreti ifade eden bakışlarıyla ayağa kalkan delikanlı, “Hocam!” dedi, “O dergiye o şiiri ben göndermiştim, bu bana ait bir şiir; ama, dersin başından beri ifade edilen şeylerin hiçbirini kasdetmedim ben bu şiirimde…”

Hayat serüvenimiz içerisinde, kim bilir yukarıda anlatılan öğrencinin yaşadığı şaşkınlığa eş nice durumlarla karşılaşmışızdır. Herhangi bir konu ya da olay üzerine sahip olduğumuz nice fikirlerimiz; ya da bir sonuca ulaşma gayesiyle bizi harekete geçiren çoğu niyetlerimiz, kendilerine tamamen yabancı, hatta zıt libaslara sokularak tanımlanabilmişlerdir…

Böylelikle, kimi zaman meramını anlatamamanın hüznü; kimseler inanmasa da gerçek olduğuna emin olunan bir hakikatin farkında olma huzuruna bile baskın gelebilmiştir. Ruhumuz Galileo misali, nice Engizisyonlarda, ‘güneş dünyanın etrafında dönüyor’ ızdırabını yaşayabilmiştir... Vicdanlı gönüller, ‘bana göre, sana göre, bizim millete göre, yasalarımıza göre, kendi geleneklerimize göre’, türü göreliliklerin ellerinde incitilen ‘hakikate’ şahit oldukça, sanırım en büyük ızdıraplardan birini yaşamak zorunda kalmışlardır. Ve hakikatin savunucuları, o genç şairin ulaşabildiği hakikatı kurtarma fırsatına, her zaman sahip olamamışlardır. Ama buna rağmen, hakikat huzurunun o dayanılmaz cazibesi, “Tüm dünya aksini iddia etse de, ben bu hakikati savunuyorum” asaletini netice verebilmiştir çoğu zaman.

Bu, işin ‘iç aleme’ bakan boyutlarından biri.

Bir de dil cambazlığı var... İnsanın; ‘dış dünyada’ gerçekliği görelileştirme çabasının en etkin ‘silahlarından’ biri var. Gün gibi ortada bir gerçekliği, sofistike oyunlarla inkar etme ve ettirebilme gibi bir maharete sahiptir kimi insanlar. Eski Roma’nın meşhur bir hatibine atfedilir; hem dili kullanma becerisini ispatlama, hem de ‘mutlak’ bilinen şeylerin, -kendince- aslında pek de öyle olmadığını gösterme hevesinden midir bilinmez, iki gün arka arkaya halka hitap eder bu hatip. İlk gün adaletin lehinde, ikinci gün aleyhinde konuşur. Her ikisi de çok ses getiren, büyük beğeni gören konuşmalar olarak geçer tarih kayıtlarına…

Oysa aklın yolu birdir; ve aklını o yolda bırakmayan herkes, adaletin bu kainatı bile ayakta tutan hakikatlerden biri olduğunu bilir. Buna rağmen adaletin aleyhinde atılan nutuk da tıpkı lehinde verilen gibi dinleyenlerini mest edebilmiş, kendine o anlık taraftar bulabilmiştir. Bu, aslında şunu gösteriyor ki; gerçeklik, her zaman ayan-beyan ortada olmasına rağmen; önü bazen ‘duvarlarla örülerek’ kimi gözlerden saklanabilen birşeydir. Ve hakikat diye yutturulmaya çalışılan nice yalanlara ise, aslında hakikatin önünde birer perde olma görevi yüklenmiş olabilir…

Burada en önemli meselemiz şu olmalıdır: Perdelerle gizlenmiş hakikatler, mahiyetinden, yani mutlak doğruluğundan birşey kaybederler mi? Körlerin, dokundukları fili tarifleri, fili sadece yumuşak ve ince bir varlık; ya da uzun, kavisli bir hortum vs. kılabilir mi? Ya da güneşin dünyanın etrafında döndüğünü söylemek, dünyanın güneşin etrafında dönmesini mi engeller? Bunlara verilecek cevabımızın kesinliği derecesinde emin olmalıyız ki: Gerçeklik; ne müşteri bulamamakla zıddına inkılab eder, ne de aksini iddia edenlerin çoğunluğuyla değerinden ve mahiyetinden bir ey kaybeder…

Ne var ki, hakikat her zaman aksiyle incitilmez... İyiniyetli de olsa, eksik veya yanlış tanımlamalar da bazen ‘perde’ görevi görürler. İşte, bunlar karşısında da duruşumuz ve hakikate olan güvenimiz, aynı derecede kararlı, güven verici tarzda olmalıdır. Çünkü birileri aksini iddia etmiş olsa da, ‘dünya güneşin etrafında dönüyor’ olduğu gibi; fil de kavisli ve uzun bir hortumdan ibaret değildir. Yani birinci örneğin hakikat olana nispetle küllî yanlışlığının yanında; fili sadece dokunduğu kulağından tanıyan âmâ bir insanın, hakikat karşısındaki taassuplu ve eksik kararlılığı da aynı sonucu netice verebilir: Hakikatin ortaya çıkışını engellemek!.. Hakikat taliplerince, talep ettikleri şeyin elde edilememesini sağlayan her türlü ‘illetin’, netice verdikleri hakikatten sapmış olma durumundan dolayı, kendileri için birer düşman olduklarını anlamaları çok önemlidir. Bütün dünya doğrudan inkar etse de; ya da tüm halklar doğrudan değil de, yanlış tanımlamalar ve yorumlarla dolaylı yollardan hakikatten sapmış olsalar da, Hakikat birdir ve değişmez… İster şöyle tarif edeyim, ister şöyle tanımlayın; ister şu şekillerde inkar edilsin, ister diğer bir biçimde bir yalanla değiştirilmek istensin faydasız. Gerçek olan şey oradadır, Hakikat tertemiz ve dosdoğru bir şekilde her zaman yerindedir.

Kişiye göre tanımı ve niteliği değişecek şey ise gerçeklik değil; her şuur sahibine bahşedilmiş olunan bir cüz’î irade serbestliğinin olaylar, eşyalar ya da fikirler karşısındaki tezahürüdür.

Dünya karşısında duygu ve düşüncelerin çeşitliliği, belki dünyadan gelip geçen kişiler sayısınca bol olduğu gibi; bu bolluk, asıl hakikat olan dünyanın İnd-i İlâhi’deki tarifine–haşa–ulaşamaz ve etkileyemez… Örneğimize de dönecek olursak: Fil yalnız hortumundan ya da yalnız kulağından ibaret olmadığı gibi, kulağa ya da hortuma sahip olması gibi hakikat ama eksik tanımlarla fili tarif etmekle de sonuca ulaşılamaz, hakikat tecelli edemez. ‘Bana göre, sana göre, kültürümüze göre, halkımıza göre’ değil; bakış açımızı, hak ve hakikatin aslı olan ve Mutlak Hakikat olan Din-i İslam’a göre çevirmemiz, göreliliğimizi ‘İslam’a göre’yle değişmeliyiz.

Son olarak diyebiliriz ki, bir Alman atasözünde de ifade edildiği üzere, “Hakikat güneşle birlikte (akşam) batıp gitmez!” Batan şey ancak bizim dogmalarımız, yanlış inançlarımız ve kökleşmiş zehirli tasavvurlarımızdır!.. Vesselam.

  24.04.2009

© 2015 karakalem.net, Mustafa H. Kurt

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut