Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.653 yazı içinden]

Lafız ve anlam

Abdullah Taha Orhan*

NE ZAMAN Risale-i Nur’un diline dair bir tartışma açılsa nedense söz dönüp dolaşıp sonunda sadeleştirme meselesine gelir. Ve tartışma o noktada kilitlenir, çünkü kritik bir ayrım vardır bu noktada. Kur’an’ı yorumlamada karşılaşılan gelenekçi-modernist ayrımı gibi, ya sadeleştirme taraftarısınızdır ki bu birçok çevreden dışlanmanızı gerektirecek ciddi bir problem olarak telakki edilecektir, ya da sadeleştirme karşıtı, bir anlamda gelenekçisinizdir ki bu da şu anki ana-akım Nur camiasında makbul olan tutumdur.

Bu yazı, Risale-i Nur’un dili üzerine olacak, fakat artık anlamsızlaşan, verimsiz sadeleştirme tartışmalarına olabildiğince değinmeyen bir yazı olacak. Tek cümleyle ifade etmek gerekirse, bu yazının müellifi ne sadeleştirme taraftarıdır, ne de karşıtı. Fakat kendisini Risale-i Nur talebesi olarak tanımlayan, Risale-i Nur’un intişarını ve anlaşılmasını hayatının merkezine koyan bir kişidir.

Risale-i Nur’un intişarı ilk yazıldığı dönemlerde elle çoğaltılarak oluyordu ekseriyetle. Kimi zaman Üstad’ın el makinesi tabir ettiği daktilo ile ya da küçük matbaa makineleriyle de çoğaltıldığı olurdu. Elle yazılan nüshaların tamamı hatt-ı Kur’an ile idi.

Makine ile çoğaltılan nüshalar da ilk başlarda ekseriyetle hatt-ı Kur’an ile idi. Fakat 1928’de yapılan harf devrimi ile eski yazıyla kitap çoğaltmak çok zorlaşmaya başladı.

Ve Üstad bu dönemde yazdığı mektuplarında “el makinesiyle mümkünse eski hurufla, değilse yeni hurufla... yazılsın” kaydını düşmeye başlar.*1

Ancak zamanla, eski hurufla yazmayı zorlaştıran tek unsurun rejimin doğrudan baskısı olmadığı anlaşılır. Zira artık gençlerin ekserisi eski hurufu bilmemektedir ve bu sebeple Risale-i Nur’un mesajının en mühim muhataplarından olan büyük bir kitlenin Nurlardan mahrumiyeti söz konusudur.

Bu ihtiyacı gören Bediüzzaman bütün bütün Risale-i Nur mesleğine zıt olduğu halde, yeni hurufla da Nurların yazılmasını ister talebelerinden, ta ki eski hattı bilmeyen gençler bütün bütün istifadeden hali kalmasınlar.

Risale-i Nur’un önemli bir vazifesinin de huruf-u Kur’aniyeyi muhafaza olduğunu müteaddit yerlerde ifade eden Üstad,*2 buna rağmen “bir ihtar-ı manevi ile izin” verildiğini söyler yeni hurufa.*3

Harf inkılâbı alfabeyi değiştirdiği gibi zamanla dilin muhtevasını da değiştirir ve bir ikinci ihtiyaç daha ortaya çıkar Nurların intişarı için. O da kullanılan kelimelerdir.

İlginçtir ki biz telifinden 70–80 sene sonra hala, gençlere anlamadan okumalarını, yavaş yavaş kelimelere alışacaklarını söylerken; Üstad, bizatihi eserin müellifi, henüz Risale-i Nur’un telifi tamam olmamışken, gençlerin anlamalarının kolaylaştırılması için “bazı kelimat-ı Arabiyye’de tasarruf” edilmesinden bahseder.

“Fakat yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçenin farklı olduğundan yeni Türkçe için bazı kelimat-ı Arabiyyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risale-i Nur yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı göremeyen gençlere teshilat olmak için bazı tabirleri değiştirirseniz iyi olur.”*4 [kalın yazılar bana ait. ATO]

Asrın müceddidi olarak zamanı çok iyi okuyan, ibn’üz-zaman olan Bediüzzaman burada da önemli bir zaman okuması yapar. Değil 70–80 senede, 20 senede dahi dilin değiştiğinden bahseden Üstad, bir kuşak öncesini göremeyen ve önlerine konulan kitaplarda dahi bir kuşak öncesini görmeleri engellenen gençlere “teshilat” olması için, bazı kelimat-ı Arabiyye’de tasarruf edilmesinin, değiştirilmesinin iyi olacağından bahseder.

Çünkü Risale-i Nur’un varlık sebebi imanı kurtarmaktır. Ve zaten bunun için Üstad bu eserleri çok ilmi bir formda Arapça yazabilecekken, bu toprakların insanları tarafından anlaşılması için Türkçe kaleme almıştır. Dahası bu “taviz”le yetinmeyip “bütün bütün mesleğine zıt olduğu halde”, “bir ihtar-ı manevi ile” yeni hurufla da basılsın der. Ve bir adım daha ötesinde, kuşak değişmesiyle beraber, hele bir de harf inkılabı gibi bir “devrim”i yaşamış neslin gençliği için, onların da Nurlardan istifade etmeleri ve bu sayede imanlarını kurtarmaları için bazı kelimeleri değiştirir ve talebelerine de bunu tavsiye eder.

Şefkat üstadı şefkatli Üstad, , gençlere “teshilat” olsun diye kendi kelimelerini, aslında hiç de tasvip etmediği “yeni” kelimelerle değiştirir.

Bu mektubu görünceye kadar doğrusu Üstad’ın neden “duygu” gibi “yeni” kelimeleri kullandığını anlamazdım. İhtiyacı mı vardı ki Üstad’ın bu kelimeyi kullanmaya, dağarcığında yerine kullanabileceği o kadar kelime varken?

Sonradan anladım ki bunu kendisi için değil muhatapların ve bilhassa gençlerin ihtiyacı için yapmıştı.

Buradan kendime şu dersi çıkardım: kendi yaşıtları tarafından dahi anlaşılmayan, yazdığı mektuplar lugatlerle okunup anlaşılmaya çalışılan ben aslında yanlış bir yol tutturmuş gidiyordum. Maksat iman hakikatlerinin neşri ve muhataplarına ulaşması ise, kelimeler ancak birer vasıta hükmünde kalıyordu. Onları amaç haline getirmeye hiç gerek yoktu.

Ve bu noktada nasıl ki Risale-i Nur bizi Kur’an’a taşıyan bir vasıta idi, “dava değil dava içinde bürhan” idi. Aynen öyle de, artık bizi Risale-i Nur’a taşıyacak eserlerin elzem olduğunu, bu eserlerin ne kadar önemli bir fonksiyonu icra ettiklerini anladım. Bu vesileyle, kendi Risale-i Nur maceramda önemli bir yer teşkil eden muhterem Metin Karabaşoğlu gibi Risale-i Nur adına değil, Risale-i Nur üzerine düşünce üretiminde bulunan yazarların ne kadar mühim bir ihtiyacı giderdiklerini anladım.

Hâsılı, Risale-i Nur üzerine fikir üretiminin, hatta şerh misali çalışmalar yapmanın çok önemli olduğunu anladım. Zaten bir eser üzerine şerh yazılıyor olması, o eserin büyüklüğüne delalet eder. İmam Gazali gibi, İmam-ı Azam gibi büyüklerin eserleri üzerine yazılmış şerhler çoğu zaman bizi asıl kaynaklarına götürüyor, esas metni anlamamızı sağlıyor. Üstadın dediği gibi; “lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etm[iyor], baki kal[ıyor].”


  1. örnek olarak bkz. Kastamonu Lahikası, s. 232, Tenvir Neşriyat, İstanbul 1991.

  2. age. s. 232

  3. age. s. 162,

  4. age. s. 162

  21.04.2009

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut