Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Mahsulü bal olanlar
–Rabia Nazik Kaya

[*4.641 yazı içinden]

SİYASETİN ÇİRKİN YÜZÜ, yâhût AK VE SAÂDET KAVGASI...

Hüseyin Yılmaz Yazara Mesaj Gönder

İNANDIKLARIMI SÖYLEME ihtiyacı, zihnimi muhasaraya teşebbüs eden evhâm bulutlarını kuvvetli çöl rüzgârları gibi, def’aten dağıtıyor. Aksi takdirde yazı yazmak, düşündüklerimi ifâde etme imkânı kalmaz... Zirâ, okuyucu, en ufak vesileleri de büyük bahanelere çevirmek ve taarruza geçmek için, elde yalın kılıç hazır bekliyor, çoğu zaman. Maksadı, yanlışınızı tashhih değil, kellenizi gövdenizden ayırmak. Umûmiyetle bu temiz ölüme râzısınız ama, onunla da iktifâ etmiyor; hıncını yatıştırmak için kellenizi mızrağa geçirip teşhir ederken, leşinizi de itlerin önüne atıyor. Arkanızda sahnelenen, her ölünün hakkı olan dinî bir merasim değil, denîce bir tertib...

Ne yapalım, irfân kıtlığının zelil ettiği insanımıza yine de hitab etmeye, el uzatmaya mecburuz. Yazarın kaderi, çoğu zaman, muassırlarınca anlaşılmamak; sadece yazarın değil, düşünen herkesin... Kardeşlerimizden düşünce tashihi ve yol gösterme maksadı taşıyan irfân dolu yorumlar yerine, niyet okuyan, mahkûm ve tahkir eden yorum ismi takınmış tükürükler geliyor diye, susalım mı? Hayır!.. Susmayacağız, susamayız... Bir kaç adım önde yürümek, Mûsa olmak demektir... Arz’ı Mev’ud’a götürmek istediklerinizin her türlü naz ve niyâzı gibi, tahkir ve itirazlarını da göğüslemeye mecbursunuz; mecburuz... Son nefesimize kadar, hak ve hakikat taharrisi için yürümekte devam edeceğiz; durmak, düşmek demektir. Düşmemek için de yürüyeceğiz...

Bu girizgâhın sesebi, kalemin ucundan dökülmeyi bekleyen satırlara bir hüsn-ü kabûl hazırlamaktı... Mümkün mü, bilemem...

Mahallî seçimlere on gün kala siyâsî arenâ tam bir mezbeleliğe dönmüş vaziyette... Haysiyet ve şerefini düşünen, urbasında mukaddesâttan nişân taşıyanların bu arenâda yeri yok, olmamalı. Haber saatlerinde ekranlardan odalarımıza, oradan da zihin ve gönlümüze kerâhet selleri boşanıyor... Küfür ve hakâretlerin gırla gittiği, ahlâksızlığın bütün ar damarlarını çatlattığı bir cedelleşme bu. Ne oluyoruz? Meğerse beyler, milletin teveccühüne liyakatlerini isbat için boğazlaşıp küfrediyorlarmış... Bediüzzaman’dan bir kaç hakikat zihnimi şimşek parıltılarıyla aydınlatıp geçiyor: “Menfaat üzerine dönen siyâset canavardır.” (Mektubat; 456 ) “Siyâset, efkârın âleminde bir şeytandır; istiâze edilmeli...” (Sözler; 658)

Bu arenâdaki boğuşmaların en elimi, AK Parti ile Saâdet Partisi arasında cereyan edeni... Bir babanın çocukları gibi, uzun yıllar aynı sofradan beslenip, aynı kaynaktan hararetini gideren kardeşler arası küçük bir niza değil bu; ölüm kalım savaşı... Âdem’in çocukları bir daha birbirilerinin varlıklarından rahatsızlar, Habil ile Kabil’in kavgası ibret dersi telkin etmemiş, adetâ menfiyi teşvik eden bir rehber olmuş... Niçin? Değer mi?..

Şu denî dünya, bu kadar haysiyetsizliğe değer mi; üçbeş yıllık dünyevî saltanat için bunca ahlâksızlık irtikâb edilebilir mi? Maksad, Allâh rızâsı için millete hizmetse, bu kavgada Allah’ın rızâsı yok, olamaz... Maksad, bütünüyle dünyevî bir menfaat ve siyâsî bir hırsın tatminiyse, mukaddesâttan işaret taşıyan urbalarınızı sırtınızdan sıyırıp bu pis arenâya çıplak buyurunuz. O zaman, diğerleri gibi, tam serbest ve hür olursunuz: Bütün işretler serbest, bütün ahlâksızlıklar mübah, bütün küfürler emre hazır nârâ... Keyfinizce boğuşunuz, yahût hayâsızca...

Ama çehrenizi, sünnete muvafık bıyıklar süsleyecekse; simânızı, her şeye rağmen bütünüyle terketmeyip zayıf düşmüş uhrevî bir ışıltı aydınlatacaksa, daha müeddeb olmaya mecbursunuz. Sadece ikiz kardeşinize karşı değil, hasımlarınıza karşı da edebinizi muhafaza etmelisiniz... Üstâd haklı, millet bütün sınıf ve şuubatıyla yüzde altmış yetmiş mütedeyyinleşmedikçe, dindar yaftası taşıyanlar, siyâset aranâsına bu kadar fütursuzca atlamamalı...

Sonra bu yersiz kavgada, amme menfaati de yok... Saâdet Partisi’ni bir çok yerde teşvik eden veya müsamaha ile karşılayan CHP ve MHP’nin müteharriki Saâdet muhabbeti değil, AK Parti adavetidir. Ama Saâdet bunu görmezlikten geliyor... Bu iki parti birbirilerine amansızca kılıç çekip, tâkattan düşürerek hasımlarının ekmeğine yağ süreceklerine, akıl ve insaf düsturları içinde işbirliğine gitmeliler. İkisinin boğuşmaları üçüncüye galibiyet sağlıyorsa, bu vebali taşımamaları iktizâ eder... Ama bunun alâmetleri görünmüyor. Bu zor işi gerçekleştirmek, bütünüyle vatandaşın ferasetine kalmış gibi. Yazık!...

Bediüzzaman’ın sesi kulaklarımda çınlamaya devam ediyor: “Birbiriyle boğuşanlar, müsbet hareket edemezler...” (Mektubat; 259) Doğrudur Üstâd’ım, üstelik bugün bu derse, herkesten çok, şâkirdlerinin ihtiyacı var... Emvâttan himmet beklenilmez, ama sen ölü değilsin, tasarrufun devam ediyor; müjde sana âit ve himmet bekliyoruz...

  19.03.2009

© 2015 karakalem.net, Hüseyin Yılmaz

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut