Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.673 yazı içinden]

BİZLER DE BÖYLE MİYİZ?

Halil Köprücüoğlu Yazara Mesaj Gönder

PATAGONYA MI Minye mi ülkenin ismini tam bilemiyorum, televizyon kanallarından birinde aylardır süren bir Yemek Yarışması var. Muhakkak seyretmelisiniz. Pek çok şey ifade etmekle beraber, beni ilgilendiren yönü daha ziyade insan ilişkilerinde gelinen noktadır.

Perişan halimizi o kadar açıkça ortaya koyuyor ki anlatamam; muhakkak kendiniz görmelisiniz. Hem de idrakinize tam kazımak için tekrar tekrar bakmalısınız. Ben seyrederken inanın dehşete düşüyorum. Nezaket perdesiyle öyle davranışlar sergileniyor ki siz de hayret edersiniz

Bırakın beraber yaşamayı, bütün zekâvetlerini kullanarak hata arayan, kusur üreten bu insanlar, insanlığın kemâlat kapısını tıkayacak kadar çoğalmış. Siz ne yaparsanız yapın bu programdakiler muhakkak hata buluyorlar, kusur üretiyorlar.

Tuzlu yapsanız suçlusunuz, tuzsuz yapsanız yine suçlusunuz! İstediğiniz kadar “Herkes kendi istediği gibi ayarlasın diye böyle yaptım” deyin, anlatamazsınız. Neden mi? Sonradan eklenen tuz yiyeceğin içine tam sirayet etmiyormuş da ondan! Biraz fazla pişirseniz, erimiş oluyor. Biraz diri tutsanız, mübareklerin dişleri kesmiyor, zehir yemiş gibi yüzleri hemen buruşu veriyor. Peynirli bir şey yapsanız muhakkak peynir yemeyenler var. Peynir koymazsanız “Peynirsiz sofra mı olur” ithamına maruz kalırsınız. Tarhana çorbası mı yaptınız,”Hiç yemeyen” var. Süt mü kullandınız, yandınız, hiç sevmeyen çıkıyor. Fıstıklı tatlımı yaptınız, tatlıda asla yemeyen oluyor. Et pişirdiniz ise yine yandınız.”Bu da yemek mi canım. Çok kalay bir şey tercih etmiş” deniverir. Mahalli farklı bir sebze yemeği yaptınız. Resmen yandınız. Bilinmeyen şeyi neden yaparsınız! Sofra süslü mü “Bu ne lüzumsuz kalabalık”. Sade bir masa mı kurdunuz. “Misafire hiç mi değer verilmiyor” Her şeyiniz tamam mı? “Neden çatal ve kaşık ikişer tane konmadı.“ Veya “Bu bıçak ve çatallar biraz kullanılmış gibi, çizik çizik…” oluveriyor.

Hiç hatanız yok mu? “Bu bardaklar eski model.Su içilemez durumda.” Onlar da güzel mi. “Biz kadeh türü ayaklı bardakla su içeriz” denemez mi. Velhasıl “Güzellik Oyununun” tam aksi oynanıyor sanki. Kurtulmak İMKANSIZ. Bu davranışlarını hem kamera önünde hem de pervasızcasına yapabiliyorlar.

Bediüzzaman Hazretlerinin ilk defa aldandığını (!), doğruyu bulamadığını (!) bu programda defalardır seyrediyorum! Çünkü:

“Hem bilirsin: Küçük bir adam, küçük bir haysiyetle, küçük bir cemaatte, küçük bir meselede, münazaralı bir dâvâda, hicapsız, pervâsız, küçük fakat hacâlet-âver bir yalanı, düşmanları yanında hilesini hissettirmeyecek derecede teessür ve telâş göstermeden söyleyemez.(93)

diyen Bediüzzaman belki ilk defa aldanıyordu (!).

İnsanlar çıldırmış, şaşırmışlar. Hicapsız, pervasız, teessür ve telaş göstermeden milyonlarca insana ve rakiplerine gösterilecek bir yayının çekimi esnasında kamera önünde öyle davranışlar sergiliyorlar ki ben insanlığımdan utandım.

Bazı arkadaşların “Bir yarışmada rakiplerin kusurunu görmeleri lazım” demelerine asla katılmıyorum. Yarışmanın da, varsa rakiplerinin kusurlarını bulmanın da insana yakışır bir adabı olmalı.

Fakat beni enterese eden bu yemek yarışması da değil, onun perişan insanları da değil. Ben ruhen, kalben, mizacen beraber olduğum, inşallah ahirette de beraber olacağımız Nurlu insanlarla olan ilişkilerimizden rahatsızım.

Çoğu zaman mü’minlerin ve hatta Nurlu müminlerin bile ayni bu yemek yarışmacıları gibi davranışlar sergilediğini maalesef üzülerek, yanarak seyrediyorum. Daha mertçe bir ifadeyle, bu ölçüsüz ilişki örneklerini, ben de dahil olarak, sergilediğimizi üzülmenin yanında, utarak itiraf ediyorum.

Ancak 1111.karakalem.net sitesindeki “R.Nurun İyi Bir Talebesi Olmak İçin Tam Islah Olmaya Karar Verdim” başlıklı yazımı da okumanız lazım. Çünkü son beş-altı yıldır kusurlarımın iyice farkına vardım. Ciddi şekilde kendimle mücadele ediyorum. Maalesef tespit ettiğim pek çok yanlış davranışımı hala tamamen düzeltemiyorum.

Nasıl olmuş da bunların yıllarca farkına varmamışım, varamamışım. Ve nasıl oluyor da farkına vardığım halde, hala daha pek çok halimi nasıl değiştiremiyorum. Sanki Kutsî Kaynaklarca en güzel şekli belirlenmiş his ve latifelerimin kullanma, tezahür ettirme şeklini beğenmiyor; daha iyisini bilirmişçesine ukalalık (!) ediyordum. Şaşırmış his yönetimimle, nezaket kurallarının çok dışında ama hiç rahatsız olmadan, halimin perişanlığının farkına bile varmadan nasıl da kasılarak yaşamışım!

Geçen Çarşamba, mütalaalı İ.İcaz dersi esnasında, münafıklar bahsini okurken, yine dehşete düştüm. Bence bu bahsin tetkiki esnasında aklıma gelenler çok önemliydi. Onları arkadaşlarımla da paylaştım.

Yani, "Sağır, lâl, dilsiz, kör olup dönemezler."satırları beni dehşete düşürmüştü. Münafıklık ille de inanmadığı halde inanır görünmekten ibaret olamazdı. Belki de bu ayetle ortaya konulan “Sağır, lâl, dilsiz, kör olup dönememek…” halleri, bizlerde de ESER seviyede de olsa bulunabilirdi.

Son kırk yıl içinde öyle şeyler yaşadık ki pek çok “Harb-i Umûmi” görmekten daha beter olduk. “Harb-i Umûmi gören yaşlıdır” sözü eğer ilmî bir veri ise halimiz gerçekten çok feci olmalı… Evet, maalesef tam da öyle bir haldeyiz...

Hem de “İhsan-ı İlâhi tarafından omzumuza konan kutsi bir vazife yaparken”; “Ümmet-i Muhammedi sahil-i selamete taşıyan gemide hademelik esnasında…”; kimselerde bulunmayan Uhuvvet ve İhlâs Risalelerini yıllardır okuyup anlatırken, bu halleri sergilemek her yiğidin(!) harcı olmasa gerek. “Cephemizden kırk ikilik top atılıp düşman inhizama sevk edilirken” bile “Neden ben atmadım” demeye hâlâ devam ediyorsak, gerçekten biran önce toparlanmaya ihtiyacımız yok mudur?!

Bu yemek yarışması denilen rezil ilişki yumağını tekrar tekrar nefretle seyrederken, utanarak da olsa hislerimi Kutsî Kaynaklar ve Nurlu Eserler muvacehesinde yeniden ve daha hassas bir şekilde yönetmeye defalarca yemin ederek karar verme imkânı buldum.

Düzgün yaşayanları gerçekten tebrik ediyorum. Benim gibi kusurlu yaşayanları ise, kendilerini inceden inceye tetkik etmeye, eksiklerini, hatalarını muhakkak ama muhakkak görmeye, tespite çalışmaya; ömür sona ermeden doğru dürüst NURLANMAYA davet ediyorum.

Birbirimize dua edelim. Bu mücâhedenin inceliklerini birbirimize aktarıp muhakkak yardımlaşalım. Allah hepimizi muvaffak etsin.

  28.01.2009

© 2015 karakalem.net, Halil Köprücüoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut